MHP'li Erkan Akçay'dan son dakika CHP mesajı: Bölünmenin eşiğinde!
Kanal 7 Genel Yayın Yönetmeni Mehmet Acet'in Başkent Kulisi programındaki bu haftaki konuğu MHP Grup Başkan Vekili Erkan Akçay, "CHP'nin bölünmenin eşiğinde olduğu anlaşılıyor." açıklamasında bulundu.
SON DAKİKA HABERİ: Kanal 7 Genel Yayın Yönetmeni ve Haber 7 Yazarı Mehmet Acet, bu hafta Başkent Kulisi programında MHP Grup Başkan Vekili ve Manisa Milletvekili Erkan Akçay'ı ağırladı.
Erkan Akçay'ın açıklamalarından öne çıkan başlıklar şöyle:
"CHP BÖLÜNMENİN EŞİĞİNDE"
Genel merkez kongrelerinde oluşan şaibeler delegelerin iradelerine bir takım maddi çıkar sağlanması hususu vardır. Kongrenin sakatlandığı hususu da mahkeme tarafından teşcil edildi. Yargıtay aşaması devam ediyor. Yani butlan dedikleri geçmiş kongrenin iptali geçersiz sayılmasıyla birlikte tamamen karıştı. CHP bölünmenin eşiğinde olduğu anlaşılıyor. Tabii bunu Türk siyasi hayatı olarak olumlu bir şey olarak görmüyoruz.

MHP olarak biz de bunu siyasi fırsatçılık olarak görmüyoruz. Ülkeye bir hayır gelmez. Üç ana çerçevede görüyoruz. Birincisi hukuka saygı. İkincisi ülkemizin siyasi hayatı bakımından tüm siyasi partilerin sorumluluğundan olan siyasi istikrarın korunmasıdır. Partilerin istikrarsızlığı ülkenin de istikrarsızlığına sebep olur. Bir de kurumsal sorumluluk dediğimiz. Partiyi yönetenlerin çok büyük sorumlulukları vardır.
Hatırlayacak olursak, 12 Eylül'den sonra siyasi partiler kapatıldı. Siyasi yasaklar kaldırıldıktan sonra eski CHP Genel Başkanı, merhum Bülent Ecevit, CHP'ye katılmadı. Yani CHP'nin başına geçmesi konusunda yoğun ısrarlar olmasına rağmen, bu hizipçi yapıdan illallah dediği için kabul etmediğini de açıklıkta ifade etti.
Yine Bülent Ecevit'in CHP Genel Başkanı olduğu süreçten sonra, tabi eski Genel Başkanı da merhum İsmet İnönü'ydü. O kurultayı kaybettikten sonra İsmet İnönü partiden, CHP'den istifa etti. Yani Genel Başkanlıktan ayrıldığı gibi, 70'li yıllar, 80'li yıllar, 90'lı yıllar bu hizip mücadeleleriyle geçti.
Özellikle 2023 sonrası kaldı ki bu 2019'da İmamoğlu'nun İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı olmasıyla birlikte başladı. Artık kronik hale geldi. Görünen odur ki CHP'de bir ciddi bölünme emareleri görülmeye başlandı.
- Bu böyle elmanın iki yarısı gibi bir bölünme mi? Yani iki taraf da güçlü bir pozisyonda yoluna devam eder mi? Yoksa bir taraf daha böyle baskın gelir, öbür taraf süreç içerisinde küçülür, etkisiz hale mi gelir? O anlamda gördüğünüz ne? Konjüktüre bağlı olarak belki ilk yapılacak seçimlerde elmanın iki yarısı gibi bölünme görüntüsü… Yani yarısı orada, yarısı burada öyle mi bekliyorsunuz? Öngörebilirsek de biraz orta vadede bir taraf çok daha etkisiz hale gelir. Şu anda siyaset mezarlığında kaç siyasi parti var bilemeyiz. Yani savrulurlar.
