Olmaz'ları oldurmanın simdi tam da vaktidir
Böylece Rusya diye bir büyük sorunumuz oldu. Rusya'nın tabii ilerlemesi Avrupa içlerine doğruydu ama Avrupa'nın büyük devletleri buna izin verecek değillerdi.
Kraliyet aileleri arasındaki evlilikler yoluyla Rus sarayını yönlendiren Batılı güçler büyüme eğilimindeki Rusya'ya yeni bir yol haritası ve yeni bir ideoloji telkin ettiler..
Bu ideoloji, Osmanlı egemenliği altında yaşayan Ortodoks Hristiyanların hamiliğini içeriyordu.
Sıcak denizlere inmek Rusya'nın en stratejik hedefi haline geldi.
Onun da önünde Balkanlar ve Osmanlı vardı.
Ve sonra da şöyle düşündüklerini hissettirdiler Rusya'ya:
"İstediğin kadar modern ol, istediğin kadar Batılı ol ama sen Avrupa'lı değilsin.."
Balkanlar da Batı dünyasının dışında kabul ediliyordu.
Rusya ve Türkiye arasındaki problemli ilişkilerin konsepti bu çizgiler üzerine bina edilmiştir..
Lafı uzatmayalım..
Ayı, Rusların milli sembollerinden biridir ve bu yüzden kullanmaktan ötürü mazur sayılmalıyım.
Tabir yerindeyse "Rus ayısı"nı Osmanlının üzerine sürmek Avrupalı güçlerin işine geliyordu.
Ama Rusya İstanbul'a yaklaştığında araya girerek daha fazla ilerlemesine de engel oluyorlardı.
Osmanlı'nın Balkanlar'dan sökülmesi iyiydi de, İstanbul Rusların eline geçmemeliydi.
Birinci cihan harbinde İngiltere, Fransa ve İtalya ile birlikte olan Rusya'da 1917'de bir devrim gerçekleşti.
Bolşevik-komünist devrimiyle Rusya, Osmanlı topraklarının paylaşılmasını içeren Büyük Oyun'un dışına çıkarıldı.
İSMET PAŞA KENDİNDEN GEÇTİ
Osmanlı İmparatorluğu'nun tasfiyesinden sonra Türkiye'de bir yeni rejim kuruldu.
Yeni Türk ve Rus rejimleri 1930'ların sonlarına kadar birbirine ilişmeme politikası izlediler.
Ama İkinci dünya savaşı bütün dengeleri alt üst etti.
Hitler ve Stalin'in saldırmazlık antlaşması imzalaması ve Polonya'nın iki ülke arasında taksim edilmesi Türkiye'yi endişelendirdi.
Türkiye Sovyet Rusya'nın baskısını hissetmeye başladı.
Nazilerin 1941'de Sovyet Rusya'ya saldırdığı haberini aldığında İsmet Paşa'nın kendinden geçercesine kahkahalarla gülmesinin nedeni de bu baskıydı.
Almanlar ve Ruslar kapışmış, böylece İsmet Paşa rahat bir nefes almıştı..
Türkiye 1950'lerden itibaren "NATO" üyesi olarak Rusya'ya karşı hep teyakkuz içindeydi.
Soğuk savaş bitti, Sovyet Rusya dağıldı.
Şimdi Türkiye ve Rusya arasında olağanüstü bir işbirliği dönemi başladı..
Düşman değiliz artık.
Aslında hiç düşman olmamalıydık.
Tarih başka türlü de yazılabilirdi, çünkü tarihi yapan insandır.
BİZ KAPIŞTIK, PARSAYI BAŞKALARI TOPLADI
Osmanlı-Rus, Türk-Rus ilişkileri tarihine şöyle bir göz atıyorum..
Osmanlı da Rusya da bu kapışmalardan büyük kayıplara uğradı, ne biz Petersburg'da kamp kurduk, ne de Ruslar Ayasofya'ya girdi..
Biz kapıştık, İngilizler, Fransızlar, Almanlar karlı çıktılar hep..
Benzer bir kader Türkiye-Yunanistan ilişkileri için de geçerlidir sevgili okurlar..
Emperyalist devletler isterler ki komşu devletler dost olmasınlar, birlik olmasınlar..
"Onlar savaşsınlar biz silah satalım" derler..
"Onlar dövüşsünler biz araya girelim de gemimizi yürütelim" derler..
Nitekim 1919'da Yunanlıları pişpişleyerek İzmir'e sokmuştu İngilizler..
Yunan askerleri geldikleri gibi gitmediler..
Fatih havasında girdikleri İzmir'den başı eğik çıktılar ve yok yere Anadolu Rumlarını da kendi kaderlerine ortak ettiler.
İNSANLIĞIN ORTAK ÇIKARI BARIŞTADIR
Dün birbirinin boğazına sarılan Avrupa devletleri şimdi bir birlik içindeler..
Tarihte pek çok devlet birbiriyle savaşmıştır.
Ama artık insanlığın ortak çıkarı savaşlarda değildir, anlaşmalardadır.
Bakın Rusya Federasyonu Devlet başkanı Medyedev Türkiye'deydi.
Ruslarla bizi dizi stratejik anlaşma yaptık..
O anlaşmaların mürekkebi kurumadan Başbakan Erdoğan Atina'da Yunanistan'la 22 ayrı başlıkta anlaşmalar imzaladı..
Yunanistan bugün çok zor durumda..
Savunma harcamalarının krizin yükünü daha da artırdığı bir gerçek.
Yani, olan Yunan halkına oluyor sevgili okurlar..
Oysa dostluğun maliyeti çok daha düşük ve her iki halk için çok daha yararlı değil midir?
amuratoglu@yahoo.com