Ahmet Taşgetiren
Ahmet Taşgetiren
ALINTI YAZAR
TÜM YAZILARI

Camianın gücü ve Amerika

GİRİŞ 04.11.2014 GÜNCELLEME 05.11.2014 YAZARLAR

17 Aralık sabahı “Darbe girişiminin iki ayağı” olarak niteledikleri Emniyet ve Yargı’daki yapılanma ile ilgili rakamlar. İşte o bölüm:  

“Türkiye genelinde 81 ilin emniyet müdüründen 72’si Paralel Yapı’nın denetimindeydi.

İstanbul’daki 176 şube emniyet müdüründen 152’si Haşhaşi’lerdendi.

Daha vahimi; yerlerine atama yapılmasını önlemek için, potansiyel adayların tümü için akla gelebilecek tüm gerekçelerle soruşturma açtırmış, sicillerini bozmuşlardı.

Sonuç: Emniyet’te müdürlüğe getirilecek adam kalmamıştı!

Yargıya gelince...

Özel yetkili savcılıkların tümü Paralel’in elindeydi.

Ağır ceza mahkemelerinin tümünde 3 üyeden 2’si mutlaka onlardandı. Paralelci olmayan üçüncü üyeyi ise bir açığını yakalayıp şantajla sindirmişler, istediklerini yaptırmışlar, böylece kararların oybirliğiyle alınmasını sağlamışlardı. Örneğin, Köksal Şengün işte böyle bir tezgâhın kurbanı olmuştu.”

Cumhurbaşkanının yakın mesai kadrosu, bu maddi bilgileri verdikten sonra şunu söylüyordu:

Dünya tarihi herhalde böyle bir darbe girişimi yazmamıştır.

Ve inan, Erdoğan dışında hiç kimse bu oyunu bozamazdı. ABD’de böyle bir tezgâh kurgulansa, Obama altından kalkamazdı. Avrupa ülkelerinin hiçbirinde böyle bir darbeyi bertaraf edebilecek lider göremiyorum... Tayyip Bey, gözü karalığı sayesinde oyunu bozdu.”

Bu bilgiler, öncelikle bize “Hükümet neden Emniyet ve Yargı’yı bu hale getirdi?” sorusunu sorma hakkı veriyor ve aldığımız cevap da “safmışız”dan ibaret kalıyor. Onun değerlendirmesini ayrıca yapmak gerekiyor. Ben burada başka bir değerlendirme yapacağım.

Hoca Amerika’da.

Daha önce de “Uluslararası boyut” başlığı ile yazdım, Amerika için Hocanın kendi ülkesinde bulunmasının Türkiye ile ilişkiler çerçevesinde değerlendirilmemesi mümkün değildir. Hiçbir ülke bu tür konuklukları siyasi maksat dışında görmez.

Tarihçi bir arkadaşım “Cem Sultan olayı”na benzetti durumu. Cem Sultan da Osmanlı’ya karşı kullanılmak istenmişti.

Acaba Amerika nasıl baktı 17 Aralık’a geliş ve ondan sonraki gelişmelere?

Şunları alt alta koyarak düşünüyorum::

Amerika’nın da Türkiye’nin yargı ve emniyetinde Camia’nın böylesine bir etkinliğe sahip olduğunu bilmediğini varsayamayız.

Amerika’da, yönetimi de etkileyebilecek güçte bir takım odakların mesela Davos’tan sonra, mesela Mavi Marmara’dan sonra, mesela Türkiye’nin Ortadoğu’da bağımsız politikalar uygulamaya yöneldiğinin netleşmesinden sonra, mesela Erdoğan - Gül - Davutoğlu’nun İslamcılığına hükmedildikten sonra, bu iktidardan kurtulma hesapları yaptığını düşünmek yanlış olmaz.

Dikkatli takip edenlerin, bu saydığımız hususların, Camia’nın da Ak Parti iktidarıyla farklılaştığı alanlar olduğunu görecekleri açık.  

Camia’nın Ak Parti iktidarını ısrarla İran’la içiçe gösterme ve İsrail’e yönelik politikaları eleştirme çabaları herkesin malumu.

Soru şu:

Acaba Amerika’daki bazı odaklar, Tayyip Erdoğan’dan kurtulma formülünü, Camia’nın Emniyet ve Yargı içindeki gücünü kullanarak devreye sokmayı planlamış olamazlar mı?

Denklemin bir ayağına ayrıca dikkat etmek gerekiyor:

Camia, 17-25 Aralık’tan sonra, Amerika ve Avrupa’daki bir takım odakların tepkilerini kullanarak Hükümeti yıpratmaya çalışıyorlar. Ben onu, “Tayyip Erdoğan’ı Amerika’ya, AB’ye, uluslararası medyaya dövdürmek” olarak niteliyorum. Camia, bu tarz girişimlerin arkasında değilse, bundan büyük haz duyduğu kesin.

yazının devamı için tıklayınız

YORUMLAR 2
  • ayşe 11 yıl önce Şikayet Et
    tüm bunlar Hak ve batılın savaşının sonucu AKİFİN dediği gibi medeniyet dediğin tek dişi kalmış canavar
    Cevapla
  • vatandaş 11 yıl önce Şikayet Et
    ya ahmet bey benim anlamadığım sanki sayın cumhurbaşkanımız anti amerikancı,sanki bütün ak partliler anti amerikancı!!hiçbir hükümet bu hükümet kadar amerika ile içli dışlı olmamıştı,hiç amerika ile bu kadar yakınlaşmamıştık,neden amerika bu denli kendisine sadık olan bir hükümete karşı böyle bir tezgah hazırlasın ki zaten her dediklerini yaptırmıyorlar mı????
    Cevapla