Körfezde sular ısınıyor
Yazımın hemen başında okyanus ötesinden gelerek Irak’ta, Suriye’de katliam yapan, 15 Temmuzda Fetö eliyle darbe yapan Amerika’yı şiddetle kınıyorum. Âşık Mahsuni Şerif’in dediği gibi, Amerika katildir. Yine yazımın sonlarında söyleyeceğim sözümü hemen söyleyeyim; İran da masum değildir. Lakin İranlı Kasım Süleymani’nin Trump’ın emriyle öldürülmesi hem düşündürücü, hem de hoş olmayan bir durumdur.
Halep kasabı olarak bilinen; Yemen’de Husi, Lübnan’da Hizbullah, Filistin’de İslami Cihad, Suriye, Irak ve diğer yerlerdeki örgütsel güçlerin lideri, Kudüs Gücü komutanı Kasım Süleymani Irak’ta Amerikalılar tarafından öldürüldü. General Kasım Süleymani İran Devrim Muhafızları Ordusu Kudüs Gücü Komutanıydı. Aynı zamanda Hizbullah, Devrim Muhafızları ve Haşd-i Şabi gibi örgütlerin de mimarıydı. ABD ve Israil’i sözde hedef alsa da özde aldığına hiçbir zaman şahid olmadık. Şii yayılmacılığının ve Farisi düşüncenin biçilmiş kaftanıydı Süleymani. Suriye’de katledilen binlerce çocuğun sorumlusuydu. Irak’ta güç devşirerek Arap dünyasını vurmayı planlıyordu. Yani hesabı Amerika ile değil Suudi Arabistan’laydı, Sünni dünyaylaydı. Ne gariptir ki birbirlerini yiyen dünya Müslümanlarının yaslandıkları zemin, katil Amerika. ABD’nin Ortadoğu’daki müttefiki Suudi Arabistan’dır. İran ise görünürde ABD ile savaşıyor gibi gözükse de gerçekte muhatabı Sünni Müslümanlar olmuştur. Yıllar önce İran İslam Devrimini gerçekleştiren Humeyni’ye geçit verilerek Sünni İslam’a alternatif güç oluşturuldu. İran’ın önünün açılmasına ve devrime ses çıkarmayan emperyalist güçler Mısır’da Mursi’nin iktidarına göz yummadılar, bilakis onun zindanda ölümüne seyirci kaldılar.
Şimdi dünya İran’ın mitolojik kahramanı Süleymani’yi konuşuyor. İran bir misilleme yapar mı? Trump, İran’ın en önemli şahsiyetlerinden birini öldürterek neyi hedefledi? Türkiye bu olayların neresinde yer almalı?
Popülist bir politika uygulayan Trump’ın amacı ne olursa olsun, büyük bir stratejik olaya imza atmıştır. Süleymani’nin öldürülmesini, İran’ın gelecekte planladığı saldırılarını önlemeye yönelik olduğunu ifade eden ABD’nin gerçek amacı nedir? Kaldı ki söz konusu Süleymani ABD’nin de işine yarayan, Irak ve Suriye’nin İŞİD’i yenmesine yardım eden bir kişiydi. ABD tarafından Kasım Süleymani’nin Bağdat’ta öldürülmesi, Irak askeri üssüne roket saldırısına bir misilleme olarak ifadelendirilemez. Bu işin çok daha farklı boyutları var. Şimdi İran’ın devrimci rejimi intikam almak isteyebilir. ABD’ye yönelik sert ve tehditvari mesajlar verebilir. Gayet doğaldır, en önemli istihbari elemanını kaybeden İran, boş durmayacaktır. İran’ın geçmişte bir Irak savaşı tecrübesi var. Yenik düştüğünü aklından çıkarmamalı ve aradan geçen bunca zaman zarfında ABD’ye ve diğer küresel güçlere karşı kendi rejimini tehlikeye atabilecek risklere katlanmaz diye düşünüyorum. Yani pratikte ABD’ye kafa tutmanın dışında köklü bir eyleme başvuracağına ihtimal vermiyoruz. Zira İran, Ortadoğu’da ABD’nin işgal ettiği alanlarda hep hayat buldu. Hem İran, Amerika için askeri bir tehdit unsuru değildir.
Pentagon’un açıklaması şöyle: “ABD ordusu, Başkan’ın talimatı ile ABD tarafından yabancı terör örgütü olarak tanınan İran Devrim Muhafızları Ordusu Kudüs Gücü’nün Komutanı Kasım Süleymani’yi öldürerek (bölgedeki) ABD personelini korumak için kararlı ve savunma amaçlı bir adım atmıştır.” Bu resmi açıklamayı bir tarafa bırakarak, asıl Trump’ın ne dediğine bakalım. Trump’ın Başkan seçilmesinde Evanjelik kitlenin oyunun payı önemli. General Süleymani’nin öldürülmesinden sonra Evanjelik cemaatin kilisesine gittiği söylenen Trump, orada önemli açıklamalarda bulunmuş. İran’ın en önemli kişisinin öldürülme emrini veren Trump, bu konuda şunları söylemiş: “Süleymani’yi öldürtmeseydim, yüzlerce, binlerce Amerikalıyı o öldürtecekti; büyük bir saldırı planlamaktaydı; öldürttüm ve o artık bizim için tehdit olmaktan çıktı.”
Trump, nabza göre şerbet vermeyi çok iyi bilenlerden. Azlinin önüne geçebilmek ve önümüzdeki seçimlerde yeniden aday olabilmek için Evanjelik kesimlerin desteğine ihtiyaç duyan Trump, tüm dünyaya bir mesaj verdi. “Amerika’nın en büyük düşmanını ben öldürttüm” açıklamasıyla siyasi ömrünün uzamasını sağlayan Trump, gelecekte kızışmakta olan Körfezin başının belası olacaktır. Başkan Trump, İran’a “ABD ordusunu hafife alma!” mesajını vermekle birlikte, kendi iktidarının da ömrünü uzatmıştır. Tahran baskı altındadır. Trump’ın şu sözü, İran rejimine bir çağrıdır aslında; “İran hiçbir savaşı kazanamadı, hiçbir müzakereyi de kaybetmedi”. Trump, açık bir şekilde İran’ı müzakereye ve anlaşmaya davet ediyor.
Türkiye’nin Süleymani’nin öldürülmesiyle ilgili yürüttüğü politika çok önemlidir. Suriye iç savaşı sürüyor. Libya ile varılan mutabakat gereği bölgeye asker gönderme yönünde tezkere meclisten geçti. Körfezde sular ısınıyor. Aslında ABD ve İsrail’in planı Ortadoğu’da Arap-Farisi savaşını tetikleyerek Müslümanları iç savaş gündeminde boğmak. Türkiye Suriye’nin iç savaşını bitirmeye yönelik yürüttüğü “Astana Süreci”ni Tahran ve Moskova ile götürmeye çalışıyor. Ortadoğu’da denklem ve iyi ilişkiler içerisinde diplomasi ile çözülebilecek sorunlara, karşı tarafı tedirgin edici söylemlerden uzak durmada fayda var.
Yeniakit