Aktay: Paralel Yapı'nın üstünde bir akıl var

17-25 Aralık darbe girişimini irdeleyen AK Partili Prof. Dr. Yasin Aktay, paralel yapının tipik mafya davranışı gösterdiğini ifade etti.

ABONE OL
GİRİŞ 22.12.2014 10:55 GÜNCELLEME 22.12.2014 10:55 RÖPORTAJ
Aktay: Paralel Yapı'nın üstünde bir akıl var
Aktay: Paralel Yapı'nın üstünde bir akıl var

Paralel yapının tutumunu Aktay, “Mafya sahasına girenleri topuğundan vurur. İşin kötü yanı, bu yapı, bütün Türkiye’yi hakim oldukları bir yer haline getirmek istedi” dedi.

17-25 Aralık darbe girişiminin üzerinden bir yıl geçti. Bertaraf edilen bu darbe girişiminin ardından yapılan iki kritik seçimde millet, tercihinin hangi tarafta olduğunu açıkça gösterdi.

Prof. Dr. Yasin Aktay, Türkiye siyasi tarihinin en önemli olayları arasında yer alan 17-25 Aralık darbe girişimini irdeleyen bir kitap kaleme aldı.

Tezkire Yayınları'ndan ‘Neye Himmet, Neye Hizmet’ isimli bu kitap aslında ne olduğunu hem siyasi hem de sosyolojik açıdan tahlil ediyor.

Yeni Şafak'tan Nil Gülsüm bu kitap bağlamında AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Prof. Dr. Aktay’la 17-25 Aralık darbe girişimini, Gülen’e yönelik çıkartılan yakalama kararını ve 14 Aralık operasyonunu konuştu. 

Kitapta ‘bu darbe girişimine paralel yapının medya unsurlarının sahip çıkması, darbe girişiminin faili meçhul kalmasını engelledi, yoksa bu girişim bir savcının işgüzarlığı olarak kalabilirdi’ diyorsunuz. Bunu açar mısınız?

Yapı, lideriyle, medyasıyla, en alttaki şakirdiyle bu işte seferber olarak yer aldığını gösterdi. Bundan önceki tüm darbelerle mücadele etmiş gibi bir algı oluşturan Zekeriya Öz, bu olayda yapıya militanca mensubiyetini aşikar etti. Meğer şimdiye kadarki darbelere karşı yürüttüğü mücadele performansıyla hep asıl bu darbe için hazırlanıyormuş, onu gösterdi. Doğrusu bu darbedeki rolü sayesinde önceki soruşturmalardaki rolünün de sorgulanmasına yol açtı.  O yüzden bu darbe teşebbüsü bize hem çok şey öğretti hem de birçok konuda uyandırmış oldu. 

BU TARZ ÇOK ÖRNEK VAR

Her başarısız darbe girişimi gibi bu durumun artık hukukun bir meselesi olduğunu ifade ediyorsunuz kitabınızda. Bu bağlamda 14 Aralık operasyonunu nasıl değerlendirirsiniz?

14 Aralık operasyonu camianın ortalığa serilen cürümlerinin bir örneğidir. Aslında bu tarz çok örnek var. Geçmişte Selçuk Üniversitesi ve Okyanus şirketine yapılmış bir operasyon var. İstediklerini alamadıkları rektör ve şirkete yönelik, camiaya mensup polis ve yargı mensupları, ile medya birlikte olup, bir operasyon yaptılar. Bir anda toplum nezdinde dünyanın en suçlu ve itibarsız insanları haline dönüştürdüler. Başka üniversitelere de, işadamlarına, bürokratlara, diğer cemaatlere karşı da aynı operasyonların yapıldığı anlaşılıyor. Aslında bunlar tipik mafya davranışıdır. 

Paralel yapı ile mafya arasında nasıl bir benzerlik kuruyorsunuz?

Mafya sahasına girenleri topuğundan vurur, gözdağı vererek haraca bağlar. Bütün alana böylece hakim olur. İşin kötü yanı bu yapı bütün Türkiye’yi hakim oldukları bir yer haline getirmek istedi. Tüm bunları da medya, polis ve yargı mensupları aracılığıyla yapmaya çalıştılar. 14 Aralık da onların tipik operasyonları içinde açığa çıkanlardan sadece birisi. Ben eminim ki bundan sonra bırakmış oldukları izler takip edildiğinde pek çok yere ulaşılacak.