Fakat bizdeki siyasi hayata baktığımızda ana gövdeden ayrılan partilerin yaşama şansı çok zayıf. Bu anlamda Özgür Özel, İmamoğlu cephesinin bir daha dezavantajı görüyorsunuz. Çünkü siyasi rüzgar CHP mahallesinde onların arkasında gibi gözüküyor. Görünüyor ama deyim yerinde olur mu bilmiyorum ama başta çok gazlayanlar olur.
Hadi yürü aslanım, işte iktidara geliyorsunuz. Şöylesiniz böylesiniz diyerek bir acese edip hayaller peşinde bir takım maceraya atılabilirler.
Ama uzun vadeden ana gövdeden daha güçlü kalır. Yani bizim siyasi hayatımızdaki partilerin genel seyri bu. Burada da CHP merkezde daha güçlü kalır o zaman sizin öngörünüz o istikamette.
Öngörüm öngörümdür. Öngörüm o şekilde. Tecrübeye dayalı olarak bunu ifade ediyorsunuz. Yani tecrübeye bizde tabii tarihin öğreticiliği de vardır. Partileri de tanıyoruz. Kadrolarını, liderlerini. Bunu bu şekilde öngörmek mümkün. Yine Milliyetçi Hareket Partisi olarak biz bu görüşümüzü devam ettiriyoruz. Cumhuriyet Halk Partisi bölünmesin, uzlaşmayı da sağlasınlar.
- Çünkü Türkiye'nin siyasi istikrarının devamlılığı açısından bunu da görüyoruz. İster istemez partilerdeki istikrarsızlıklar ülkenin genel siyasi atmosferine de olumlu veya olumsuz yönde etkiliyor. Burada konuşmanızın başında da ifade ettiğiniz gibi Milliyetçi Hareket Partisi'nin 2015, 2016, 2017 yıllarında yaşadığı... Ona geleceğim ama bir soru daha sorabilir miyim? Kim haklı sizce burada? Hangi taraf daha haklı görünüyor? Şimdi şu taraf haklı veya bu taraf haksız şeklinde bir tanımlama ve değerlendirme yapmaktan imtina ederim.
Tabii kendi işlerinde iki tarafın da haksız olduğu taraflar var. Haklı olduğu taraflar da olduğunu değerlendirmek mümkün olabilir. Şimdi şöyle benim önümde de bu metin duruyor.

Bana da göndermiştiniz, teşekkür ediyorum. 2015 1 Kasım seçimleri sonrası Milliyetçi Hareket Partisi içinde bir dalgalanma oldu o dönemde de. İYİ Parti olarak ortaya çıkan parti o atmosferin sonucu olarak karşımıza çıktı.
Meral Akşener ve arkadaşları MHP'den koptular ve kendi siyasi yönelimlerine yöneldiler. Şimdi siz diyorsunuz ki burada MHP'nin en zor dönemlerinde CHP'nin dili hiçbir zaman yapıcı olmamıştır. Bu parti Türkiye siyasetinin köklü bir kurumudur, zarar görmesin demediler.
Tam tersine MHP'nin içindeki her tartışmayı büyütmeye çalıştılar diyorsunuz. Sonra da ama biz böyle yapmıyoruz diyorsunuz. Esasen geldiğimiz nokta itibariyle bugün de MHP adı muhalefet partisinin içine düştüğü Katip durumun Türk demokrasisinde ve devletin işleyişinde zarar vermemesi için sağduyu ve uzlaşma çağrıları yapmaktadır.
Sayın Genel Başkanımız Devlet Bahçeli'nin açıklamaları başkasının zafiyetinden siyasi rant devşirme ucuzluğuna değil, milli birlik güçlü kurumlar ve seviyeli siyaset eksenindedir diyorsunuz. Zaten açık alanda bu gördüklerimizin hepsi. Yani o süreç içerisinde CHP iyi parti seçimlere katılabilsin diye milletvekili falan da vermişti.
- 15 tane milletvekili hala tartışmalarda yapılır zaman zaman. Bunu biraz da gördünüz mü gününüzü modunda mı bu hatırlatmayı yapıyorsunuz? Hayır asla şu bakımdan. Milliyetçi Hareket Partisi'nin yaşadığı sıkıntılar karşısında o zamanki CHP yönetiminin, partinin aldığı tutumla, şimdi CHP'nin yaşadığı kriz ve sıkıntılar karşısında Milliyetçi Hareket Partisi'nin aldığı tutum ve davranışın ve söylemlerin siyasi hayatımız bakımından çok anlamlı, öğretici, değerli ve tarihi olduğunu, yani siyaset bilimi derslerinde dahi okutturacak bir konudur.
İki farklı tavır söz konusudur. imdi sizin de notlarını okuduğunuz gibi hakikaten o 1 Kasım 2015'den itibaren MHP'ye yönelik o zamanki Sayın Genel Başkan Kemal Kılıçdaroğlu, Grup Başkan Vekili Özgür Özel, Genel Başkan Yardımcıları Bülent Tezcan, yani ilk aklıma gelen isimler, daima Milliyetçi Hareket Partisi'nin yaşadığı meselelere karşı bölünmesini teşvik eden, bu bölünmeden kendi umut ettiği adeta bir fırsatçılık yaparak, bu bölünmeden kendilerine bir siyasi rant devşirme gayreti içerisinde bulundukları çok açık ve net. Bunu unutmamak lazım, yani benim unutmam da mümkün değil.
Ama mukayese ederek gördünüz mü günümüze şeklinde de değil. Her ne olursa olsun onları o dönemde yapmışlarsa bizim de benzeri bir şekilde mukabele etmemiz, bizim Milliyetçi Hareket Partisi'nin siyaset anlayışına da uymaz. (8:32) Neler yapmadılar Milliyetçi Hareket Partisi'nden ayrılan veya ihraç edilen İYİ Parti'nin kurulması aşamasında salonlar tahsis ettiler.
Ondan sonra bir takım suçlamalar yönettiler partilerimize. İyi hatırlıyorum yöneticileri gün geçmiyor ki bir basın toplantısı yapmasın bu konuda. Dolayısıyla bu yaşanan meseleye karşı bir kurumsal saygı gösterilmemişti.
Biz bu saygı gösteriyoruz. Bu mukayese çok önemlidir ve öğreticidir. O bakımdan gelecek siyasi hayatımızda da Milliyetçi Hareket Partisi'nin başka siyasi partilerin yaşadığı krizler karşısında aldığı tutum örnek bir tutumdur.
Örnek alınacak bir tutumdur. Daha ötesini söyleyeyim, hatırlayalım Mehmet Bey. Meral Akşener'in genel başkanı olduğu zaman dahi genel başkanımız Sayın Devlet Bahçeli iyi parti iyi olsun cümlesini söylemiştir.
Bir yerde o buzlar da erimişti aslında kurumların kongresine katılım olduğu gibi değil mi? Şu veya bu şekilde bir parti kurulmuş. Ondan sonra mutlaka ülkenin istikrarına ne bileyim daha olumlu anlamda ister muhalefet olsun ister başka bir parti olsun olumlu katkı vermesini dileriz. O bakımdan üzerinde düşmanlaştırmadık tavrımız yine aynı şekilde Cumhuriyet Halk Partisi'ne karşı da sağduyu, saygılı, etik, ahlaklı bir şekilde devam ediyor ve iç işlerine de karışmıyoruz.
CHP'nin bu yaşadıkları ya da başına gelenler bir devlet operasyonu diyenler var mesela CHP'de Kılıçdaroğlu'nun hemen yanında yer alan bir isim Bülent Kuşoğlu mesela bunu açıkça böyle zikretti. Siz ne dersiniz böyle bir şey söz konusu olabilir mi? Böyle arka planlı bir devlet operasyonu şeyi var mı burada? Evet, sayın Bülent Kuşoğlu da değerli bir arkadaşımız. Geçmiş dönemlerde Türkiye Büyük Millet Meclisi'nde çok dengeli, vakur, örnek siyasetçi ve milletvekili yapmış değerli bir arkadaşımız.
