Bilal Erdoğan 'Bu işin taçlandığı yer olacak' diyerek Etnospor müjdesini verdi

Dünya Etnospor Birliği Başkanı Necmeddin Bilal Erdoğan, "Artık geleneksel sporların olimpiyatı diye tanımlanacak bir Etnosporlar 2027 etkinliği için çalışıyoruz. O da artık bu işin taçlandığı yer olacak." dedi.

ABONE OL
GİRİŞ 16.05.2026 17:44 GÜNCELLEME 16.05.2026 18:04 SPOR
Bilal Erdoğan 'Bu işin taçlandığı yer olacak' diyerek Etnospor müjdesini verdi
Bilal Erdoğan 'Bu işin taçlandığı yer olacak' diyerek Etnospor müjdesini verdi
HABERİN ÖZETİ
ÖZETİ DİNLE
  • Bilal Erdoğan, Türkiye'de modernitenin Batı hayranlığına dönüştüğünü ve geleneksel sporların ihyasına yönelik son yıllarda önemli adımlar atıldığını belirtti. Geleneksel Türk Okçuluk Federasyonu'nun 2019'dan bu yana hızlı bir büyüme gösterdiğini ve Türkiye genelinde birçok etkinlik düzenlendiğini ifade etti. Ayrıca, sporun kültürel aktarımda önemli bir araç olduğunu vurguladı.
  • Astana'daki Dünya Göçebe Oyunları'nın çok ihtişamlı olduğunu dile getiren Erdoğan, "Orada sanki uluslararası podyumda geleneksel sporlar kendini gösterdi gibi hissediyorum. Orası önemli bir dönüm noktasıydı. Şimdi bir sonraki hedefi büyüttük. Artık geleneksel sporların olimpiyatı diye tanımlanacak bir Etnosporlar 2027 etkinliği için çalışıyoruz. O da artık bu işin taçlandığı yer olacak." dedi.

Bilal Erdoğan, Anadolu Ajansının (AA) İstanbul'daki Uluslararası Haber Merkezi'nde gerçekleştirilen Spor Masası programına konuk oldu.

Türkiye'de modernitenin Batı hayranlığına dönüştüğünü aktaran Erdoğan, "Ülkemize modernite 'batılılaşma' adı altında geldi ve biz bu batılılaşmayı yaşarken kendimize ait olanları yeren bir yaklaşım sergiledik. Kendi müziğimizin kötü olduğunu, Batı'nın müziğinin daha iyi olduğunu konuştuk. Kendi sanatlarımızın ilkel olduğunu, Batı'nın sanatlarının daha gelişmiş, daha sofistike olduğunu kendi kendimize adeta kabul ettik. Onun için en iyi öğrencilerimizi Batı'ya gönderdik, en iyi öğrencilerimizi Batı müziği eğitimine verdik, en iyi sporcularımızı Batı sporlarına yetiştirmeye çalıştık. Sporda Batı'yla rekabet etmeye çalıştık." diye konuştu.

Geleneksel sporların ihyasına 2010'ların başında giriştiklerini belirten Erdoğan, şunları kaydetti:

"Okçular Tekkesi'ni, Okçular Vakfıyla ihya etmeye 2013'te başladığımız zaman Türkiye'de geleneksel sporların, geleneksel okçuluğun birkaç küçük grup tarafından hobi düzeyinde yapıldığını gördük. Geleneksel Osmanlı yayını orijinal metotları kullanarak yapan Türkiye'de kimse yoktu. Macaristan'da birisinden yeniden öğrenerek bunu Türkiye'de canlandırmayı başardık. 550 yıllık okçuluğun en eski müessesesi olan Okmeydanı'nda Necmettin Okyay'dan beri neredeyse ok atan kimsenin olmadığını biliyorduk. Modernite gelir, kendi enstrümanlarını, adetlerini, temalarını hayata sokar ama gelirken yerine geldiklerini bütün bir topluma kötülemiş. Bu çok enteresan bir şey. Biz bunu yapmışız. Ancak modernitenin bütün bu hışmına rağmen insanlar geleneksele özlem duyuyorlar. Kültür dediğimiz şey bin yıllar boyunca oluşan, şekillenen bir şey. Mesela Türk kahvesinin pişirilişinde, sunumunda, kullandığımız bardağında, tabağında bir değişikliğin olması ve kabul görmesi için birkaç nesil geçmesi lazım. Muhtemelen o değişikliğin de Türk kahvesi gelenekleriyle, insanların Türk kahvesiyle kurduğu ilişkiyle uyumlu bir şey olması gerekir. Mesela çay bardağımızın şeklinin değişmesi için epey bir şeyler olması lazım. Onun yerleşmesi birkaç nesil sürebilir. Mesela bardakta bir büyüme yaşadık. 'Tiryaki' dediğimiz küçük çay bardağından, şimdiki büyük çay bardağına geçmek 20-25 sene sürdü. Birden bire herkes onu kullanmaya başlamadı. Kültür öyle derinlikli bir şey olduğu için, siz onun yerine hışımla gelen modernite vesilesiyle o toplumun kodlarıyla uyumsuz bir şeyi zorladığınız zaman hep geri planda bir özlem kalıyor. Hala kodlarınızla uyumlu olan bir şeylerin arayışına devam ediyorsunuz. 2019'da Geleneksel Türk Okçuluk Federasyonu kuruldu. 2019'dan bu yana en hızlı büyüyen federasyon, 500'den fazla kulüp, 20 binden fazla müsabık sporcuya ulaşıldı. Türkiye'nin dört bir yanında yüzlerce etkinlik, turnuva yapıldı. İnsanlar onu büyük bir hasretle kucakladılar. Geleneksele modernite bir düşmanlıkla geliyor, onu yerle bir ediyor, bazı şeyler unutulup da gidiyor. Unutulanların kaydı ancak ansiklopedi sayfalarında kalıyor. Hala imkanınız varken bir şeyleri geri getirmeyi başarırsanız insanlar ona hasretle koşuyor. Yüzyıllardır görmediği arkadaşını görüp ona kucaklaşır gibi de onları yeniden benimsiyor."

"SPORUN KÜLTÜR AÇISINDAN TAŞIYICI ÖNEMİ VAR"

Bilal Erdoğan, sporun, kültürün nesilden nesile aktarılması için önemli bir araç olduğunu dile getirdi.

Gençlerin büyük bölümünün spor yapmadığını ve izlemediğini vurgulayan Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü:

"Kültürün taşıyıcısı olan çeşitli mecralar var. Bunlardan en önemlisi dildir. Dilde kullanılan kelime dağarcığı aslında sizin yine kültürel aktarımınızın nesiller boyunca şekillendirdiği bir şeydir. Bir dilde bir kelime farklı konotasyonlar, yankılar taşırken başka bir dilde farklı anlaşılabilir. Bazı dillerde olan kelimeler başka dillerde yoktur. Mesela 'gönül' kelimesinin İngilizcede karşılığı yok. 'Kalp' diyorsunuz ama olmuyor. Gönül kelimesi demek ki muhabbeti ve dostluğu çok önemseyen, gerçekten merhametli olan falan bir toplumda sadece gelişebiliyor. Sporun da taşıyıcı özellikleri olduğunu görüyoruz. Ciritteki affederek puan almayı örnek veriyorum veya yağlı güreşte daha genç olan sporcu, daha büyük olan üstadını yendiği zaman sonunda elini öpüyor. Bu, kültürü sporun içinde taşıyan özellikler. Onun için buradaki mesele sadece spor değil ama spor tarafı çok önemli. Yaptığımız araştırmalara göre gençlerin yarısı ne izleyerek ne yaparak sporla ilişki kuruyor. Bunun için de kızların oranı daha yüksek. Bu kesimlerin geleneksel sporlarla mesela spora yeniden angaje olunabileceğini düşünüyoruz. Bu kültürel tonlarıyla daha güzel bir belki konsept getiriyor ve böylelikle daha çok gencimizin sporlarla iletişim kurmasını, ilişki kurmasını sağlamış oluyoruz. Bunu yaparken medeniyet iddiasına da bir parantez açmış oluyorsunuz. Kendi kimliğinizi, kültürünüzü yeni nesillere aktarmak için bir fırsat yakalamış oluyorsunuz. Biz bunu sadece merkezimizin olduğu İstanbul, Türkiye için değil 30 ülke, 52 üye ve bugüne kadar ilişki kurduğumuz 100'den fazla ülkede de aynı şekilde savunuyoruz ve anlatıyoruz. Bugün Avrupa da kendi kültürünü korumanın mücadelesini veriyor. Dünyadaki kültürel yozlaşma Batı'nın modernitesiyle ve sömürgecilikle bütün dünyaya yayıldı ama o yozlaşmadan Batı'nın kendisi de nasibini aldı. 18-19. yüzyıldaki yüksek sanatlarını, kültürel değerlerini 21. yüzyılda yaşatmakta Batı da zorlanıyor. Onun için bizim Avrupa'dan da üyelerimiz var. Çok gelişmiş bir ülke olan Japonya da kendi kültürünü yaşatmanın mücadelesini veriyor. Güney Kore de kendi kültürünü yaşatmanın mücadelesini veriyor. Elbette Moğolistan, Bangladeş, Pakistan da bu mücadeleyi sergiliyor. Türk dünyası ülkelerinde geleneksel sporlarımız çok güçlü. Bundan dolayı da çok mutluyuz ve gurur duyuyoruz. Türkiye'de de son 10 yılda yaptığımız çalışmalarda geleneksel sporların kurumsal kapasitesinin geliştiğini, halkımızla da çok güzel karşılık gördüğünü gerçekten izlemek bize çok keyif veriyor."

"DAHA İDDİALI OLMAK ZORUNDAYIZ"

Dünya Etnospor Birliği Başkanı Bilal Erdoğan, Türkiye'nin her konuda daha iddialı olması gerektiğini savundu.

Türkiye'deki eğitim imkanlarının arttığına değinen Erdoğan, "Ortaokul sınıflarına gittiğim zaman çocuklara uzanarak yapacakları, telefon ve bilgisayar üzerinden bir iş isteyip istemediklerini özellikle soruyorum. Okul fark etmeksizin çocukların yarısı bunu istiyor. Çocuklarımız ve gençlerimizin hem şansı hem de tuzağı bugünkü imkanlar, kolaylıklar. Türkiye, dünyanın en güçlü eğitim altyapılarından biri haline geldik. Gençler istedikleri alanda ücretsiz olarak üniversitenin sonuna kadar sahip olma imkanını yakaladı. Bu imkan belki bir genci, 'Bu eğitimi bitirdikten sonra diplomamla bir iş sahibi olurum. Öyle devam ederim' kolaycılığına sevk edebiliyor. Oysa ki daha netameli süreçlerle kendini yetiştiren insanların tırmalayarak bir şeyler edinme motivasyonu oluyor. Daha dirençli olabiliyorlar. Dolayısıyla bazı imkanlar yetişirken kişinin direncini gevşetebiliyor, hayata dair hedefleriyle ilgili ciddiyetini biraz sulandırabiliyor ama öbür taraftan da işte 'Nimet mi külfet mi?' diye de insanı düşündürüyor. Onun için gençlerimizin bir yandan rahatlık aradığını görebiliyoruz. Halbuki dünyada çok ciddi bir rekabet var. O rekabete hazırlanmak için daha dirençli, daha iddialı olmak zorundayız ve hedeflerimizi daha yukarılara koymak zorundayız." ifadelerini kullandı.

Türkiye'nin dünyada söz sahibi bir ülke olduğunu vurgulayan Erdoğan, şöyle konuştu:

