Moral'den Radikal'e said'i Nursi tepkisi

Radikal gazetesi yazarı Ayşe Hür’ün, ‘Mustafa Kemal ve muhalifleri’ başlıklı yazı dizisinin Said Nursi ile ilgili bölümünde bilgi eksikleri olduğu belirtilerek, yazar masa başı habercilikle suçlandı.

ABONE OL
GİRİŞ 26.02.2007 15:09 GÜNCELLEME 26.02.2007 15:09 MEDYA
Moral'den Radikal'e said'i Nursi tepkisi
Moral'den Radikal'e said'i Nursi tepkisi

Radikal gazetesi yazarı Ayşe Hür’ün, ‘Mustafa Kemal ve muhalifleri’ başlıklı yazı dizisinde Said Nursi ile ilgili bölümünde bilgi eksikliğine said Nursi'nin eserlerini yayınlayan yayınevi yöneticimlerinden tepki geldi ve yazar bilgi eksiklikleri nedeniyle masa başı haber yazmakla suçlandı.


www.moralhaber.net sitesinden Emrah İriç'in haberine göre, yazıda, Said Nursi kendisine 15 yaşındayken Bediüzzaman adını takmış, talebeleri kendisine mürid diyormuş, hiç gitmediği bilindiği halde Libya’ya gitmiş ve benzer ilginç iddialarda bulunuyor. Ufak bir araştırma ile bunların doğru olup olmadığını öğrenmek çok kolay olmasına rağmen Ayşe Hür, haberi masa başında, kulaktan dolma bilgilerle hazırlamayı tercih etmiş.

İriç'e göre Hür, daha da ileri giderek Mustafa Kemal Atatürk ve yandaşlarını da töhmet altında bırakmış. Yazıda dikkati çeken bu yanlışları düzeltmek için Emrah İriç, Risale-i Nur üzerine araştırmalar yapan Söz Basım Araştırma Merkezinden Dr. Veli Sırım ile görüşmüş. Sırım'ın konu hakkındaki görüşleri ile şu şekilde:


Yazar Ayşe Hür yazısının bir yerinde Said Nursî’ye “Bediüzzaman” unvanı müridleri tarafından verildiğini söylüyor. Bir başka yerinde ise “kendi iddiasına göre 15 yaşında ‘Bediüzzaman’ mertebesine erişti” ifadesini kullanıyor. Oysa bu unvan ilk kez 1892 yılında, Siirt’in önemli âlimlerinden Molla Fethullah Efendi tarafından verildi. Yani Said Nursi, kendi kendisine böyle bir isim takmamıştır. İddia asılsızdır.

Yazının genelinde Bediüzzaman’ın bir tarikat şeyhi ve lideri, eserlerini okuyanların ise birer “Mürid” olarak gösterilmeye çalışılmış. Aynı yazının bir başka yerinde “Nurculuk aslında bir tarikat olmaktan çok bir tefsir ekolüdür” ifadesi kullanılmış. Hür burada kararsız kalmış. Sormayı yine tercih etmemiş ve ikisini de yazıvermiş.

Said Nursî’ye yönelik “Hakikat Kahramanı,” “Türkiye’nin Gandhi’si,” “‘İlmi açıdan Aristo’yu, İbni Sina’yı, Farabi’yi geride bırakan filozof” gibi övgü ve takdir dolu ifadeler, “Müridleri” tarafından değil, gerek ulusal, gerekse uluslararası akademik platformlarda akademisyenler ve araştırmacılar tarafından sunulan tebliğler, kaleme alınan kitaplar, makale ve araştırma dosyaları aracılığıyla ifade ediliyor. Yabancı kaynaklı birçok tebliğ ve makalede bu tür ifadeleri görmek mümkün.

Yazıda Bediüzzaman’ın, “Sûnusileri (Libya’daki İtalyanlara karşı direniş gösteren bir tarikata bağlı Müslümanlar) Osmanlı devletinin ünlü cihat çağrısına katılmaya ikna etmek için Libya’ya” gittiği ileri sürülüyor. Böyle bir gelişmeye dair bir bilgi ve kaynak yoktur. Hür, bu bilgiyi hangi kaynaktan bildiriyorsa lütfen açıklasın.


Bediüzzaman’ın gerek ilk eğitim dönemi, gerek 1907 yılında İstanbul’a gelişini takip eden dönem, Birinci Dünya Savaşında Ruslara karşı savaşması, esir düşmesi, iki senelik esaretten kurtuluşu, İstanbul’a gelişi gibi ana başlıklar altında sıraladığımız yaklaşık 40 yıllık zaman dilimi birkaç cümleyle ve yanlı olarak aktarılmıştır. Bu dönemle ilgili isim ve kurumların yazılış ve kullanılış şekillerinde bile fahiş hatalar vardır. Bu dönemin ayrıntılarını birçok kitap evinde ya da kütüphanelerde bulabileceğiniz kitaplardan rahatlıkla öğrenebilirsiniz.

Doğduğu köy olan “Nurs”un ismini bizzat kendisinin “Nors” iken “Nurs” olarak değiştirmesi gerçek dışıdır. Böyle bir bilgi de yoktur. Ancak halk arasında kelimelerin telaffuzunda Nors olarak geçtiği biliniyor. Örneğin, bölgede Nuriye ismi Nöriye olarak geçer. Nurs da buna örnek. Halk arasında Nors olmuştur. Said Nursi bizzat kendisi ‘böyle olsun’ dememiş. Ayrıca Hür’ün dediğini doğrulayan bir kaynak da yok.

“Van Kütüphanesi”nde “Medresetü’z-Zehrâ” projesiyle tanışması gerçek dışı. Zaten böyle bir isimle bir kütüphane yok. Böyle bir eğitim projesini ise bölgenin konumunu ve temel özelliklerini bizzat kendisi tespit ederek tasarlamış.

Ayşe Gür, Bediüzzaman’ı eleştirme çabası ve telaşıyla başta Mustafa Kemal olmak üzere Cumhuriyeti kuranları da töhmet altında bırakacak ifadeleri çekinmeden kullanmış. Örneğin Ayşe Hür’e göre Mustafa Kemal “O günlerde başarıya ulaşmak için her türlü ittifakı yapmaya hazır olan” bir konumdaydı. Ayrıca Cumhuriyetin ilk yıllarında ülke yöneticileri bir “tasfiye” uygulamışlar ve bu uygulamalar “başarısızlık”la sonuçlanmış. Said Nursî, bu başarısızlığı “sembolize etmesi açısından önemli bir figür.”

9 Kasım 1922’de Ankara’da merasimle karşılanan Bediüzzaman, 17 Nisan 1923 yılında Van’a giden trene biniyor. Ama Ayşe Gür’e göre Van’a değil Erzurum’a gidiyor. Tren biletlerine varıncaya kadar vesikalı ve kayıtlı bir gerçeği daha çarpıtarak Bediüzzaman’ın Ankara’dan Van’a değil Erzurum’a gittiğini söyleyiveriyor.

Yazar Ayşe Hür’e göre, Şeyh Said isyanın bastırılmasının ardından Bediüzzaman adeta bir korku ve kendini savunma psikolojisi içine giriyor. Ona göre Said Nursî, isyancıları engellemeye yönelik sözleri isyan öncesi değil, isyandan sonra tutuklandıktan sonra kendisini savunmaya yönelik dile getiriyor. Oysa Said Nursi’nin isyanla uzaktan yakından bir ilişkisi yok. Ayrıca Nursi isyanı destekleyenleri de eleştirmiş ve isyan öncesi onları durdurmaya çalışmıştır. Belgelerle sabit.

Bu hataların dışında başarılı bir yazı dizisi kaleme alan Ayşe Hür’ün, Şükran Vahide’nin (Mary Weld) Etkileşim Yayınlarından çıkan ‘Bediüzzaman Said Nursî Entellektüel Biyografisi’ isimli kitabı okumasında büyük fayda var. Muhtemelen bu kitabı okumadı. Okusa idi ufak gibi görünse de önem arz eden bu hataları yapmamış olacaktı. O zaman bu yazı daha lezzetli ve kıvamında olacaktı.


(www.moralhaber.net)

YORUMLAR İLK YORUM YAPAN SEN OL

İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR