Abdullah Şanlıdağ
Abdullah Şanlıdağ
ALINTI YAZAR
TÜM YAZILARI

Mülteci sorunu

GİRİŞ 23.12.2019 GÜNCELLEME 23.12.2019 YAZARLAR

Barış Pınarı Harekatı ile Fırat’ın Doğusuna operasyon başlatarak PYD/YPG/PKK’nın nefes borusunu kesecektik. ABD devreye girdi ve YPG’nin güvenli bölge dışına çıkacağı yönünde anlaşma sağlandı. Bölge kısmen terörden arındırıldı ancak YPG unsurları tam olarak temizlenemedi. Ne ABD sözünde durdu, ne de Rusya. Türkiye ise konjonktür gereği Amerika ve Rusya ile görüşmelerini sürdürüyor. Fırat’ın Doğusunda güvenli bölge inşa edilme konusunda ülkeler, Türkiye’ye destek vermiyorlar. Bırakın desteği ve güvenli bölgeyi, İdlib’deki çatışmalar yüzünden yeni bir göç dalgası daha kapımızda. Suriyeli mülteciler konusunda devlet yoruldu, milletten de tepkiler yükselmeye başladı. “Bu bir vicdan meselesidir” diyerek topraklarımıza misafir ettiğimiz Suriyeliler konusunda iktidar yalnızlaştırılıyor. Güvenli bölge inşasına Avrupa ülkeleri destek vermiş olsa, kısa vadede 2 milyona yakın mültecinin ülkemizden o bölgeye iskânını sağlayacaktık. Olmadı, olmuyor. Zaten 4 milyon mülteciyi topraklarında barındıran ülkemize İdlib’den 50 bin kişi daha geliyor. Peki neden? 

TOPRAKLARIMIZA DOĞRU 

50 BİN MÜLTECİ GELİYOR

Rusya destekli Şam yönetimi, silahlı muhaliflerin elindeki son bölge olan İdlib’e yönelik saldırılarını son dönemde artırdı. Canından bezen bölge halkı şimdi yollara düştü. Nitekim Cumhurbaşkanı Erdoğan, Malezya’da düzenlenen Kuala Lumpur Zirvesi’nde “Güvenli bölge inşa edelim denilince buraya herhangi bir destek vermiyorlar ama silah denince silah geliyor. Şu anda İdlib’den 50 bin insan topraklarımıza doğru geliyor. Zaten 4 milyon var, şimdi 50 bin kişi daha geliyor.Belki bu sayı daha da artacak” dedi. Ayrıca Erdoğan  “Diyorlar ki ‘terörizmle mücadele etmemiz lazım.’ Nasıl teröristle mücadele edeceğiz? Lafla terörle mücadele olmaz, icraatla olur” ifadelerini kullandı. Suriyeli geçici koruma altındaki sığınmacılar konusu Erdoğan’ın gündeminde. Küresel Mülteci Formu’nda Suriye’nin kuzeyinde Resulayn ile Tel Abyad arasına yapmayı planladığımız Mülteci Kentlerini anlattı, destek istedi. Lakin gerekli desteği alamadı.Birleşmiş Milletler Mülteciler Komiserliği ve Avrupa Birliği de güvenli bölge konusuna sıcak bakmıyor. Bu ülkeler, topraklarında mültecileri misafir etmedikleri gibi, bizim terör nedeniyle ülkemize aldığımız mültecilerin güvenli bölgeye iskânına destek vermiyorlar. Bunun anlamı nedir? Biz mültecileri kabul etmiyoruz, sen de alma, sınır dışı et! Batı’nın insanlık diye bir derdi yok. Nefsine tapınan bu uygarlıklar, sözde insan hakları savunucusu..

Kısa vadede mülteci akını ve güvenli bölge sorunu çözülebilecek gibi gözükmüyor. Geçici barınma merkezlerinde kalan Suriyelilerin sayısı 13 Aralık 2019 tarihi itibarıyla 62 bin 216 kişi olarak açıklandı. Türkiye’deki kayıtlı Suriyeli sayısı ise 3 milyon 695 bin 944. Genç nüfus olarak tanımlanan 15-24 yaş aralığında 

