Normalleşme mümkün mü?
Normalleşmeden kastımız, bir yılı aşkın devam eden Covid-19 salgını değildir. Pandemi bir şekilde geçer. Muhalefet de dahil, hiç kimse pandeminin faturasını iktidara yükleyemez. Pandemi, küresel bir salgın olup, tüm dünyayı kasıp kavurmaktadır. Normalleşme ile NATO müttefikliğini paylaştığımız ABD ile olan sorunlarımız ve çözüm bekleyen konuları kastediyorum.
Türkiye’nin dış politikasının normalleşme sürecine girmesi, biraz da Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın 14 Haziran’daki NATO zirvesinde ABD Başkanı Biden ile ilk kez yüz yüze yapacağı görüşmesine bağlı. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Biden’le yaptığı ilk telefon görüşmesinde 1915 olaylarını soykırım olarak değerlendiren Biden, İsrail’in Mescid-i Aksa ve Gazze saldırılarını da “savunma hakkı” olarak görmüştü. Ankara, bundan rahatsız olmuş ve diplomatik bir dille tepkisini dile getirmişti. Adımız gibi biliyoruz ki, 15 Temmuz saldırısının arkasında da ABD vardı. FETÖ, sadece aparat olarak kullanıldı. Ulusal bazda ABD’nin Suriye’nin kuzeyinde terör örgütleri PKK/YPG’ye verdiği destek sürmektedir. FETÖ’nün ABD’deki serbest harekat alanı ve elebaşı Gülen’in iadesi, S-400 ve CAATSA yaptırımları iki ülke arasında çözülmeyi bekleyen temel sorunlar olarak önümüzde duruyor. S-400, F-35, FETÖ ve YPG gibi konular da hem bizim, hem ABD’nin kırmızıçizgisidir. Doğu Akdeniz, Libya, Akdeniz ve Kıbrıs sorunları da çözüm beklemektedir. Türkiye’nin Doğu Akdeniz’deki mücadelesinin omurgasını, hakça paylaşım oluşturmaktadır. 52 yıldır müzakere edilen “federasyon seçeneğinin” artık çözüme kavuşturulması ve Türkiye’nin savunduğu Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti (KKTC) ve Türkiye’nin de desteklediği “iki devletli çözüm” modeli hayata geçirilmelidir. Bir diğer önemli mesele de Suriye konusudur. Fırat Kalkanı, Zeytin Dalı, Barış Pınarı ve Bahar Kalkanı harekâtlarıyla bölgede terörle mücadelede önemli kazanımlar elde eden Türkiye’nin bu politikasını sürdürmesi ve Suriyeli sığınmacıların, ülkelerine güvenli dönüşleri için çalışmaları tamamlaması lazım. Türkiye’nin, “Kuşak ve Yol Projesi” ile “İpek Yolu”nun canlandırılmasında da önemli rol oynamalıdır. Çin’le bütünleşmeden, Rusya ve ABD’ye de yakamızı kaptırmadan bir strateji geliştirmeliyiz. Diplomasi dili ve diyalog elden bırakılmamalıdır. Ak Parti iktidarının ömrü, dış politikadaki normalleşme, iç politikada reform ve pahalılığın önlenmesine bağlıdır. Her zaman altını çizerek belirttiğim bir husus var. Tencerenin devirmeyeceği iktidar yoktur, derdi Demirel. Tencere teorisine hükumet, son derece önem vermeli ve gençlerin desteğini almalıdır.
Rusya ile ilişki denkleminin kilit ismi Türkiye’dir. Çin ile Rusya’yı bir araya getirmemeye çalışan ABD, Moskova ile ilişkilerini yumuşatmaya çalışıyor. Brüksel’de “Erdoğan’ın elini rahatlatmayalım”, “Ekonomiyi baskı altında tutarak muhalefeti destekleyelim” ve “Erdoğan sonrası bir yönetim ile daha kolay bir büyük pazarlığa oturalım” görüşü hakim. Bu görüşü ters yüz edecek politika izlemeliyiz.
Kehanetten, komplo teorisinden ve hesap kitaba dayanmayan işlerden hoşlanmam. Birileri “Ak Parti bitiş sürecine girdi” diyorlar ya, asla inanmayın. Bunu sadece Ak Parti’ye gönül vermiş birisi olarak değil, bağımsız gazeteci kimliğimle de söylüyorum. Tayyip Erdoğan’ın kurduğu Ak Parti 2028’e kadar iktidardır. Yeter ki, içindeki ayrık otlarını temizleyebilsin. Tüm olumsuzluklara rağmen AK Parti yüzde 40 civarında bir oy ile hâlâ Türkiye’nin en büyük partisidir. Ak Parti, en büyük muhalefet partisine en az % 15 fark atar. Cumhur ittifakının bloku çok sağlam ve tek adayla seçime gider. O da Tayyip Erdoğan’dır. Şu anda ve yakın gelecekte Erdoğan’ın denginde bir lider gözükmüyor. Muhalefette ise 5 baş bulunuyor. Daha kimi Cumhurbaşkanı adayı gösterecekleri konusunda bile anlaşabilmiş değiller. Recep Tayyip Erdoğan, bu milletin kılcal damarlarına kadar saygı ile hitap etmesini biliyor. İstanbul ilçe, il başkanlığından gelen yürüyüşü; metropol kente yaptığı başkanlık, sonrasında okuduğu şiir nedeniyle zindan hayatından yükselen bir güçlü hikayesi var. Güçlü bir hikâyesi olanlar kaybetmez. Dünyanın süper güçlerine ve kapital, feodal düzenlere yönelik geliştirdiği yerli siyaset; iç ve dış politikadaki dinamizmi, göçmen politikası, hepsi de uzun soluklu bir maratonun icraatlarıdır. Haleflerinin geliştirdiği bir argüman veya proje yok. Bu ülkede gündemi Erdoğan belirliyor. Çünkü o, gücünü Allah’tan, milletten alıyor.
YENİAKİT