"HİZMET ÖRGÜTÜ"

Ergenekon gibi çok önemli dava sürecini bile kendi çıkarları için kullandılar. Darbeci yapılarla elbette mücadele etmek gerekiyordu ama bu şekilde değil. Bunlar neredeyse hesaplaşmak istedikleri herkesi bir şekilde bu havuza, delil uydurup kumpas kurarak dahil etmişler. Çok hayırlı bir işi murdar ettiler. Çünkü onlar için ‘hizmete hizmet’ daha önemliydi. Hizmet artık örgütün kendisidir, bir yol değildir. 

"Gülen’in sırrı masonik bir ahit"

Cemaat bu sapmayı sonradan mı yaşadı, yola ilk çıktıklarında da bu gayeye mi sahiplerdi?

Bu tam olarak bilinmiyor. Tüm bu olanlardan sonra dönüp Gülen’in sakladığı o sırrı merak eder oluyoruz. Gülen'in en yakın çevresinden bile bu sırrı sakladığını düşünüyorum. O sırrı, yola çıkarken farklı çevrelerden almış olduğu bir ‘ahit’e bağlıyorum. O ahidin de biraz masonik bir ahit olduğunu düşünüyorum. Kasım Gülek ile olan ilişkisini göz ardı edemeyiz. Gülek, hem Moon tarikatının Türkiye’deki temsilcisi hem de üst düzey bir masondur. Komünizmle Mücadele Derneği'nin ikincisini Erzurum’da Gülen başlatmıştır. Komünizmle Mücadele Derneği deyip geçmemek lazım. Bu dernek, kontrgerilla ve Türkiye’nin masonik çevrelerle olan irtibatının en önemli noktalarından biridir. Öyle herkesi de bu yapının başına getirmezlerdi o dönemde. 

Ne anlama geliyor Gülen’in bu çevrelerle ilişkisi?

Ta o zaman kurulan ve bugüne dek işlemekte olan adeta teleolojik bir planı açıklıyor. Işık evlerinden, elemanların istihdamına, iş bölümüne kadar son derece özenle oluşturulmuş bir yapı. Bu, yolda düzülen bir göç değil. Ta işin başında önüne detaylı bir planın konulduğu anlaşılıyor ki, bu Fethullah Gülen’i de, en süt düzeyde bir dehanın çapını da aşan bir durumdur. Yani bir üst akıl var işin arkasında. Bu üst aklın sırrını bilmeden Gülen’in de sırrını bilmek mümkün değil.

Kaybettikleri halde şu anki ısrarlarını nasıl okumak lazım?

Şu an travma yaşıyorlar. Çok şizofren bir ruh halini sergiliyorlar. Psikolojik tedavi ve ciddi bir rehabilitasyon gerektiren bir süreç. Toplum nezdindeki tüm olumlu kanaatlerini kaybetmiş olmalarına rağmen kendilerini hala çok iyi ve çok üstün görerek durumu atlatmaya çalışıyorlar. Hocaefendileri onlara çok güçlü bir telkinle motivasyona çalışıyor. Onlar da her şeye gözlerini kapatmışlar ve dünyaya Hocaefendilerinin açtığı pencereden bakıyorlar. Hocaefendileri de aynı durumda mı bilmiyorum. Bence o aynı pencereden görmüyordur. Ama şakirtlerini sadece kendilerine açtığı ve sunduğu bu pencereden bakmaya yoğun telkinle zorluyor ki, bu bir mümine yakışmayan bağlanma ve itaat biçimidir. Kula kulluğun bir çeşididir.

"Kendi akılları değil sipariş aldılar"

İhtiyatı hiçbir zaman elden bırakmayan bu yapı nasıl bu kadar pervasızca bir girişimin aktörü oldu?

Sanırım sadece kendi akıllarıyla hareket etmediler. Aldıkları bir siparişe ya zorlandıklarını veya büyük bir fırsata ayartıldıklarını düşünüyorum. Biraz tahrik edildiler, biraz da hükümete karşı harekete geçen bir konsorsiyumun parçası oldular. Bu biraz da Gülen’in Amerika’da oluşuyla, içinde yer aldığı ilişkiler ağıyla da ilişkili.  Öte yandan bütün diğer toplum mühendisleri gibi evdeki hesabı çarşıya uyduramadılar. Toplumu tanımıyorlar. Zaten bakıldığında toplumla bir alakalarının olmadığı öteden beri görülür. Şimdiye dek mühendis, matematikçi, hukukçu yetiştirdiler, örgütçü yetiştirdiler ama dikkat edin hiç entelektüel yetiştirmediler. Entelektüel yetiştirmeleri de mümkün değildi, çünkü entelektüelin yetişmesi ancak sorgulamanın, itiraz etmemin mümkün olduğu bir ortamda çıkar. Yapı içinde hiçbir şeye itiraz edilemiyor zaten. En dostça ses tonuyla “yanlış yapıyorsunuz” diyerek uyaran bir tek Hüseyin Gülerce çıktı, o da onların yetiştirdiği biri değil, ama dosttu onlara. Keşke onu dinleseydiler de bu yanlışa düşmeseydiler.

"Pensilvanya'dan dönüş senaryosu"

Bu darbe girişimin son sahnesi için arzulanan neydi?

Olayı destekleyen medya bir anda ortaya çıktı ve militanca bir tavır sergileyerek bütün süreçlere sahip çıktı. Olayın arkasındaki faili de böylece görmüş olduk. 17-25 Aralık, failini gizlemeyen bir darbe girişimiydi. Öyle anlıyoruz ki bu darbe maksadına ulaşmış olsa bu darbenin elebaşı olan Fethullah Gülen, Pensilvanya’dan Humeyni gibi bir uçakla Türkiye’ye gelecek, meydanda ona karşı coşkulu bir karşılama yapılacaktı. Bu darbe filminin son sahnesi böyle tasarlanmıştı.

Paralel yapının hesap edemediği ne oldu?

Çok büyük bir güce kavuşmuşlardı ve bu gücün kendilerinden kaynaklandığı vehmine kapılmışlardı. Erdoğan’ın toplumun içselleştirmiş olduğu önemli bir değeri olduğunu anlamadılar. Erdoğan’a yanlış yaptıkları anda bütün toplum nezdinde itibar kaybedeceklerini hesaplayamadılar. Verdikleri az bir oy ve yürüttükleri bir buçuk kampanyayla AK Parti’nin başarısını bile kendilerine borçlu saydılar. Oysa onlar güçlerini bu siyasi taban nezdinde şartlı afla tahliye edilmiş olmaya borçluydular. 

Vicdanlardan 'şartlı tahliye' edildiler

Neden şartlı tahliye?

Şartlı tahliye diyorum çünkü 28 Şubat’taki rolleri kabul edilemez bir şey olarak hala hafızalardaydı. Darbelere ve 28 Şubat’ın uzantılarına karşı sonradan verdikleri mücadele dindar camianın vicdanından şartlı tahliye edilmelerine sebep olmuştu. Bu suçu affetti, ta ki onlar yeni bir suç işleyinceye kadar. Toplum tamamen affetmedi, şartlı tahliye etti ama onlar bu şartlı tahliye fırsatını çok kötü değerlendirdi ve yeni suçlar işledi.

Toplumla ilişkileri bu kadar iyiyken, o kadar himmetlerini aldıkları toplumla nasıl bu kadar uzak düştüler? 

Toplum bunlar için paralarını ve himmetlerini alabildikleri sürece bir anlam ifade ederdi. Zaten fakir kişilerle pek işleri olmazdı. Esnafın üzerine şu ya da bu yolla çökerlerdi. Toplumdan ya zekatlarını talep eder ya gazete ve dergi aboneliklerine mecbur bırakırlardı. Bu yolla topluma nasıl bir yük oluşturduklarını bile fark etmiyorlardı. Himmetlerini zorla veya neredeyse emrivakiyle aldıkları toplumun bundan çok memnun olduğunu zannediyorlardı. Toplumdan hep alıyorlardı, ama topluma bir şey vermiyorlardı.

KAYNAK : Nil Gülsüm - Yeni Şafak
YORUMLAR İLK YORUM YAPAN SEN OL

İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR