Nihat Genç: Genelevde de çalışırım
Medyanın 'problem aydını' en son Akşam'dan olaylı ayrıldı. Engin Ardıç ve Serdar Turgut için ne düşünüyor. Genç, yeniden büyük gazetede yazmayı düşünüyor mu? İşte cevabı:
ABONE OL
Yıllar yılı Leman’da yazdınız. Hâlâ yazıyorsunuz. Yakın zamana dek büyük medyada hiç görünmediniz, röportaj bile vermiyordunuz. Derken Akşam’da yazmaya başladınız ve birdenbire oradan ayrıldınız. Neden?
Hatırlarsınız ‘Azınlık Raporu’ diye bir şey söz konusuydu. Kendime göre düşüncelerim vardı ve Türkiye kaynıyordu. Ve Leman dergisi bana dar geliyordu. Bir yıldan beri SkyTürk beni istiyordu. Ben de kabul etmiyordum. Azınlık Raporu tartışması aydınların sinirlerini germişti, en çok da gerilen bendim. SkyTürk’ün teklifini bir defalığına kabul edip, fikirlerimi söylemek için ekrana çıktım. Program çok tutuldu, etkili oldu, ve kamuoyundan gelen büyük bir baskıyla benim televizyonda devam etmem istendi. İşin doğrusu, televizyonu çıkıp bir saat konuşmak, hayatımda yaptığım en hafif işti. Yani hiç yorucu değildi. Bana sansür uygulamadıklarını görünce her hafta çıkmaya devam ettim. İşte bu sırada Akşam’dan teklif aldım. Teklifi, Serdar Turgut Bey yaptı. Haftanın her günü yazmamı istediler. Ve her gün değilse de, haftada 3-4 gün yazmam için üstümde bir baskı oluştu. Ben de onlara okuyucumun, şahsımın, geliştirdiğim fikir dünyamın bu sert dönemece hazır olmadığını söyledim. Ama birgün büyük medyada bir şekilde yazmaya başlayacağımı ben de biliyordum. Serdar Turgut Beyle şöyle anlaştık: Haftada 1 gün yazayım, yani misafir bir yazar olarak, deneme mahiyetinde devam edeyim. Gerekirse 2-3 de yazarım. Ve bazen haftada 3 de yazdığım oldu, 4 de yazdığım oldu. Ancak, Leman dergisinde 100 binlere seslenen hareketli, elektrikli, coşkulu, delidolu bir üslubum vardı. Bunun bana bir zararı yok.
![]() |
| NİHAT GENÇ: |
Ben onurum kırıldı diyorum, o hâlâ dalga geçiyor!Ben fikir adamı falan değilim. Ahlak, ve onurumla yazarlığımı inşa ettim. Şövalyeliğimden taviz vermem. İyi kılıç çekerim. Önümüzdeki günlerde de nasıl kılıç çektiğime dair resitalleri, yüzbinlerce okuyucum yakında izleyecek. Özal dönemi yazarları, Reha Muhtar, Mehmet Barlas, Hadi Uluengin, Engin Ardıç gibi yazarlar, tüm Türkiye tarafından tanınmaktadır. Şöhretleri malumdur. Bu şamaroğlanı üslubunu, büyük medyada yazıyorum diye, sindirmem, hazmetmem mümkün değil. Gazeteden bazı arkadaşlar telefon edip “Ya Nihat, hiç değilse bir evin oluncaya kadar yazmaya devam etseydin” diye beni iknaya çalıştılar. Onursuz bir insanın evi olsa ne olur? Onursuz bir insanın ülkesi olamaz, onursuz bir insan yazar olamaz. Ha, bir de şu var: Engin Ardıç 53 yaşındaysa, ben de 50 yaşındayım. Onların şöhreti, Antep baklavasınınki gibi bir şöhret. Benim şöhretim, yazarlıkla, ahlakla, siyasetimle ilgili bir şöhret. Engin Ardıç ve Serdar Turgut gerçekten mutlu insanlar. Yazılarındaki ironik zenginlik ve geyik fazlalığı beni de neşelendiriyor. Keşke bu neşeyi 70 milyon paylaşabilsek. Onur ve ahlak noktasında benim espri yeteneğim yoktur. Yapan olursa da ağzını burnunu dağıtırım! |
Okuyucularınızın çoğu, sizi büyük medyada görmekten memnundu, değil mi?
Okuyucum beni büyük medyada görmek istiyor. Ancak, okuyucum, şunu bilsin ki kendimden taviz veremem. “Ya sen de biraz uzlaş kardeşim” diyorlarsa, bunu okuyucum bana değil, kendi yetiştirdiği çocuklarına söylesin.
Engin Ardıç sizin onun yazısına istinaden gazeteden ayrılmanıza ne tepki verdi? Gazete yönetimi bu işe ne diyor?
Hem Engin Ardıç hem de Serdar Turgut telefon etme nezaketini, “Yahu yanlış bir şey oldu” ya da bir kere arayıp “Yahu Nihat fazla duygusal davranıyorsun” deme inceliğini göstermedikleri gibi, benim bu iğrenç saldırı karşısında gönderdiğim açıklamayı hem yayınlamadılar, hem de benim istifa kararımdan çok mutlu olmuş bir görüntü çizdiler. Mutlu olduklarını, yazılarından çıkartıyorum. Onlar, gerçekten mutlu insanlar. Yazılarındaki ironik zenginlik ve geyik fazlalığı beni de neşelendiriyor. Keşke bu neşeyi 70 milyon paylaşabilsek. Yoksul halkımız, üniversiteye giden gençlerimiz, “Kürt Sorunu”muz, işgalci Amerikancılar, herkes bu neşeden nasibini alıp, evrensel bir dünya kardeşliği kurabilsek. Ve sonra Batılı filozoflar bize “Yahu dünyaya çekidüzen veren bu muhteşem neşenizin kaynağı nedir?” diye antropolojik araştırmalar yapıp bize sorular yöneltseler, biz de batılılara şöyle desek: “İşte savaşları durduran, yoksulluğu gideren, Afrika’yı doyuran, bu büyük neşemizin kaynağı, Özal’ın mucizesidir, çünkü Özal sadece başbakanlık yapmadı, bir de Hadi Uluengin, Reha Muhtar, Engin Ardıç gibi dünya dıngıllarında olmayan bir yazar kuşağımız olduğunu ve onların Punkçı Mevlana, Punkçı Bektaşi üsluplarıyla bütün ülkemize kardeşlik öğrettiklerini gösterdi. Başyazılarıyla buna her gün şahit olmaktayız. Buyurun, Amerikan askerlerinize siz de okutun. Siz de Felluce çöllerinde, katıla katıla gülmekten yıkılın. Siz de nükleer bombaları bırakıp Engin Ardıç ve Serdar Turgut gibi kahkaha bombalarıyla Ortadoğu’yu neşeye boğun...”
Serdar Turgut’la aranızın iyi olduğunu söylüyordunuz fakat?
Gerçekten, samimi, dürüst bir insan. Ancak, onu büyüten meyveler ve onun beslenme şekli çok başka. Onunla arkadaşlık yapmak isterim. Ama ben böyle bir günde nedense insanları dava arkadaşı gözüyle görüyorum, ahlak arkadaşı olarak görüyorum. Ahlak da bir beslenme şeklidir. Bu beslenme şeklimiz, bizi farklı yerlere koymuş olabilir. Güzel olan da budur. Ama onur ve ahlak noktasında benim espri yeteneğim yoktur. Yapan olursa da ağzını burnunu dağıtırım. İroniyi her yere sokamayız. İroniyi eğer her yere sokuyorsanız, o zaman siz eşeklik ediyorsunuz. Serdar Turgut’un bana dair yazdığı son yazısına da cevabım budur. Ben onurum kırıldı diyorum, herif hâlâ dalga geçiyor, ne diyebilirim? İyi dalgalar. Allah sizi dalgalı dalgalı büyütsün. Engin Ardıç geçen günlerde Faşizmi ve Faşistliği anlatmaya çalışıyordu. Mümkün değil, beceremez. Ben ona Faşistin kim olduğunu söyleyeyim. Faşist, siz açken veya siz işkence altındayken size fıkra anlatan adamdır.
Yeniden büyük medyada yazmayı düşünüyor musunuz? Yoksa tövbe mi ettiniz? Teklifler var mı?
Değil yeniden büyük medyada, ekmek parasına, genelevde dahi çalışırım. Ben, bir insanın her yerde işini düzgün ve dürüstçe yaptığı takdirde başarabileceğine inanıyorum. Bu yüzden, her yerde yazabilirim. Ben sadece yazılarımdan sorumluyum. Ve artık bu gerçeği bütün dünya biliyor: Yazarları gazete gazete değil, yazar yazar diye ayırıyorlar ve tanımlıyorlar. Uzun yıllar içerisinde hukuk bilgim, sataşma bilgim, mesafe bilgim, düzey bilgim, fazlasıyla derinleşti, olgunlaştı.
Büyük medyadan teklifler var mı?
Birçok. Ve şimdi ismini veremeyeceğim büyük televizyonlardan, SkyTürk’teki programım yüzünden, biraz ayaküstü, biraz ağız arama, biraz “Ne dersin?” diye fikrimi yoklama türünden teklifler alıyorum. Ama yazılı basından almam mümkün değil. Çünkü benim yazarlığım, hem holding çeşitliliğine karşı, hem de fikir dergisi olan, ideolojik çeşitlilikteki gazetelerle savaşla geçti.

Ben onurum kırıldı diyorum, o hâlâ dalga geçiyor!