Bir mektup var
M.Ö. sözkonusu mektubunda şunları söylüyor: “Ajanlık ve gazetecilik üzerine kaleme almış olduğunuz yazıda aslında çok önemli bir konuya değindiniz. Ne yazık ki ülkemizde sayısı yüzlerle ifade edebileceğimiz yabancı casusların faaliyetleri bilinmekte ancak sadece izleyici olarak kalınabilmektedir.
Örneğin bana Fransız gizli servisinin Türkiye sorumlusu ve diğer çalışanı (o dönem AFP İstanbul muhabiri olarak görünen Nicolas Cheviron) tarafından Türkiye aleyhine casusluk faaliyetlerinde bulunmam teklif edildiğinde, biz o dönem bu durumu kamuoyuna açılacak şekilde deşifre etmiş olmamız gerekirdi. Bugün de benzer olaylar yaşanıyor olabilir. Bu örnekten ders almamız gerekiyor ki, aynı yanlışlar tekrarlanmasın. Bu kişileri takip edebilelim.
Ancak asıl problem olan casus vatandaşlarımızın azımsanamayacak kadar çok olması. Yurtdışından gazeteci, araştırmacı, yazar veya sosyolog kimliği ile gelip çeşitli araştırmalar yapan casuslar bizzat kendi vatandaşlarımız tarafından ağırlanmakta. Hükümet ve mevcut sistemden rahatsız olan bir çok kişi ‘Dünyaya seslerini duyuracakları’ inancıyla aslında gizli servislere hizmet etmekteler. Bizzat kendim sayısız defa bu tür faaliyetlere tanık olmuştum.
Bunun önünü almak şu an için oldukça güç. Bu ajanların faaliyetleri basın çalışma sisteminde yapılacak birtakım düzenlemeler ile ancak mevcut olabilir. Örneğin İngiltere’de uygulanan basın kanunlarının sadece birkaç maddesini uygulandığımız takdirde ‘Özgür basına sansür’ iddiasıyla hem yurtiçinde hem de yurtdışında kopacak yaygarayı tahmin etmek hiç zor değil.
Son dönemde dikkat ederseniz Avrupa’da gündeme gelen ‘Türkiye’de basın özgürlüğü yok’ algısının temelinde casusluk faaliyetlerinin engelleneceğini iyi bilen gizli servisler vardır. Özellikle yerli gazeteciler, yabancı basında çalışmanın ayrıcalığını yaşamak isterken, edindikleri bu uluslararası bağlantıların özünde ne için hizmet ettiğini bilmedikleri gibi birçoğu bilse de umursamamakta.