Fakat bu görüşüne pek katılmıyorum. Yani devlet aklı değil de bu CHP'nin yaşadığı krizler karşısındaki adımlar, bunu ben CHP aklı diyorum. (2:54) Yani omuz bir CHP tarihine baktığımızda o hizipçi şeyde yaşanan sorunlarda bütün tarafların, aktörlerin hepsi cümlete AK Partili.

Yani buna ne iktidar partisi, AK Parti karışmış, Milliyetçi Hareket Partisi veya başka partilerin dahil olduğu bir durum değil. Kendi ürettikleri, kendi yarattıkları bir sıkıntıdan kaynaklanan bir durum. Tabi devlet aklı deyince devletin bir hukuku var, yargısı var.
Ona intikal eden devletin kurulları kayıtsız kalamaz. Bu tezler biraz oradan zaten. Mahkeme kararları üzerinde gündeme getiriliyor.
Yani savcılığa gelen bir suç duyurusunu savcı sümenaltı edemez. Ederse suç işlemiş olur zaten. Yani diyelim Bülent Bey maliyeci olduğu için söylüyorum.
- Şimdi bir şikayet var somut delilleriyle birlikte. A kişisinin vergi kaçırdığı, sahte fatura kullandığı konusunda bir ihbar yapılırsa, bir vergilersi, başkanı, bir defterdar ne yapacak O dilekçeyi hıfza mı kaldıracak? Bunu yaparsa suç işlemiş olur. Mecburen bunun bir incelemesi, araştırması yapılmak zorundadır.
Yani devlet aklı diyorsak, devletin kurumlarının işlemesi bakımından. Yalnız devlet aklıyla bürokrasi aklını da karikatlamamak gerekir. Onlarla dair de geleceğim şimdi.
Önemli kişisel olarak da ispat ettiğini konuşmanız lazım. Siyaset mühendisliği de yok o zaman burada. Dışarıdan bir müdahale ederek.
Siyaset mühendisliği yok. Yani eğer bir mühendislik yapıyorlarsa yine kendileri yapıyor. CHP aklı dediğim bu.
CHP akılsızlığı mı oluyor birazdan? Artık onu kamuoyu karar versin. Devlet aklı deyince şöyle de düşünmemek lazım. Devlet aklı sadece devlete yönetenlerde olması gereken bir akıl değildir.
Bütün siyasetçilerde bulunması gereken bir devlet aklı olur. Bu bir şuur halidir. Yani devleti sadece kurum ve kurallarından, bürokratik hiyerarşisinden oluşan bir yapı olarak düşünmemek lazım.
Binlerce yıllık bir devlet tecrübesi olan ülkemizin, milletimizin binlerce yıldan bu yana aktardığı tecrübe, birikim, akıl ve bilgilerle birlikte bugünü analiz edip geleceğe bir devlet aklı ile bakış şuuru diyebiliriz. Ve bugün yarın perspektifine sahip bir akıldır. Bu elbette devlet ricalinde bulunması gereken en önemli özellikler olmakla birlikte devlet yönetmeye talip siyasi aktörlerde öncelikle bulunması gereken bir şuur halidir.
Devlet aklı dediğiniz bir şuur hali. Öncelikle onu bir şuur hali olarak düşünüyoruz. Bir sayfalık bir konuşma bu.
17 Haziran'da hafta içinde Meclis Genel Kurulu'nda yaptığınız bir konuşma. Burada devlet aklı... Şöyle bir beş dakika konuşalım istiyorum bunu. Bürokrasi kavramları gündeme getiriliyor son yıllarda diyerek başladığınız.
Orada mesela diyorsunuz ki bürokratik akıl kendisini devlet aklının yerine koymaya başladığında devletin ufku daralır. Siyaset dosyaya, millet istatistiğe, beka teknik prosedüre indirgenir. Bürokratik akıl dosyaya bakar, devlet aklı tarihe bakar.
Bütün meselelere dün, bugün, yarın perspektifiyle bakılır. Bürokratik akıl prosedürü işletir. Devlet aklı istikameti belirler.
