S. Hilmi Tunahan'ın çileli hayatı

Binlerce talebeye eğitim vererek bir neslin kurtuluşuna vesile olan Süleyman Hilmi Tunahan, vefatının 48. yılında anılıyor. Gerçek bir âlimin akıllara durgunluk veren öyküsü…

ABONE OL
GİRİŞ 16.09.2007 11:45 GÜNCELLEME 16.09.2007 11:45 YAŞAM
S. Hilmi Tunahan'ın çileli hayatı
S. Hilmi Tunahan'ın çileli hayatı

Daha 30 yaşındayken profesör unvanı alan Süleyman Hilmi Tunahan (k.s.), hayatının tamamını Kur’an ahlakına ve eğitimine adayarak canla başla çalışırken, zaman geldi ihbarlar ve zorbalıklarla tutuklandı. Zorlukları görmezden gelerek her fırsatta talebe eğiten Tunahan, hayatının son 9 yılına girdiğinde tutuklanarak elinden alınan vaizlik belgesini geri aldı. İlk kursunu açtı ve binlerce talebeye eğitim vererek bir neslin daha kurtuluşuna vesile oldu. Gerçek bir âlimin akıllara durgunluk veren öyküsü…


MEKTEPLERİN BİRİNCİSİYDİ

Süleyman Hilmi Tunahan, 1888 yılında Bulgaristan’ın Silistre vilayetinin Ferhatlar Köyü’nde dünyaya geldi. İlk tahsilini Silistre’nin Satırlı Medresesi’nde babası Osman Efendi’nin yanında tamamladı.

1916 yılı Eylül ayında Fatih Medresesini 80 üzerinden 76 puan alarak birincilikle bitirdi. Aynı yıl, Medresetü’l-Mütehassisin’in Tefsir-Hadis bölümüne girerek Hafız Ahmet Paşa’dan ders okumaya başladı. 1919 yılı 27 Mayıs’ta Medresetü’l Kuzat’tan devrin tüm ilimlerini öğrenmek için girdiği Süleymaniye Medresesi’nden birincilikle mezun oldu.

30 YAŞINDA PROFESÖR OLDU

1918 yılında İstanbul müderrisliği Dersiâmlığına yükseldi ve bugünün ilim adamlarına verilen en büyük ilmî unvan olan ve ortalama 50’li yaşlara kadar alınamayan ordinaryüs profesörlük unvanının 30 yaşında sahibi oldu.

1924 yılında Tevhid-i Tedrisat Kanunu’nun yürürlüğe girmesi ile bütün medreseler kapatıldığı için dersiamlar ve müderrislerle beraber Süleyman Efendi’nin de vazifesine son verilerek Diyanet İşleri Başkanlığı tarafından İstanbul vaizliğine tayin edildi. İstanbul’un bütün camilerinde vaiz olarak ilim ve irşad vazifesini yürüttü. 1936 yılında dini ilimleri öğretmenin yanında manevi ilimleri de öğretmek üzere Silsile-i Sâdât’ın 33 halkası olarak maddeten Selahaddin İbni Mevlana Siracüddin, manen İmam-ı Rabbani’ye bağlı olarak manevi irşad vazifesine başladı.

TUTUKLANDI, GÖREVDEN ALINDI

1939 yılında ilim ve irşad vazifesini çekemeyenler tarafından ihbar edilerek ilk defa tutuklandı. Özellikle hükümet kanadından hapishanelerde de kötü koşullara tabi tutulan Süleyman Hilmi Efendi, burada da kendisini ilim irfan için adayıp durmadan çalıştı. Dışarıda da yapılan tüm baskılara ve takibatlara rağmen ilim öğretmeye devam etti. Vaizlik maaşını talebelere vererek, yüzlerce kişiyi okutup ilim adamı olarak yetişmesini sağladı. 1944 yılında ikinci defa tutuklanarak Birinci Şube tabutluklarında, bu defa 8 günlük bir işkenceye tabi tutuldu. O günkü hükümet tarafından 1946 yılında vaizlik belgesi resmen elinden alındı. 1949 yılında Kur’an kurslarının açılmasına sınırlı da olsa müsaade eden kanun yürürlüğe girdi. Süleyman Efendi’nin ilim öğretme faaliyeti bir nebze rahatladı. Talebelerine büyük önem vererek, onlara değer verdiğini göstermek için, “Sizler benim müsteşarlarımsınız” derdi.

TRENLERDE EĞİTİM VERDİ

1950 yılında hükümet tarafından vaizlik belgesi yeniden iade edilen Tunahan (k.s.); bugün birçok kişiye örnek olurcasına, yaşlı ve hasta haline rağmen, günde 4 vasıta değiştirerek hem talebe okuttu ve hem de İstanbul’un önemli camilerinde resmen vaizlik yaptı. Trenlerde bile birilerine bir nebze de olsa ilmen katkı sağlamak için para vererek ders dinlemesini istiyor, bazen trenden inmeyerek gidiş ve dönüşlerde daha çok öğrenciyi okutuyordu.

1951 Çamlıca’da Konya Lezzet Lokantası sahibi Mustafa Bey’in tahsis ettiği yerde ilk düzenli Kur’an kursu hizmetleri başladı. Bu kurslardan yetişen binlerce talebe Diyanet İşleri Başkanlığı’nın açtığı müftü, vaiz, Kur’an kursu öğretmeni, imam ve müezzinlik imtihanlarında başarılı oldular. Tarihinde ilk defa İstanbul’un büyük camilerinin kürsüleri, Süleyman Efendi’nin yetiştirdiği talebeleri sayesinde genç vaizler tarafından dolduruldu.

Diyanet İşleri Başkanlığı’nda 1950’li yıllarda görev yapan yetkililer, yaptığı hizmetlerden dolayı Süleyman Hilmi Tunahan’a büyük ilgi ve sevgi gösterirler. Bu kadar ilim sahibi olmasına rağmen niçin kitap yazmadığını sorduklarında onlara şu cevabı verirdi; “Ben tozlu raflarda duran, kesekâğıdı olarak satılan birçok kitap gördüm. Ben canlı kitaplar yazıyorum. Onlar hiçbir zaman tozlanmayacak, sürekli kendisini okutturacak” derdi. Kendisi tarafından yazılan ve kısa sürede Kur’an-ı Kerim’i okumayı öğreten Elif cüzü büyük ilgi görmektedir.

‘KARDEŞİNİZE DUA EDİN’

SÖZÜNÜ SUÇ SAYDILAR


1956’da Süleyman Efendi (k.s.), Cezayir halkının Fransız sömürgecilere karşı verdiği özgürlük mücadelesine manevi destek vermek için camilerdeki vaazlarında, “Cezayirli Müslüman kardeşlerimize dua edelim” dediği için, defalarca karakola çağırıldı ve ifade verdi. 1957 yılında Bursa’da gerçekleşen mehdilik hadisesi üzerine iftiraya uğrayarak yine haksız olarak tutuklandı ve Kütahya Hapishanesi’nde 69 yaşında 59 gün tutuklu kaldı. İdam talebiyle yargılandı, mahkeme tarafından suçsuz bulunarak beraat etti.

NAAŞINA TAHAMMÜL EDEMEDİLER

Tunahan’ın en önemli eseri Kur’an–ı Kerim okumayı kısa zamanda öğreten “Elif Cüzü”dür. Tunahan’ın, ömrünün son günlerinde uzun zamandır muzdarip bulunduğu şeker hastalığı ağırlaşmış, kanlarında yükselen şeker, bütün gayretlere rağmen bir türlü düşürülememişti. Süleyman Hilmi Tunahan, 16 Eylül 1959 Çarşamba günü, İstanbul Kısıklı’daki hâne–i şeriflerinde Rahmet–i Rahmân’a kavuştu. 72 yaşında vefat eden Süleyman Hilmi Tunahan’ın naaşı, dönemin İçişleri Bakanı Namık Gedik’in engellemesi sebebiyle Fatih Camii Haziresi yerine Karacaahmet Mezarlığı’nda, polisin gösterdiği mezarda toprağa verildi.

YORUMLAR 70 TÜMÜ
  • yılmaz alay 18 yıl önce Şikayet Et
    ALLAH ŞEFAATİNE NAİL EYY-LESİN. şuna kesinlikle eminim ki bizler böyle zat-ı muhteremler sayesinde ayakta duruyoruz. şimdi de talebeleri onun iznden gidiyor ALLAH muvaffak eylesin.
    Cevapla
  • katana katana 18 yıl önce Şikayet Et
    Cematin simdi durumuna laf atanlar. Eskiden sizin dedeleriniz Efendi Hazretlerine laf atiyorlardi. Zaman geldi hersey anlasildi.Ama simdi siz bu cemaatin mensublerina laf atiyorsunuz.Emin olun bir zaman gelecek ve sizin torunlariniz simdikileri sevecek ama kendi zamanindakilere laf atacaklar.Bu dunya duzeni, iyi oldukca kotu herzaman olacaktir.Biraz akilli dusunelim.Sozlere degil icaraatlara bakalim.Hic olmazsa dilmizi tutalim necaat bulalim.Vesselam
    Cevapla
  • mehmet s 18 yıl önce Şikayet Et
    onlar ondeler onlar onderler. dolu dolu cile dolu bi hayat acaba kac kişşi biliyorduk bu zatların hayatlarını boyle insanları Allah eksik etmesin basımızdan...
    Cevapla
  • saki ünsal 18 yıl önce Şikayet Et
    yazıklar olsun. paris hilton denen rezil rüsvay kadını pür dikkat izler ayıplamak bi kenara hayran hayran bakarsınız ama iş ilme ve islama gelince gavurdan daha gavursunuz yarın ahirette yokmu bana şefaat eden die zırladığınız zaman kime gideceksiniz pars hiltona mı brad pitt e mi kime sorarım size ahmak oğulları bu lafım zorunuza gitmez heralde ...
    Cevapla
  • sacit türk 18 yıl önce Şikayet Et
    şifreli yazı. Yazımı tashih için iki tane yorum yolladım ama yayınlanmadı.Bediüzzamanla Süleyman efendiye hakaret eden adam durumuna düştük iyimi.Sayın kendisini sinemaya götüreceğim editör yayınlasana langa\'ya mı gittin yazımı.Okuduğu yazıdaki alogoriyi anlamayan şaşkınlara da tavsiyem siz kırmızı kitaplarınızı okumaya devam edin,kemik beyinliler sizi.Medreseyi yusufiyeden diploma almayan adama ben alim demem,işbirlikçi,kemik yalayıcı davasını satan,konformist adam derim.Öyledir.Selam olsun Süleyman efendiye,Said\'eyne.
    Cevapla
Daha fazla yorum görüntüle

İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR