Zemin kelimelerimize ne oldu?
Yazar ve Şair Mustafa Köneçoğlu’nun “Zemin Kelimelerimize Ne Oldu?” başlıklı yazısı, toplumda güvenin, ahlaki değerlerin ve ortak anlam dünyasının kaybolmasını anlatıyor.
Yazar ve Şair Mustafa Köneçoğlu'nun "Zemin Kelimelerimize Ne Oldu?" yazısı şöyle:
Kelimeler bizi varlığa bağlayan anlam ipleridir. Kelimeler sayesinde varlığa anlam veririz. Eşyayı ve insanı kelimelerle bir anlama sabitleriz. Kelimelerin sabitlediği dünyada kendimizi güvende hissederiz. Kelimelere yüklenen anlamla sabahleyin “ev”imizden çıkar, akşamleyin güvenle “ev”imize döneriz. Bir evimizin olduğunu, evimizin “orada” olduğunu yine kelimelerle biliriz. Çünkü kelimeler “ev”imizdir, “yurd”umuzdur, “yuva”mızdır.
Kelimelerle dünyaya gelir, kelimelerle dünyadan göçeriz. İlk duyduğumuz kelimeler, bu yabancı diyardan korkmamamız gerektiğini söyleyen “Allah büyüktür” kelimeleridir. Allah büyükse korku yoktur. Allah büyüktür hükmüyle kim olduğumuzu, kimin kulu olduğumuzu biliriz. Yerimizi de…Dünyadan göçerken de yine kelimelerle uğurlanırız: “Allah rahmet eylesin.” Bizi rahman ve rahim olana emanet eden Allah rahmet eylesin duası hep yanımızdadır.
Kelimelerle varoluşsal bir bağımız var. Onlarla yaşayıp onlarla ölüyoruz, onlarla varız.
Kelimelerle yazı yazıyoruz, hayal kuruyoruz, renk seçip resim yapıyoruz.
Kelimeleri yine kelimelerle sınıflandırıyoruz. Bazısıyla düşünüp bazısıyla eyleme geçiyoruz.
Bazı kelimelere yaslanıyoruz, her şeyin temelini onların üzerine kuruyoruz. Onlara zemin kelimeler diyoruz. Çünkü onları zemin metinlerimizden devşiriyoruz: “hüsnüzan” gibi, “itimat” gibi, “güvenmek” gibi.
Zemin metinlerimiz anlam haritamızsa zemin kelimelerimiz aynamızdır. Aynamız ne kadar sağlamsa biz de o kadar sağlıklıyızdır. Aynadaki her çatlak yaşantımızdaki sarsıntının yansımasıdır. Her sarsıntı üzerinde ittifak ettiğimiz anlamı parçalar. Toplumsal travmaları zemin kelimelerdeki kırılmalardan anlarız.
Zemin kelimeler de insanlar gibi yaralanır, hastalanır ve ölür. Hastalanan kelime iletişim yeteneğini kaybettiğinden gerekli bildirimi yapamaz. Artık inandırıcılığı kalmamıştır. Üzerindeki ittifak çözülmüştür. Ariyet bir varlık olarak hayatımızdan çekilir. Onların hayatımızdan çekilmesi ahengi anarşiye, anlamı kargaşaya dönüştürür.
Artık kimse kimseye hüsnüzanla bakmaz. Kimsede itimat edilecek hâl kalmamıştır. Güvense ortalıkta pek fazla gözükmez. Hayattan çekilen zemin kelimeler, arşivlik bir malzemeye dönüşür. Yerleri dilin dolaşımda olduğu dirimsel bölgeler değil sözlüklerin tozlu sayfalarıdır.
Zemin kelimeler hayattan kendiliğinden çekilmez. Katilleri onları suiistimal eden insanlardır.
Hüsnüzan ancak değerlerin suiistimal edilmediği bir ortamda yaşayabilir. Aldatmanın, göz boyacılığın, yozlaşmanın olmadığı bir ortamda…Onun yaşayabilmesi için insanların birbirine “güzel” bakması ve “temiz” davranması esastır. Güzel bakış temiz bir toplumda olur. Hüsnüzan, anlamını taşıyacak ve temsil edecek kimseyi bulamadığı toplumu terk edip gider.
Zemin kelimelerini kaybeden toplumun kendisi de kaybolmak üzeredir. Çünkü onu güvenli bir limana götürecek kılavuzdan yoksundur. Fırtınalarla arasındaki tampon bölge yok olmuştur. Tehlikeler karşısında yapayalnız ve korunaksız kalmıştır.
Zemin kelimeler toplumun atar damarıdır, itinayla korunmalıdır.
Birbirimize hüsnüzanda bulunmadan, saf bir bakışla bakmadan nasıl yaşayabiliriz? İnsandaki ilahî cevhere itimat etmeden, birbirimize selam vermeden ve dua etmeden nasıl bir araya gelip toplum olabiliriz? İhtiyacımız olan iç güven, daha çok yazılı olmayan teamüllerden, ortak duygudaşlık zemininden beslenir. Çünkü bizler yaratılışımız gereği sürekli kuşku içinde yaşayamayız. Birbirimize yaslanmak, güvenmek durumundayız. Hem birbirimize hem de kelime ve kavramlarımıza…
Yoksa önü alınmaz bir “sosyal çürüme” başlar. Sosyal çürüme toplumsal bir sara nöbetidir. Kalpte ve kafada başlayıp kelimelere sirayet eder, kelimeleri de kendine benzetir. Saralı kelimelerin dünyasında yaşanmaz.
Sosyal çürümeden, kirli ilişkilerden en fazla zemin kelimeler etkilenir. İlk önce onların taç yaprakları solar, önce onların benzi sararır. Suiistimale en açık onlardır çünkü.
Cinayet sadece bir cana kıymakla onu hayattan koparmakla olmuyor. Bir kelimeyi ve bir anlamı yaşamdan koparmak da cinayet. Bir kelimenin yaşam alanını yok ederek onu sürgüne göndermek de canilik. Ve bu cinayet en az diğeri kadar tahripkâr.
Bir insanın canına kast etmenin cezası müebbetken zemin kelimelerimizin canına kıyanları, yağmalayıp içini boşaltanları ne yapmalı? Kelimelerimizin katillerine cezayı kim verecek? Kelime ve anlam katillerinin cezası nedir?
Vaktiyle hüsnüzan diye dünya güzeli bir kelimemiz vardı. Onda bakışımızı temize çekerdik. Hayatımız hüsnüzan üzereydi. Artık ortalıkta çok fazla gözükmüyor. Galiba öldürdük onu. Göz göre göre katlettik. Kimsenin sesi çıkmadı; “etmeyin, eylemeyin, yazıktır, günahtır.” diyen olmadı. Can çekişe çekişe gitti dünyamızdan. Tıpkı diğer zemin kelime ve kavramlarımız gibi. Kul hakkı, Allah korkusu ve vicdan gibi…
Oysa onların yaşaması için daha çok çalışmalı, daha çok savaşmalıydık.
Kaybettik onları.
Şimdi onlar olmadan çok daha yoksuluz, çok daha suçlu.