"Artık, Türkiye'nin geldiği cesamet, geldiği güç noktası ve profili bizim her alanda yaptığımız işlerde dünyanın en iyisi olma iddiasıyla yapma zorunluluğunu bize dayatıyor. Şu anda biz ara bir yerdeyiz. Bölgesel güç, merkez ülke, sözüne itibar edilen Türkiye, bölgesine nizam vermesi belki beklenen Türkiye konumundayız ama bunu yapmak için 7'den 70'e her sektörde, her alanda çalışan insanımızın, gencimizin de iddiasının dünya çapında göstermesi gerek. Bazı imkanların varlığı belki sizi bu iddialara hazırlanmak için desteklerken sizin ona yönelik iç motivasyonunuzu zayıflatabiliyor. Belki gençlerin zorluğu bu alanda olabilir. 'Geleneği anlatmak mı, geleceği anlatmak mı?' diye sorarsanız herhalde geleneği bugün yaşatmak daha zor. Çünkü mesele cirit oynamak, geleneksel okçuluk yapmak, geleneksel güreşlerimizi eski ihtişamıyla, şenliğiyle, katılımıyla yapmak değil. Mesele gelenekte bize ait olan ruhu bugünün imkanlarıyla, rekabetiyle, dünyasıyla buluşturacak nüveyi bugünün genç neslinin kafasına, kalbine, gönlüne yerleştirmek. Marifet Mimar Sinan'ın yaptığı caminin aynısını yapmak değil. Mimar Sinan bugün yaşasaydı, 21. yüzyıl dünyasının Müslüman, Anadolulu, Türk mimarı olarak bugünün inşaat teknolojilerini, mühendislik çizgisini kullanarak ne yapardıyı yakalayacak bir nesil yetiştirmek. Bunu yaptığımız zaman gelecekle geçmiş arasında herhangi bir uyumsuzluk kalmamış oluyor. Geleceğin bütün imkanlarını kullanırız ama bunun için kendi kimliğimizden, kültürümüzden, inancımızdan, bu toprakları bize vatan yapan değerlerden sıyrılmamıza gerek yok. Biz, 300 yıl önce savaşlar kaybetmeye başladık. O zamana kadar kolay kolay savaş kaybetmeyen, zaferden zafere koşan ecdadımız bir yerde artık kaybetmeye başlayınca aydın kesimlerimiz de 'Niye kaybediyoruz?' diye sorgulamaya başladı. Veya toplumda 'Niye kaybediyoruz?' yerine belli bir yerden sonra 'Artık kazanamayız, artık kazanamayacağız herhaldeye dönmeye başladı. Bu içselleştikten sonra 'biz kaybetmeye mahkumuz' ve 'O zaman kazanacaksak, bizi yenenlere benzememiz lazım.' denmeye başladı. Şimdi, o travmayı atlattığımızı düşünüyorum. Cumhurbaşkanımızın dünya çapındaki o öz güveni, dirayetli duruşu, millete de öz güven getirdi ve artık 'Biz kazanabiliriz' yerleşmeye başladı. Yeni nesillerde 'Biz kazanabiliriz' duygusunun daha da güçlenebileceğine inanıyorum. O duyguyla Selçuk (Bayraktar) beyi teknolojide bir lider yapan, dünyanın en iyi kurumlarında, en iyi eğitim kurumlarında eğitimini alıp kendi kimliğini, inancını, bu milletin bir ferdi olma özelliklerini hiç kaybetmeden geri dönüp dünyanın zirvesine bu milleti o alanda getirme işi, bizim her alanda kopyalamamız gereken iş. O zaman geçmişle gelecek arasında bize daha fazla güç veren bir ilişki kurma imkanı yakalıyoruz. Mesele sadece geçmişi anlatmak, gelenekleri diriltmek olmuyor; mesele geleceğe daha güçlü yürümemizi sağlamak oluyor. Aksi takdirde sadece Batılıya benzemek, sadece güçlü olduğunu vehmettiğimiz kesimlere benzemek dediğin zaman artık 'biz' ortadan kalkıyor. Artık sen, başka bir kültür tarihinin parçası haline gelmiş oluyorsun. Artık sen, sen değilsin. Kültür dediğimiz zaman tabii ki sadece bu işin içinde spor yok."

"GELENEKSEL SPORLARIN OLİMPİYATI DİYE TANIMLANACAK BİR ETNOSPOR 2027 ETKİNLİĞİ İÇİN ÇALIŞIYORUZ"

Bilal Erdoğan, gelecek yıl geleneksel sporların olimpiyatı sayılabilecek bir etkinlik için çalıştıklarını söyledi.

Astana'daki Dünya Göçebe Oyunları'nın çok ihtişamlı olduğunu dile getiren Erdoğan, "Orada sanki uluslararası podyumda geleneksel sporlar kendini gösterdi gibi hissediyorum. Orası önemli bir dönüm noktasıydı. Şimdi bir sonraki hedefi büyüttük. Artık geleneksel sporların olimpiyatı diye tanımlanacak bir Etnosporlar 2027 etkinliği için çalışıyoruz. O da artık bu işin taçlandığı yer olacak. Dünyada çok çalkantılı, karanlık zamanları yaşıyoruz. Özellikle bölgemiz ve etrafımızda zulümlerin ve savaşların olduğu bir dönemde, geleneksel sporların ihyası, canlanması üzerinden de sanki dünyanın sadece huzur isteyen, barış isteyen, büyük güç rekabeti arasında sıkışıp kalan milletleri için de bir soluk olacak gibi de hissediyorum. Birçok Afrika ülkesinde, Balkanlar'da, Orta Asya'da, Asya'da konuştuğumuz insanlar, hatta ülkelerin spor bakanları ve yöneticileri, geleneksel sporlarla ilgili verdiğimiz mesajı çok beğeniyorlar. Bu konsepti çok doğru buluyorlar. İnşallah Astana'da 2024'te ulaştığı seviye, 2027 Etnosporlar'la çok daha yüksek bir noktaya gelecek." şeklinde görüş belirtti.

Düzenledikleri etkinliklerde gençlere ilham vermeyi istediklerini anlatan başkan Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü:

"Bazısı için nostalji etkinliği olarak kalıyor. Kimisi belki bir büyüyle beraber geliyor, büyüğü daha çok ilgileniyor genç olanın ilgisini o kadar çok çekmeyebilir. Hedefimiz mümkün olduğunca daha genç yaşta, üniversite yaşında değil, mümkünse ortaokul, ilkokul yaşında çocukların gelip orada hoşça vakit geçirmesi, hala hayatına yeni şeyler katarken geleneksel sporlarla tanışmasını istiyoruz. Bugün 50-60 yaşında birisi festivalimize gelip hoşça vakit geçirmesi bir nostalji olacak. Ancak daha küçük yaşta gelenler, eve döndüğü zaman, 'Anne, baba ben okçuluğa başlamak istiyorum.' veya 'Beni at binmeye götürür müsünüz?' demeler başlıyor. Bunlar böyle bir günde olan şeyler değil. 10 yılda geldiğimiz noktayı düşününce, ikinci 10 yılda bu işin çarpanının daha da güçlü ve yaygın olacağına inanıyorum."

İstanbul'da geleneksel okçuluğa olan ilgiye değinen Bilal Erdoğan, "İstanbul'daki okçuluk kulüplerinin yerleri yetmiyor. Gelen herkesin talebine cevap veremiyorlar ve yeni yerler arayışındalar. Ekipman yetiştiremiyorlar, ekipmanlar daha hızlı eskiyor. Talep artıyor. Hem geleneksel yayla hem olimpik ve makaralı yayla olan okçulukta böyle bir sinerji var. Birbirini de besliyor . O da bize daha çok madalya getiriyor. Çin'deki en son Dünya Şampiyonası ikinci ayağında Türkiye birinci oldu en çok madalyayı kazandı. Bu büyük bir başarı. Bu başarının devamı gelecek. Los Angeles Olimpiyatları'nda da bu başarının geldiği noktayı göreceğiz. Sporcularımıza çok güveniyoruz, çok iyi çalışıyorlar, çok formdalar, çok iyi bir ekip havası var. Bu iş bizim ata sporumuz, kendi sporumuz. Biz burada zirvede olacağız, zirvede kalacağız. Okçulukta 'Türkler zaten yüzlerce yıldır zirvedeler.' dedirteceğiz. Tarihte iyi olduğumuz bir şeyde modern çağın şartlarında da iyiyiz. Tarihte en iyi yayları bizim ecdadımız yapmış. İnşallah gelecekte de en iyi çipleri, dronları, robotları da biz yapacağız. Biz her zaman teknolojide pratikliğimizle, zekamızla iyi olmaya namzet bir milletiz, yine iyi olacağız." ifadelerini kullandı.

"İstanbul Atatürk Havalimanı'nda 8. festivalimizi düzenleyeceğiz. Burada öncelikle Anadolu'nun geleneksel sporlarında müsabakalar ve gösterileri vatandaşlarımız izleyebilecek. Ziyaretçilerimiz bunları keyifle izleyebilecek. Anadolu'daki geleneksel sporları üçe ayırabiliyoruz. Birisi binicilik sporları, birisi güreş sporları, birisi de atıcılık sporları. Bunların hepsini görebilecekler. Güreşte mesela sadece atlı güreş yok. Karakucak var, şalvar güreşi var, kuşak güreşi var. Binicilikte sadece cirit yok, atlı okçuluk var. Atıcılıkta da hedef okçuluğu, menzil okçuluğu... Tabii okçulukta biz mümkün olduğunca gelen insanların bir ok atmasını ve at binmesini istiyoruz. İstanbul gibi yerde çocukların yüzde biri acaba ata binmiş midir? Ama bu at binmenin bir kere hayvan sevgisiyle, hayvanlarla iletişim kurmaya ilişkin güzel bir yönü var. Diğer taraftan da 'Biz at üstünde yükselen milletmişiz' diyorlar. Atlı okçuluk seyir keyfi de muhteşem olan çok da zor bir spor. Muazzam. Tabii ki her sene yurt dışından misafir ülkelerimiz ve misafir sporlarımız olacak. Bu sene Rusya'dan, Litvanya'dan ve Azerbaycan'dan olacak. Onun dışında tabii el sanatları var. Atölyelerde üstat sanatçıların neyi nasıl yaptığını görecekler. Sadece Anadolu'nun lezzetleri olmayacak. 160 bin aşure, 200 bin Özbek pilavı, belediyelerin yöresel ikramları, TİKA'nın evrensel tatlar bölümünde yurt dışından gelen aşçıların yaptığı lezzetler paylaşılacak. Ayrıca dünya kahvelerini deneyimleme fırsatı olacak. Gelenler Özbek pilavının da bakır kazanlarda nasıl yapıldığını görecek. Sahnede halk oyunları... Sadece Anadolu'nun bölgelerine ait değil, Orta Asya'ya, iki sene önce mesela İtalya'dan halk oyunları da gelmişti. Halk oyunlarının ötesinde müzik, hani biraz popüler sanatçılar, biraz da popüler sanatçıların yanında misafir sanatçılar olacak. Orada çok zengin bir şeyimiz var. Mesela Japonya'dan bu sene Taiko grubu gelecek. Taiko çok büyük davullarla bir ritim etkinliği. Çok etkileyici gerçekten. Türkiye'de bundan önce bu büyüklükte bir gösteri de yaptıklarını bilmiyorum doğrusu. Bir sürü bakanlığımızın toplulukları da olacak. Bu sene en sürprizi Kazakistan'dan Dimash. Hani dünyaca ünlü, çok genç ve güçlü bir ses. Onu da Kazakistan'daki dostlarımızın sponsorluğu ve desteğiyle Türkiye'ye getirmiş olacağız. Büyük ses getireceğine inanıyorum. Cumartesi günü sahne alacak. Ve sayamadığım bir sürü çocuk oyunları. Çocukların gelip çok güzel zaman geçirmesini istiyoruz."

"REKABETİN ÜST DÜZEY OLDUĞU BİR FAALİYET YAPMAK İSTİYORUZ"

Bilal Erdoğan, 8. Etnospor Kültür Festivali'nde müsabaka zevkinin ve rekabetin üst düzeyde olmasını hedeflediklerini kaydetti.

Birçok kıtadan sporcunun kendi sporunda yarışacağını aktaran Erdoğan, "Müsabaka zevkinin ve rekabetin üst düzeyde olduğu bir faaliyet yapmak istiyoruz. Her kıtadan kendi sporunda yarışmak için sporcu gelmiş olacak. Rekabet daha üst düzeyde olacak. Gelenler yarışma formatında olacak. Bölgesel elemelerin yapıldığı, ondan sonra Etnospor'a katılma hakkı kazanılan, kıyasıya sportif müsabakaların ön planda olduğu bir şey olacak." diye konuştu.

"GAZZE'DEKİ ÇOCUKLAR UNUTULMAYACAK"

Başkan Erdoğan, 8. Etnospor Kültür Festivali'nde Gazze'de soykırımdan etkilenen çocukların da unutulmayacağını belirterek, şunları söyledi:

"Bu olurken Gazze'de ailesiyle mutlu huzurlu bir şekilde oynayamayan çocukları da gelen herkese bir şekilde hatırlatıyoruz. O imkanı bulamayan insanları da hatırlamamız lazım. En azından dua etmek, dua etmekten sonra belki boykota katılmak, bu anlamda yapılan etkinliklere destek vermek gibi. İnsani yardım anlamında zaten halkımız en ön safta bugüne kadar dünyanın her tarafındaki mazlumlara kucak açtı. Bununla ilgili de bir gündemimiz olacak. Ve sayamadığım nice etkinlik. Gelenlerin 7'den 70'e, nesiller arası paylaşımın da çok canlı olduğu bir ortamda keyifle vakit geçireceğimiz festivalimiz olacak. O bomba sesleri altında insanlar nasıl yaşıyor, onu da empati kurabilsinler diye insanlar biraz tecrübe etsin istedik. Tabii artık o sahneleri göre göre hissizleşmeye de başladık. Bu da bizim iletişimin bu kadar güçlü olmasının belki bir handikapı. Bir yandan görüp üzülmek, o acıyı fark etmek ama bir yandan da bu iş böyle üç yıl sürünce artık hissizleşmek, o acı sahneleri görmenin normalleşmesi. Anadolu Ajansı da 'Kanıt' ve 'Tanık' eserleriyle bütün bunları videolarla ve fotoğraflarla delillendirdi. Bütün dünyaya da bunları paylaştı. Bu soykırım hala devam ediyor. İnsanlık vicdanının bir yerde bunu bitireceğine de inanıyorum."

"NE KADAR GÜZEL BİR KÜLTÜREL ETKİLEŞİM, BİZ BUNU BAŞARIYORUZ"

Etnospor Forumu'nda çok sayıda ülkenin spor bakanlarının bir araya gelmesinin kültürel etkileşim anlamında önemine vurgu yapan Bilal Erdoğan, şu görüşleri paylaştı:

"Antalya'daki Etnospor Forumu'na Rusya Spor Bakanı ve İran Spor Bakanı katılıyor. İran daha önce bakan yardımcısı düzeyinde katılmıştı. Bu kez bakan katıldı. Van'dan Antalya'ya geldi. Gelmesinin zor olduğu ve savaşın devam ettiği ortamda geldi. Orada kendi derdini ve hikayesini anlatmaya geldi. Aslında spor diplomasisinin bir ortamını sağlamış olduk. 20'den fazla ülkenin spor bakanı, geleneksel sporları güçlendirmeyle ilgili niyet belgemizi imzalamış durumdalar. Bu hareket büyüyerek devam ediyor. Asya ile Afrika'nın spor bakanlarının yollarının kesişmesi Dünya Kupası'nda olabiliyor. Çok fazla beklenmedik sinerjileri getiren... Arjantin'in pato diye bir sporu var. Bizim de Orta Asya'da kökbörü diye bir sporumuz var. İkisi de at üstünde. Bu iki spor birbirine benziyor. Arjantinliler ile Kazaklara kökbörü ve pato oynattık. Ne kadar güzel bir kültürel etkileşim. Biz bunu başarıyoruz."

"SPORUN BARIŞA HİZMET EDEN KISMI EROZYONA UĞRADI"

Bilal Erdoğan, son 3 yılda sporun barışa hizmet eden yönünün ciddi erozyona uğradığını vurguladı.

Her ülkenin sporcularına aynı standartların uygulanmamasını eleştiren Başkan Erdoğan, "Son dönemde Ukrayna'daki savaş, Filistin'deki soykırım ve İran'da devam eden savaş... Bunlarda spor otoriteleri aynı standartları uygulayamadı. Bir ülkenin sporcularına farklı, diğer ülkenin sporcularına farklı bir muamele. Bu bakımdan sporun barışa hizmet eden yönü son üç yıllık dönemde de çok ciddi erozyona uğradı. Ümit ediyorum ki bu işlerden çıkılır. Bu genç atletler kazanmak, yarışmak, kendilerini göstermek ve başarılı olmak için yaşayan insanlar. Bunları siyasi ve uluslararası meselelerin mağduru haline getirmek o gençlere çok büyük haksızlık." şeklinde görüş belirtti.

"İZLEMEDE FAVORİ SPORUM ATÇILIK"

Geleneksel sporlarda en çok atlı okçuluğu takip ettiğini anlatan Erdoğan, şu ifadeleri kullandı:

"İzlemede favori sporum atlı okçuluk. Eğer yaparsam tabii ki geleneksel okçuluk yapıyorum. Ancak kendi hayatımda oynayacak olursam çeşitli etkinliklerin tanıtımı için futbol oynamış oluyoruz. İşte en son böyle bir şöhretler karmasıyla TÜGVA'nın halı saha turnuvasının tanıtımı için yapmıştık. Dolayısıyla oynarsak futbol oynuyoruz. Ama ilk Okçular Vakfı'nı kurduğumuz zaman lisanslı bir okçu olduğum bir dönem olmuştu. Bir müsabakaya katılmadım ama o zaman daha fazla ok atıyordum doğrusu. Şimdi Ramazan ayında bir sahur kupası düzenleniyor okçular tekkesinde. Ona katılıyoruz, orada yarışıyoruz. Ama benim izlemedeki favori seyir zevkini hissettiğim atlı okçuluk."

"FENERBAHÇE EVİN İÇİNİ TOPARLAYABİLİRSE BAŞARI GELECEKTİR"

Bilal Erdoğan, taraftarı olduğu Fenerbahçe'nin futbolda 2014'ten bu yana lig şampiyonluğu yaşayamamasıyla ilgili şunları kaydetti:

