Abdullah Muradoğlu
Abdullah Muradoğlu
ALINTI YAZAR
TÜM YAZILARI

Farklı bir polis portresi..

GİRİŞ 26.07.2009 GÜNCELLEME 26.07.2009 YAZARLAR

Taşra dergilerine karşı bir sempatim vardır. Çukurovalılar'ın çıkardığı “Tirşik” bu dergilerden biri.

Tirşik'in yeni sayısında Eskişehir Emniyet Müdürü Hanefi Avcı ile bir röportaj yer alıyordu.

Hanefi Avcı ismini ilk kez yıllar önce bir dergiye -sanırım Aktüel dergisiydi- verdiği röportaj ile duymuştum.

İşkenceyle sorgulama yöntemlerini eleştiriyordu.

Karşımızda katı bir rejim polisi değil, olaylara, suç ve suçlulara daha derinlemesine bakmayı tercih eden çağdaş bir polis duruyordu.

En son JİTEM'le ilgili olarak savcılara verdiği bilgiler medyada geniş yankı buldu.

Polis üniformasını çıkardığınızda karşımızda nasıl bir Hanefi Avcı portresi olurdu?

Tirşik dergisinde Sezai Şengönül'ün gerçekleştirdiği röportaj tam da bu soruyu cevaplıyor.

Maraş'ın Pazarcık ilçesinin Karabıyıklı köyünden orta halli bir çiftçi ailesinin yedi çocuğundan biriymiş Avcı.

Edebiyat ve fikir dünyasından en beğendiği isimler Mehmet Akif, Necip Fazıl, Sezai Karakoç, Abdurrahim Karakoç..

Sezai Karakoç'un şiirlerini sevmekle beraber fikir yazılarından daha çok etkilenmiş.

Hayranlık duyduğu ozanlar arasında Mahzuni Şerif, Neşet Ertaş başta geliyor.

Anadolu'yu yansıtan bütün halk ozanlarını seviyor, ama Sezen Aksu'yu da beğenerek dinliyor.

“Unutamadığı filmler” listesinde yer alan filmler ise şöyle:

“Londra Yanıyor”, “Devlet Düşmanı”, “Truman Show”, “Matrix”, “İnce Kırmızı Bir Hat” ve “Cennetin Krallığı”..

Yerli filmlerden “Beynelmilel” ve “Ulak” yer alıyor bu listede.

Unutamadığı romanlar ise, Yaşar Kemal'in “İnce Memet”i, Sabahattin Ali'nin “Kürk Mantolu Madonna”sı ve Tolstoy'un “Savaş Barış”ı..

Hanefi Avcı'ya göre ülkemizdeki polisiye edebiyat son derece yetersizdir..

Film ve dizilerde yer alan polis karakterlerini de bakın nasıl yorumlamış:

“Piyasadaki polisiye film, dizi vesair tam bir felaket, hatta utanılacak bir seviyede denebilir. Çok kötü, abartılı, gerçeklerle bağdaşmayan, toplumsal ve sosyal yönü hiç olmayan, hiçbir özgün özelliği bulunmayan, estetikten sanattan nasip almamış hilkat garibesi şeyler”..

Hayat felsefesini şöyle açıklıyor Avcı:

“İnsanların madde sahipliğinde değil manada yücelmeye çalışması.. Samimiyet, doğruluk, en yalın ve düz bir hayat, saklısı gizlisi olmayan, en gizli hali bilinse herkese karşı rahatsız olmayacağım bir yaşam tarzı.”

Bir polis müdürü olarak Hanefi Avcı demokrat bir kişilik sergiliyor.

Silah ve zora dayanmaksızın ifade edilen her türlü siyasi faaliyetin kısıtlanmaması gerektiğine inanıyor..

Eleştiri ve muhalefet kapılarını kapatmanın mevcut sistemin gelişmesini önleyeceğini ve eninde sonunda yozlaşarak kendine zarar vereceği kanısını taşıyor.

Hanefi Avcı polis için asıl önemli görev, suçluların yakalanmasından ziyade suçun işlenmesine mani olacak önleyici hizmetlerde yoğunlaşmasıdır.

Daha pek çok şey söylemiş ama devamını merak edenler Tirşik'i bulup okusunlar.

 

Doğru yapan halk mıydı?

Darbe-zede Süleyman Demirel “12 Eylül Anayasası” olarak da bilinen 1982 Anayasası'nı övmüş mü eleştirmiş mi anlayamadık.

Gelin önce “Darbeciler ve Kenan Evren yargılanmalı mı? sorusuna verdiği cevaba bir bakalım..

'12 Eylül'ün muhatabı benim. Partiler kapatıldı, bir çok zorlu süreçten geçildi. Darbecilere referandumda yüzde 92 oy veren bu halk değil mi? Şu anda kullanılan Anayasa, o dönemin anayasası değil mi? O halde ne konuşuyorsunuz? 1983'den bu yana yapılmış tüm seçimler fiyasko mu yani.'

Demirel kadar kelimelerle oynayan bir siyaset adamı görmedim.

Halk, 1982 Anayasası'na oy verirken, “tamam silahlar sustu, artık herkes işine baksın. Sivil hükümetler bir yanlış varsa sonra düzeltir” gerekçesiyle hareket etti.

Halk açısından gayet mantıklı ve pratik bir çözüm..

Anayasa'nın Geçici 4. Maddesi'yle parti liderlerine de siyaset yasağı getirilmişti.

Demirel dost meclislerinde 1982 Anayasası'na “hayır” oyu verilmesini beklediğini dile getiriyordu.

Ama hepsi bu kadar.

Çünkü Bülent Ecevit'in “Gel birader, gel beraber 12 Eylül Anayasasına karşı birlikte hareket edelim” teklifini önce erken bulmuş, sonra da “uygun olmaz” diyerek geri çevirmişti.

Merhum Turgut Özal geçici 4. maddeyi referanduma götürdüğünde aynı halk siyaset yasaklarının kaldırılması için oy kullanmıştı.

Yani halk üzerine düşeni yapıyor..

Peki Demirel üzerine düşeni yapmış mıydı?

Özal Cumhurbaşkanı olduğunda Doğru Yol Partisi lideri Demirel “Dağa çıkarım, Çankaya”ya çıkmam” diye diretmişti.

Oysa Özal'ın vefatının ardından hızla Çankaya'ya çıkmış, yedi sene orada kalmıştı.

“Hani Çankaya'ya çıkmayacaktınız” sorusuna ise, “Ben, Çankaya'ya Süleyman Demirel olarak çıkmadım. Doğru Yol Partisi Genel Başkanı olarak çıktım” diyerek sıyrılıyordu işin içinden.

12 Eylül'ün muhatabı olan Demirel, 1982 Anayasası'nın değiştirilmesi yönünde hiçbir girişim ve çaba içerisinde olmadığı gibi, bu anayasanın Cumhurbaşkanına verdiği bütün yetkileri de tepe tepe kullanmıştı.

Şimdi halk mı doğru yapmış, Demirel mi?

 

İlhan Selçuk bozkurtlaştı..

Ergenekon Soruşturması”nda sanık olarak yargılanan İlhan Selçuk'a bir haller olmuş sevgili okurlar.

1970'lerde “Ergenekon yurdun adı, Börteçine kurdun adı” diyenleri” faşistlikle suçlayan bir ideolojik çevrede yer alan İlhan Selçuk şimdi “bozkurtçu”, “Ergenekoncu” kesilmiş.

“Cumhuriyet” gazetesinde “Bozkurt Tilki mi Oldu, Sırtlan mı?” başlıklı yazısında Selçuk değme Türkçülere şapka çıkarttırıyor.

Selçuk'a göre Ergenekon biz Türkler için önemli mi önemli bir anlam taşıyor.

Çünkü, Ergenekon'un bozkurt olduğu üzerine geçmişten bugüne bir fikir birliği varmış.

Söylenceye göre bir çıkmaza saplanan Türklerin önüne bir bozkurt düşüyor ve yol gösteriyormuş.

“Daha başka deyişle kurtarıcımız, rehberimiz, kılavuzumuz bozkurt..” diye devam ediyor Selçuk.

Ergenekon Soruşturması'nın baskısı altında bunalan İlhan Selçuk bu aralar meşhur Türkçülerden Nihal Atsız'ın “Bozkurtlar” romanını okuyor olmasın sakın.

Laf aramızda, çocukken okuduğumda ben de çok etkilenmiştim..

Atsız sağ olsaydı, İlhan Selçuk'un sırtını sıvazlayıp “İşte şimdi doğru yoldasın” derdi.

Sonra da kulağına şöyle fısıldardı herhalde:

“Bir ara beni mahkemeye veren Hasan Ali Yücel ve Sabahattin Ali'yi savunmanız da neydi öyle..”

Abdullah Muradoğlu - Yeni Şafak
amuratoglu@yahoo.com

YORUMLAR 2
  • mehmet tokat 16 yıl önce Şikayet Et
    hanefi avcı gibi konuşması gereken yüzlerce kişi var. korkmasınlar konuşsunlar. yargıçlar ve savcılar da konuşsun. ergenekon hakkında herkesin bildiği çok şey var. mutlaka konuşulmalı.
    Cevapla
  • mustafa keleş 16 yıl önce Şikayet Et
    bravo. hanefi avcı haberlerini dikkatlice izliyorum birkaç yıldır gerçekten çok büyük bir abimiz olduğu kesin Allah onın gibilerinin sayısını çoğaltsın
    Cevapla