''Değiştirilemezlik'' dogması
GİRİŞ 15.11.2008
GÜNCELLEME 15.11.2008
YAZARLAR
Meclis'te 411 milletvekilinin oyu ile gerçekleşen son Anayasa değişikliğinin iptali ve AK Parti'nin boynuna "Başörtüsü sebebiyle laiklik karşıtı eylemlerin odağı olduğu" yaftasının yapıştırılması, ve burada gerekçe olarak, "değiştirilmesi teklif dahi edilemeyecek" maddeler devreye sürülmesi, toplumun önüne "Ne bu değiştirilmesi teklif dahi edilemeyecek maddeler?" sorusunun çıkmasını kaçınılmaz hale getirdi.
Evet ne?
Bu daha ilk soru. Ardından sorular sökün ediyor:
-Bunları kim vaz' etti?
-Vaz' edenler böyle kıyamete kadar geçerli madde empozesini hangi meşruiyete dayanarak yaptı?
-Bu, dini bir kural mı?
-Laiklik, devlet düzeninin akıl ve bilime dayandırılmasını öngörüyor. Din kaynaklı bütün yasal düzenleme girişimleri karşısında yargı kurumlarımız, "dinin değişmez hükümleri karşısında akıl ve bilimin ürettiği yasaların değişebilirliği"ni, bir erdem olarak sunuyorlar. Peki, bizim "değişmezlerimiz"in arkasındaki bilim ve akıl nerede ve bunların nas'laşması nasıl önleniyor? Ya da bunların nas'laşması nasıl kabul görüyor?
-Dini kurallarda evet naslar var, bunların vaz'ını Yaratan yapıyor, Peygamberler ve bilginler ise o nasları yorumlamaya çalışıyorlar. Nasların değişmezliğinin mantığı, Yaratan'ın, yarattığı varlık ve varlıklarla ilgili olarak her şeyi, geçmişi ve geleceği ile bildiği inancına dayanıyor. Peki, insanların koyduğu değişmezlerin mantığı insanın hangi ezeli - ebedi bilgisine dayanıyor?
-Ayrıca, dini naslarda bile, zaman içinde yorum farklılığının olabileceği kabul edilmiştir. Oysa, bizim anayasamızda yer alan ve, değiştirilmesi teklif dahi edilemeyecek "naslar" için, ardında ilahi bir meşruiyet gerekçesi olmamasına rağmen, "yorumlar"da bile, Anayasa Mahkemesi yorumu, kutsiyet kesinliği ile ortaya konuyor. Bunlar "kutsal ötesi kutsal metinler", AYM de, bu kutsal metinlerin "yanılmaz müfessirler"i niteliğinde mi? İşte bu sorular...
Bunlar gelecek. Bu iletişim çağında bunların sorulması önlenemez. Böyle olunca da, Anayasa'nın kutsanmış başlangıç ilkeleri, değiştirilmesi teklif dahi edilemeyenleri ve 174'üncü maddenin koruma zırhına büründürülmüş olan devrim kanunları, tartışılmaktan azade kalamayacaklar. "En doğruyu falancalar biliyordu" sözünün günümüz insanı için hiçbir bağlayıcılığı yok...
Birçok şeyi, çocukların babalarından daha iyi bildiği bir zamanı yaşıyoruz. Başka söze ne hacet! Burada, bir sistemin üstün kabul ettiği değerlerin bulunmasını tabii görmek gerektiğinin altını çizelim. Şu veya bu ülke, "biz sistemimiz açısından şu ilkeleri en tepeye koyuyoruz" diyebilir. Bu ilkeler, insanın hilkatten getirdiği özle alakalı da bulunabilir. Bunu yapan insanların, o ülkenin tarihinde çok belirleyici fonksiyonlar üstlenmiş olmaları da önemlidir.
Ama, bunlar bile, en azından bu ilkelerin yorumlarının ebedi olmadığını, zamana ve zemine göre değişebilirliğini ortadan kaldırmamalıdır.
Ayrıca ilke olarak, insani her öngörünün, zaman içinde farklı boyutlar kazanabilmesinin kapısını aralık tutmak lazımdır. Cumhuriyet'in kurulduğu 1923'ten bu zamana, 85 yıllık süre geçmiş, bu sürede akıl almaz değişimler olmuş, bizde sistemi kuranlar, bugüne ışınlanabilselerdi, herhalde olan biten karşısında büyük şaşkınlık yaşarlardı. Bunlar, aslında herkesin doğruluğunu kolayca teslim edecekleri hususlar.
Ama, nedense tabulaştırma eyleminin de arkası gelmiyor. Burada insan ister istemez, sistem kurucularının otokritik yetkilerinin bugünküler tarafından istismarı gibi bir hususu düşünüyor. Sistem kurucular yukardan aşağı toplum inşasını hak olarak görmüşlerdi. Bu, toplumla eşit bir ilişki değildi.
Bugünküler de, demokratik süreçte gelinen noktaya bakarak toplumla eşit ilişki yerine tepeden inmeci bir vesayet ilişkisini, bir tür iktidar kullanımı olarak görüyorlar. Ama bunu sürdürmek kolay, hatta mümkün değil. Asla mümkün değil. Böyle bir dayatma, en katı kuralları ve en keskin otoriteleri bile sorgulamaya açacaktır. Herkes bunu böyle bilmeli.
Bu daha ilk soru. Ardından sorular sökün ediyor:
-Bunları kim vaz' etti?
-Vaz' edenler böyle kıyamete kadar geçerli madde empozesini hangi meşruiyete dayanarak yaptı?
-Bu, dini bir kural mı?
-Laiklik, devlet düzeninin akıl ve bilime dayandırılmasını öngörüyor. Din kaynaklı bütün yasal düzenleme girişimleri karşısında yargı kurumlarımız, "dinin değişmez hükümleri karşısında akıl ve bilimin ürettiği yasaların değişebilirliği"ni, bir erdem olarak sunuyorlar. Peki, bizim "değişmezlerimiz"in arkasındaki bilim ve akıl nerede ve bunların nas'laşması nasıl önleniyor? Ya da bunların nas'laşması nasıl kabul görüyor?
-Dini kurallarda evet naslar var, bunların vaz'ını Yaratan yapıyor, Peygamberler ve bilginler ise o nasları yorumlamaya çalışıyorlar. Nasların değişmezliğinin mantığı, Yaratan'ın, yarattığı varlık ve varlıklarla ilgili olarak her şeyi, geçmişi ve geleceği ile bildiği inancına dayanıyor. Peki, insanların koyduğu değişmezlerin mantığı insanın hangi ezeli - ebedi bilgisine dayanıyor?
-Ayrıca, dini naslarda bile, zaman içinde yorum farklılığının olabileceği kabul edilmiştir. Oysa, bizim anayasamızda yer alan ve, değiştirilmesi teklif dahi edilemeyecek "naslar" için, ardında ilahi bir meşruiyet gerekçesi olmamasına rağmen, "yorumlar"da bile, Anayasa Mahkemesi yorumu, kutsiyet kesinliği ile ortaya konuyor. Bunlar "kutsal ötesi kutsal metinler", AYM de, bu kutsal metinlerin "yanılmaz müfessirler"i niteliğinde mi? İşte bu sorular...
Bunlar gelecek. Bu iletişim çağında bunların sorulması önlenemez. Böyle olunca da, Anayasa'nın kutsanmış başlangıç ilkeleri, değiştirilmesi teklif dahi edilemeyenleri ve 174'üncü maddenin koruma zırhına büründürülmüş olan devrim kanunları, tartışılmaktan azade kalamayacaklar. "En doğruyu falancalar biliyordu" sözünün günümüz insanı için hiçbir bağlayıcılığı yok...
Birçok şeyi, çocukların babalarından daha iyi bildiği bir zamanı yaşıyoruz. Başka söze ne hacet! Burada, bir sistemin üstün kabul ettiği değerlerin bulunmasını tabii görmek gerektiğinin altını çizelim. Şu veya bu ülke, "biz sistemimiz açısından şu ilkeleri en tepeye koyuyoruz" diyebilir. Bu ilkeler, insanın hilkatten getirdiği özle alakalı da bulunabilir. Bunu yapan insanların, o ülkenin tarihinde çok belirleyici fonksiyonlar üstlenmiş olmaları da önemlidir.
Ama, bunlar bile, en azından bu ilkelerin yorumlarının ebedi olmadığını, zamana ve zemine göre değişebilirliğini ortadan kaldırmamalıdır.
Ayrıca ilke olarak, insani her öngörünün, zaman içinde farklı boyutlar kazanabilmesinin kapısını aralık tutmak lazımdır. Cumhuriyet'in kurulduğu 1923'ten bu zamana, 85 yıllık süre geçmiş, bu sürede akıl almaz değişimler olmuş, bizde sistemi kuranlar, bugüne ışınlanabilselerdi, herhalde olan biten karşısında büyük şaşkınlık yaşarlardı. Bunlar, aslında herkesin doğruluğunu kolayca teslim edecekleri hususlar.
Ama, nedense tabulaştırma eyleminin de arkası gelmiyor. Burada insan ister istemez, sistem kurucularının otokritik yetkilerinin bugünküler tarafından istismarı gibi bir hususu düşünüyor. Sistem kurucular yukardan aşağı toplum inşasını hak olarak görmüşlerdi. Bu, toplumla eşit bir ilişki değildi.
Bugünküler de, demokratik süreçte gelinen noktaya bakarak toplumla eşit ilişki yerine tepeden inmeci bir vesayet ilişkisini, bir tür iktidar kullanımı olarak görüyorlar. Ama bunu sürdürmek kolay, hatta mümkün değil. Asla mümkün değil. Böyle bir dayatma, en katı kuralları ve en keskin otoriteleri bile sorgulamaya açacaktır. Herkes bunu böyle bilmeli.
Ahmet Taşgetiren - Bugün
YORUMLAR 6
TÜMÜ
-
ali ihsan yildiz 17 yıl önce Şikayet Etunutmak. kendilerini herkesten üstün ve kudretli görmek.güclerinin herseye yetebilecegini ve insanlari istedikleri gibi yönetebileceklerini sanmak.baski ve zulüm ile ayakta durtabileceklerini ve hicbir zaman yok olmayacaklarini düsünmek.ne aci bir anlamda tanricilik oynamak.istedikleri kanunlari zor ve dayatma ile uygulamak.siddet ve korkuyu ile idare etmek.birgün hersey son bulacak hesap günü gelip catacak.rabbini unutanlarin allah in onlari unutmadigini aci bir sekilde anlayacaklar.Beğen
-
Ali Haydar 17 yıl önce Şikayet Etİhtilallerin Ürünü. 1982 anayasasına kabul oyu vermiştim.Zaman bu kabul oyunun yanlışlığını gösteriyor.Yüzde 92 lik ezici bir çoğunluk da olsa kul düşüncesi olması dolayısiyle bazı yanlışlıkları düzeltme mecburiyetini ortaya koymuştur.Devletin yönetiminde cumhur olan çoğunluğun oyları belirleyicidir.Yeni sivil anayasa çalışmalarında AYMnin aldığı kararlar dikkate alınarak doğru olan bulunacaktır.Gözlerde büyütmeden biraz cesarete ihtiyaç var.Beğen
-
Türker Okcan 17 yıl önce Şikayet EtBabalar ve oğullar. Babalar kuralları koyar, oğullar uygular. Ama bir müddet sonra oğullar babaları geçince kurallarda değişir. Çırak ustayı geçmezse zanaat ölür. Devlette değişimlere ayak uyduramazsa yok olur gider. Tuhaf bir kaç gün önce de ben düşünüyordum değiştirilmesi teklif bile edilemeyecek maddeler nelerdi diye. Herşeyin değiştiği günümüzde değiştirilemeyecek kul yapısı ne var ki? Halk kendini yönetemezse böyle yönetilir işte, tepeden inmeci ve baskıcı.Beğen
-
Dolunay 17 yıl önce Şikayet EtNegatif kutsal. Yaratıcının koyduğu değişmez ama canlı kurallar karşısına değişmez ve cansız kurallar koymak negatif kutsal sevdasındandır..Beğen
-
mahmut kara 17 yıl önce Şikayet Eteline yüreğine saglık. sn taşgetiren gene döktürmüş...yıllardır takip ediyorum hakikaten adam gibi adam..teşekkürler sn taşgetirenBeğen