Topraklarımızda misafir ettiğimiz, yeri geldiğinde ekmeğimizi bölüştüğümüz Suriyeliler konusunda aradan geçen bunca yıla rağmen hâlâ, Esad giderse mülteciler de kendi ülkelerine dönerler umudu var. Gerçekçi olmak lazım. Kısa vadede, ne Esed gider, ne de Esed gitse bile mülteciler. 4 milyona yakın Suriyeli nüfusun yarısını güvenli bölgeye yerleştirebilirsek, diğer yarısının da entegrasyonunu sağlayabiliriz. Suriyeliler gidecek diye algı yapanlar bilsinler ki, bu insanlar terör bitmeden, güvenli bölge oluşturulmadan ateşin içine atılamaz. Mültecilerin büyük bir kısmının artık Türkiye’de yaşayacağını hesaplayarak plan yapmak gerekiyor. Savaş bitse bile, bu insanların yarısı ülkelerine dönmeyecek diye projeler geliştirilmeli. Savaşın üzerinden neredeyse 7 yıl geçti, sonuç olarak pek değişen bir şey olmadı. Artık kültürler birbirine girdi, Türk-Suriye kardeşliği vatandaşlık kabulüne kadar gider. Siyasi, kültürel, ekonomik ve güvenlik alanları bir bütün olarak göz önüne alınıp makro planlar hayata geçirilmeli. Mültecilerin yoğun olarak yaşadığı kentlere göre ayrı ayrı mikro planlar yapılmalı. Mültecilerin sosyolojik tomografisini çekerek işe başlamalı. Kentlerde asayişi sağlamak kadar, mültecilerin eğitim ve iş hayatı da önemlidir. Mültecilerin entegrasyonu konusunda uzman kişiler, akademisyenler, sosyologlar ve siyaset bilimcileri el ele vererek bu sorunu çözmelidirler. Eğitim düzeyleri, ülkelerinde iken yaptığı işler ve varsa sanatlarına göre gruplandırıp köklü bir analizden sonra bulundukları ortama adapte olmaları sağlanmalıdır. Bir gazeteci olarak ben kampların hepsini gezdim, kentlerde yaşayan mültecilerin yaşam şartlarını araştırdım. Yaptığım analize göre, ülkemize sığınan mültecilerin büyük çoğunluğu Suriye’nin orta sınıf eğitimli kesimi. İçlerinde zengin denebilecek sınıflar da var, dilencilik yapanlar da. Tarım arazilerinde işçilik yapanların çoğu Suriyeliler olduğu gibi, sanayi ve el sanatları dalında da mülteciler işi omuzlamış durumda. Sokaklarımızdaki atık kâğıt ve çöplerimizi dahi, boynu bükük Suriyeli çocuklar topluyor. Suriyelilerin eğitimli, vasıflı insan gücünü fırsata dönüştürecek stratejiler geliştirebiliriz. 800 bin okul çağında sığınmacı çocuğun hâlâ bir kısmı eğitim alamıyor. Bu çocukları Türkiye’nin eğitim sistemine entegre edemezsek, gelecek için ciddi bir tehdit oluşturabilir. Türkiye toplumu olarak hepimiz önümüzdeki dönemde atılacak adımlara hazırlıklı olmalıyız. Gerek STK’lar ve gerekse resmi kurumlar eğitici ve bilgilendirici yöntemler konusunda çalışmalar yapmalı. Bu konu sadece devlete yüklenemeyecek kadar hassas ve önemlidir. Hiç kuşkusuz Türk vatandaşlarının en rahatsız olduğu husus Suriyelilere ayrıcalık veriliyormuş algısıdır. CHP bu işi bilinçli olarak kaşıyor ve bu algı operasyonunun oluşmasında rol alıyor. Bu algının yanlışlığı sistemli biçimde anlatılmalı. Gerek sivil toplum kuruluşları ve gerekse resmi kurumlar eğitici ve bilgilendirici farklı yöntemler geliştirmeli. Suriyeli çocuklar konusunda çok hassas olmamız gerekiyor. Misyonerlik faaliyetleri ve organ mafyası bu çocuklar üzerinde ciddi ciddi çalışıyor. Savaş nedeniyle ebeveynlerinden birini veya her ikisini kaybeden çocuklar, sahipsiz ve korumasız kalmaktadır. Bunların sahibi, tabi oldukları ülkelerdir. İnsan kaçakçılığı, istek dışı evlatlık verilme, çocuk işçiliği, organ mafyası, fuhuş ve dilenci şebekeleri, misyoner örgütler, madde bağımlılığı ve çeşitli suç örgütleri, korumasız çocukların karşı karşıya kaldığı önemli tehditlerdendir. Devlet, her şeyden önce bu çocuklara el atmalı ve kamplarla Suriyelilerin yoğun olarak yaşadığı kentlere misyonerlerin sızmasına müsaade etmemelidir.

Güvenli bölge, başka bir bahara mı kaldı? Erdoğan’ın pes edeceğini zannetmiyorum. Göreceksiniz; o inşaatları yalnız başına başlatacak ve sonrasında yardımlar gelecektir. Allah yar ve yardımcısı olsun. 

Yeniakit

YORUMLAR 1
  • Faruk 6 yıl önce Şikayet Et
    İstemiyoruz artık ya yeter. Hani güvenli bölgeye yerleşeceklerdi ? Ülke göçmen kampına döndü artık yaa her geçen gün sayıları artıyor yeter artık Allah aşkına yeter sınır dışında bakın
    Cevapla