- Bürokratik akıl bugünü düzenler, devlet aklı yarını kurar. Şimdi burada bir şey mi var? Bir tehdit algısına binaen mi bu? Yani Türkiye'de bürokratik akıl öne çıktığı için böyle bir uyarı konuşması yapma ihtiyacı mı hissettiniz? Bu şeyin maksadı nedir konuşmanın? Yani öyle diyebiliriz. Genellikle, yani bürokrasiyle devlet aklı karıştırıldığı için bu ayırt edici özellikleri ortaya koymak ihtiyacı hissettim.
Bürokrasi demek, devlet demek, devlet aklı demek değildir diyorsunuz siz. Devlet aklının işletilme mekanizmalardır bürokrasi. Politika, devlet aklı belirler.
İstikameti, yani şimdi örnek, terörsüz Türkiye politikası var. Onun dışında Türkiye yüzyılı perspektifi ortaya koyulmuş devlet politikası olarak. Ondan sonra 2053-2071 perspektifi var. Bu devlet aklının koyduğu hedeflerdir. Bunu işletecek olan devletin kurumları, işleyişi mekanizmalardır. Bir çarpıcı örnek daha vermek istiyorum.
Sayın Cumhurbaşkanımızın uzun yıllardan beri bir tavsiyesi var bütün ailelere. Üç çocuk tavsiyesi. Üç çocuk tavsiyesi. Şimdi bu bir devlet aklının gereği söylenmiş bir söz. Daha iyi anlaşılıyor herhalde. Anlatılmış, evet.
Bir politikadır. Şimdi sürekli değişik platformlarında sıklıkla ailen tekrarlıyor Sayın Cumhurbaşkanımız. Başbakan olduğu zamanlarda da ben çok iyi hatırlıyorum. O zaman Plan Bütçe Komisyonu üyesi bir milletvekiliydim. Şöyle bir öneri ve eleştiri getirmiştim buna. Bu doğru bir politikadır. Türkiye genç nüfusunu korumak mecburiyetindedir ve geleceğe bu perspektifle bakmak zorundayız. Yalnız bu söylemin bir devlet politikası olarak işlemesi için ilgili kurumların Sağlık Bakanlığı, Aile Bakanlığı ve dahil Kalkınma Bakanlığı vardı o zaman. Bütün kurumların da bunu stratejik planlarına koyması lazım ve 5 yıllık kalkınma planlarında da yani devletin resmi dokümanlarında da bunun yer alması gerekli kanuni düzenlemelerinde yapılması gerektiğini ifade etmiştim ki geçmiş yıllar itibariyle bu konuda çok önemli düzenlemeler olduğunu, bir takım teşvikler olduğunu, daha geçtiğimiz haftalarda biliyorsunuz doğum yapan kadınlara doğum izninin süresi arttırıldığı bir takım şeyler var fakat yine mecliste dile getirdim.
Şimdi bu devlet aklı bu politikayı uyguluyor. Uygula demiş. Kim uygulayacak? Bürokrasi uygulayacak. Ancak bazen öyle şikayetler alıyoruz ki doğum yapan kadınlardan, çalışan kadınlardan ve ailelerden gerek özel sektörde, gerekse kamu sektöründe o idari birimlerde doğum yaptığı için, doğum izni kullandığı için veya süt izni kullanıyor veya sık sık sağlık kontrolünün olması gerektiği için adeta mobbing'e uğrar gibi bir dezavantajlı konuma girme şikayetleri de var. Şimdi bunu yapan ne? Yani bu bürokrasi. Peki devlet aklı bir politika ortaya koymuş.
Bu neden yeterince uygulanamıyor? Bunu sorgulamak gerekir. Ve o uyarıyı da genel kurul konuşmamda da dile getirmiştim. Bu da öğretici bir örnektir. Yani devlet aklı ile bürokrasi işleşimi. Devlet aklını kim temsil ediyor şu an Türkiye'de? Şimdi devlet aklını fiilen elbette Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan en üst düzeyde temsil eden şahıs ama işleten kurumlarda temsil etmenin dışında temsil etmeden öte bunu devlet aklını yerine getiren, işleten işletecek olan, yerine getirecek olan da bu bürokratik mekanizmalardır. Güvenlik kurumlarıdır, sosyal politika kurumlarıdır.
Ondan sonra adalet kurumudur. Ekonomiye ilişkin birimlerdir. Bu topyekun senkronize bir akıl olarak.
Bu peki şöyle bir şey geldi aklıma bunları söyleyince; seçimler yapılıyor Türkiye'de. Seçimden seçime bu devlet aklının çizdiği istikamet çok radikal bir şekilde değişebilir de o zaman. Öyle değil mi? Ona dönük ne yapmak gerekiyor?
Nasıl akıl radikal bir şekilde değişebilir? Mesela bir seçim yapıldı ve mevcut iktidar değişti. Yeni bir cumhurbaşkanı geldi diyelim. Orada yeni bir yön tayin etme; ülkeye, devlete... Mesela Cumhuriyet Halk Partisi'nin devlet aklı sizin Cumhur İttifakı'nın devlet aklından farklı.
Biraz farklı, doğru. Yani bunu da politika diyoruz zaten. Siyaset...
Bunu da millet mi görecek diyorsunuz?
Tabii. Çünkü devlet milletin teşkilatlanmış halidir. Yani demokrasi dediğimiz, yüzde elli artı birle seçimlerin kazanılması; hepsi birbirleriyle ilintili kavramlardır. Ancak ülkemizin bulunduğu bir diğer coğrafyamız var. Bir vatanımız var. Ondan sonra bunun bir coğrafi konumu var. Yine binlerce yıldır bu coğrafyalarda yaşadığımız engin tecrübeler var.
Ne yaparsak ne olur. Bunun sorgulanması...
Süzülerek gelen.
Süzülerek gelen. Yani Selçuklu, Osmanlı ve Cumhuriyet dönemlerimizi incelersek bunun aynı, benzeşen yönleri olduğunu da görürüz.
Devamlılık.
Devamlılık. İşte o devlet aklını...
Cumhur İttifakı'nda o devamlılığa yapılan vurgu çok ön plandadır mesela. Ama Cumhuriyet Halk Partisi'nde yer yer reddi miras anlayışı da vardır mesela. Tarihsel anlamda.
Bir örnek daha vereyim. Cumhur İttifakı ve diğer, Kemal Kılıçdaroğlu'nun liderlik yaptığı Altılı Masa, Millet İttifakı deniyordu. İkisinin protokolünü yan yana koyduğumuzda bu farkı çok berrak şekilde görmek mümkün.
Bir örnek vereyim. Cumhur İttifakı protokolünde Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan ile Genel Başkanımız Sayın Devlet Bahçeli'nin imza altına aldığı protokolün bir paragrafında der ki: “Cumhur İttifakı, Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün muasır medeniyet seviyesinin üstüne çıkma hedefini benimseyen bir ittifaktır.”
Bu anlamda CHP'nin, Atatürkçü olduğunu iddia eden CHP'nin protokolünde ne Atatürk var ne Türk Milleti var, hiçbir şey yok. Sanki Avrupa Birliği'nin bir takım raportörleri bu protokolü yazdığını görürüz. Yani arada bir fark çok bariz şekilde vardır.
Biz o tarihi, milli tarih şuuruyla işlenen bir devlet aklını temsil eder bu siyaset.
Peki. Şimdi geçen hafta içinde yine karşımıza çıkan önemli bir gündem. Erken seçim tartışmaları, seçimlerin takvimi ne zaman olur nasıl biter falan bununla alakalı yeni bir durum karşımıza çıktı. Sayın Cumhurbaşkanı'nın danışmanı Mehmet Uçum 16 Nisan 2028'den bahsetti. Bunun üzerine Sayın Bahçeli salı günü grup toplantısının sonunda sorulara muhatap oldu ve verdiği bir cevap var. Şöyle kısa bir cevap; bunu izleyicilerimize hatırlatmak istiyorum. Onun üzerine size bu konuyu soracağım. Onu getirelim Sayın Bahçeli'nin bu konuda sorulan sorulara verdiği cevap.
Seçimlerin zamanında yapılmasıyla Cumhurbaşkanımızın danışmanının verdiği tarih arasında saat farkı dahi yoktur. Önemli olan seçimin zamanında yapılmasıdır. Şu an için tartışılan her konunun artık açıklığa kavuşarak Türkiye'yi istikrar içerisinde büyüten bir ülke yapısına kavuşturma zamanıdır.
Onun için televizyonlarda yakinen takip ediyoruz. Değişik isimler yeni Cumhurbaşkanı adayı olarak ortaya çıkıyor. Onlar üzerinde tartışmalar ve hesaplar yapılıyor ve millet seçimden önce seçime getirilmiş gibi gösterilmek isteniyor. Bu doğru değildir. Cumhurbaşkanımız görevdedir. Biz de arkasındayız.”
Cumhur ittifakının mahiyeti, kapsamı, şümul, sınırları, ilkeleri belli. Bu da geçmiş protokollerle de resmi olarak imza altına alınmış. Temel milli meselelerde birlikte hareket etme halidir Cumhur İttifakı. Bütün partiler tüzel kişiliklerini, kurumsal yapılarını, programlarını elbette muhafaza edecekler. Ama temel milli meselelerde birlikte hareket etme, aynı tutumu alma halidir. Bunu kabul eden partilere de yok hayır Cumhur İttifakına almayacağız demek gibi bir durumda söz konusu olamaz.
Diğer taraftan geçmişteki altılı masanın neler yapacağı şu an için net değil. Altılı masa dağıldı zaten. Altılı masa hüsrana uğradı. Buna rağmen yüzde 48 oy aldılar. Fakat netice hüsran oldu. Yani oy sayımları başlarken bile Mansur Yavaş ve İmamoğlu seçim sonuçları açıklanmış başarmışlar gibi halkı yanıltıcı açıklamalar yaptılar. Şimdi bir belirsizlik söz konusu. Eski Millet İttifakı cenahında. Ya benzeri şekilde toparlanırlar ya da iki ayrı grup halinde bir değerlendirmeleri olabilir. Onlarında ipuçlarını görüyoruz, izliyoruz.
Bilhassa Terörsüz Türkiye politikasında hem Özgür Özel cenahının hem de Sayın Kılıçdaroğlu cenahının olumsuz tutumunu görmedik.
Özgür Özel cenahı ile Kılıçdaroğlu cenahının ortak adayla çıkma ihtimali biraz zayıf görünüyor. İzleyip göreceğiz.
- Muhalefetin adayı kim olur? Mansur Yavaş mı olur?
MUHALEFETİN CUMHURBAŞKANI ADAYI KİM OLACAK?
Yani ismi geçiyor. Programı kapatırken şöyle de böyle müstakbel aday adayları diyelim. İsimleri geçiyor. Şimdi İmamoğlu'nun aday olamayacağı neredeyse kesin gibi. Diploması iptal edildi. Yargılama sürecinde vahim iddialar var. Yani acaba aradan ben çıkarım da aday olabilir miyim diye heveskarlar çıkacaktır. Bunlardan biri de Mansur Yavaş'tır.

Bizim güzel özdeyişlerimiz vardır. Ekmede yok biçmede yok ama hasatta ortak olmaya çalışanlar var. Siyasette de mizahi anlamda söylüyorum şeyler ortaya çıkmaya başlarlar... Anadolu'da bir kasap kedileri deyimi vardır. Bu kediler besilidir, şişmandır. Siyasette de bunlardan vardır. Siyasette de kasap kedileri vardır. Hiçbir çivi çakmadan hiç bir başarı ortaya göstermeden bir marifeti bilinmeden bazı siyasi aktörler bu konunun heveskarı olabiliyor. Ama milletimiz de bunlara itibar etmez.
-
abdulkadir 33 dakika önce Şikayet EtBence çok olumlu böyle böyle bitecekler inşallahBeğen Toplam 1 beğeni