Rüzgar ekme, fırtına biçme
"Kürtçü siyasetin Kürt sorununun çözümü için nihai hedefi nedir" diye sorulduğunda neler söylenebilir?
Denebilir ki, güçleri yetse ayrılığı düşünebilirler.
Ama güçleri birkaç açıdan yetmiyor.
Bir, dünya konjonktürü böyle bir imkânı vermiyor.
İki, Kürtler ve Türkler o kadar birbirine kaynaşmış ki, bu yapıyı ayrıştırmak, büyük acıları davet etmek anlamına geliyor.
Ve üç, sırf Kürtler'in yaşadığı bölgenin sınırlarını çizmek kolay değil, ayrıca ülkenin doğusunda Kürt yoğunluğu olsa bile, Batı'daki birçok şehirde de yaygın Kürt nüfusu var ve bunların, bir mübadele ile yer değiştirmesi korkunç bir proje niteliğinde.
O zaman, geriye en nihai hedef olarak, yer yer özerk bölge formülü uygulamakla birlikte, yine de bir arada yaşama formülü kalıyor.
Yani ne yapsanız, Türkler'le Kürtler'i birbirinden koparamayacaksınız.
Buna bir de, kaçınamayacağınız komşuluk ilişkilerini eklerseniz, iç içe yaşamaya mahkumiyet diye bir şey ortaya çıkıyor.
Bu durumda, "rüzgar ekmek" aklı başında bir politika olarak görülüyor mu?
Türkiye'nin geldiği noktada şöyle bir vakıa var:
AB ile uyum süreci içinde, siyaset üzerindeki askeri vesayet önemli ölçüde azaldı. Kopenhag kriterleri, bunu kaçınılmaz kılıyordu.
Ama Kürtçü siyasette durum farklı.
O siyasetin üzerinde gittikçe artan bir terör örgütü baskısı bulunduğunu kim inkâr edebilir?
Ben, terör örgütünün baskısının, bir devletin silahlı gücünün vesayetinden çok daha vahşi sonuçlar vereceğini düşünürüm. Çünkü ne de olsa devletin askeri gücü, hukukla bağlı kalır. Nitekim, Ergenekon davalarında birçok olayın asker kökenli zanlısı hesap veriyor.
Ama bunu terör örgütü için düşünemezsiniz.
O zaten başına buyruk bir güçtür. Tamamen illegalite alanındadır. Kendi iç yaptırımlarından başka sorumluluk duymaz.
İşte o güç, PKK olarak, KCK olarak, şimdi, Kürt siyaseti üzerinde ve oradan yola çıkıp Türkiye siyaseti üzerinde terör estiriyor.
Sorun, siyaset alanındakilerin bu olguya nasıl baktıkları ile ilgili?
Şu anki görüntü, BDP ve onun çizgisinde siyaset yapanların, terör örgütü ile kol kola durduğu şeklinde.
Son veto olayında örgütün uzantıları, BDP'nin milletvekilleri ile yan yana, toplum üzerinde terör estirdiler.
Polis panzerlerinin yanında, kamu binaları, otobüsler, bankalar, iş yerleri kundaklandı.
Bir banka şubesine atılan molotofkokteyllerinin çıkardığı yangında, hamile kadınlar, çocuklar, yanma, dumandan boğulma tehlikesi atlattılar. İşyerlerine verilen zararın haddi hesabı yok.
Ekranlara yansıyan görüntülerde elinde molotofkokteyli taşıyan yüzü maskeli militanlarla, BDP'li milletvekilleri ya da bağımsız adaylar yan yana yer almaktaydılar.
Ne yaptı siyasetçiler?