"Çok iyi puan topluyoruz, ikinci sıraya geliyoruz. Kıl payı şampiyonluğu kaybediyoruz. Futbolcu bir maçtaki moral durumuyla şampiyonluğu kaybetmiş oluyor aslında. Bir maç, bir beraberlik, bir gol ve futbolcunun moralini etkileyen etkenlerin biraz ortadan kaldırılması ve yönetilmesi lazım. Fenerbahçe'de artık taraftar, yönetim ve futbolcu gergin. Bundan etkileniyoruz. Kadrolar kuruluyor, iyi hocalar getiriliyor, iyi puanlar toplanıyor. Oradaki fark şu, bizim okçulukta son oka kalır birçok müsabaka. Son okta da merkeze yakın olan kazanır. O tek oktaki farkı düşünün. İki sporcu da belki birbirinden iyi. Ama işte o anda biraz daha soğukkanlı olan sporcu o maçı kazanıyor, madalyayı alan o oluyor. Madalyayla madalyasızlık arasındaki fark bir ana kalıyor. Futbolda da bu moral motivasyon ve dış etmenler çok önemli. Yani kulüpte huzur olması ve insanların inanması lazım. Mesela futbolcu bir yanlış pas veriyor, tribünler yuhalamaya başlıyor. Herhangi bir futbolcunun hatasız oynaması mümkün olabilir mi? Ama sen o futbolcuyu yuhalayarak bitirdin. Sadece o maçta değil, belki birkaç maç daha futbolcuyu kaybetmeye yol açtı bu. Onun için taraftarıyla, yöneticileriyle, medyasıyla... Moral vermeye çalışan, her türlü destekleyen, o 'Milletim benim arkamda, taraftarım benim arkamda, yöneticilerim benim arkamda' dedirten motivasyon desteğini biz bu genç çocuklarımızdan ve kahramanlarımızdan esirgememeliyiz diye düşünüyorum. Fenerbahçe de biraz bu bence evinin içini toparlayabilirse, futbolcusuna, teknik ekibine destek olan bir ekosistemi güçlü tutabilirse başarı gelecektir inşallah."

"GENÇLERİMİZİN ELİNDEN HİÇBİR İŞ KURTULMAZ"

Son olarak gençlere tavsiyelerde bulunan Bilal Erdoğan, sözlerini şöyle tamamladı:

"Gençler, gelecek kaygısını en yüksek taşıyan kesim. Ben ne olacağım? Nerede yaşayacağım? Ne iş yapacağım? Kiminle hayatımı birleştireceğim? Kaç çocuğum olacak? Ne imkanlara sahip olacağım? Bunlar çok geçerli. Hayatta kaygı düzeyinin belki de en yüksek olduğu dönemler gençlik dönemleri. Bu kaygıları yönetirken etraflarında onları destekleyecek çok fazla imkanın, kurumların, sporların olduğunu, bakanlıklarımızın çeşitli kampanyaları, gençliği etkileyen çeşitli projelerinin olduğunu daha fazla takip etmelerini, daha fazla farkında olmalarını özellikle vurgulamak istiyorum. Spor yapmak isteyen gençlerimiz o sporu yapabilecekleri yerden habersiz oluyorlar. Ekipman arayan gençlerimiz o ekipmanın onlara sağlandığını bilemeyebiliyorlar. Yüzmek isteyen gencimiz işte o yakınındaki yüzme havuzuna aslında rahatlıkla girip oradan istifade edebileceğini bilemeyebiliyor. Bakanlığımızın gençlik merkezlerinden haberdar olmayabiliyorlar. Şu anda Türkiye'de gerçekten gençliğe hitap eden altyapımız çok güçlü. Spor tesislerimiz, gençlik tesislerimiz, işte gençlik yurtlarımız çok güçlü. Gençlerimiz onlara sunulan bu imkanları sonuna kadar kullansınlar. O kaygılarını giderecek donanım düzeyine ulaşmak için hem aktif bir hayat tarzı ile spor yapan insan olmak hem de akademik olarak veya yetkinlik olarak kendilerini desteklemek anlamında fırsatları gecikmeden kullansınlar. Gençlerimiz bu dünyanın rekabetine güçlü hazırlandıkları takdirde inanıyorum ki bizim gençlerimizin elinden hiçbir iş kurtulmaz ve bu millet 21. yüzyıla, Cumhuriyetin ikinci yüzyılında Türkiye olarak damgasını vurur. İnşallah."

 

Ahmet Polat Haber7.com - Muhabir
Haber 7 - Ahmet Polat

Editör Hakkında

22 Ağustos 1996’da Yalova’da doğdu. Lisans eğitimini 2023 yılında Marmara Üniversitesi Gazetecilik bölümünden mezun olarak tamamladı. Gazeteciliğe 2023 yılında İstanbul’da başladı. Şu an Haber7.com’da mesleki hayatını sürdürmektedir.
YORUMLAR 1
  • Bülent DUMAN 2 dakika önce Şikayet Et
    allah razı olsun
    Cevapla

İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR