Ak düşünce mi, kara zihniyet mi?
Elektronik ortamda gazetelere göz atıyorum.
Haber başlıklarından ilgimi çeken iki haber ak düşünce ile kara zihniyetin aynası gibiydi.
Birinci haber gönül okşayıcı, gurur vericiydi: “Avrupa’nın dev helikopter üreticisi Eurocopter Türk füzelerini kullanacağını açıkladı. Fransız, Alman ve İspanyol ortaklı şirketin ürettiği EC-635 helikopterler Aselsan’ın görüntüleme sistemleri ve Roketsan’ın roketiyle donatılacak. Küresel pazara da bu haliyle satılacak.”
Dünyanın önde gelen yabancı firmalarıyla silah sistemlerinin ortak üretimi modelinden vazgeçilerek, Türk firmalarının ana üreticisi olduğu bir modelin benimsenmesi ve alınması gönül okşayıcı.
Savunma sanayiinde başlatılan milli ve yerli hamleler ile dışa bağımlılığını azaltan ve kabiliyet gücünü yükselten bir ülke konumuna yüz akıyla erişen Türkiye gerçeğinin haberiydi.
Kendi ali menfaatlerini düşünen, dünya ekonomisi ve küresel ticarete katkısını kendi strateji ve tercihleriyle ortaya koyan bir ülke olmasının müjdesiydi bu haber.
Yerli silah sanayi altyapısının oluşturulması, kimi yabancı firmalara ve onların Türkiye’deki komisyoncularına, bizim kesemizden milyarlarca dolar kazandıran para musluğunun kesilmesinin dillendirilmesiydi.
Türkiye’nin kritik silah teknolojilerindeki dışa bağımlılığının sıfırlanması, yerli sanayinin askeri sistemler üretme yeteneğine kavuşması, üretilen yerli silahların hele de Avrupa’ya satılması yüz güldürüyordu.
İkinci haber ise can sıkıcı, mide bulandıran başka bir olaydı: “MİT ve Emniyet’in ortak çalışması sonucunda Türk Savunma Sanayi’si ile ilgili projeleri casusluk yaparak başkalarına sattığı gerekçesiyle bazı kişiler ve firmalara soruşturma başlatıldı.”
Kritik savunma proje bilgilerini yabancılara satan casusluk çetesinin, Türkiye’nin yüz akı SİHA ve İHA’lara ait bilgilerin yanı sıra helikopter, gemi ve silah sistemleri projelerine ait ihale bilgilerini de para karşılığı firmalara pazarladığı ortaya çıktı.
2023’te kendi milli tüfeğini, topunu, tankını, helikopterini, uçağını, İHA’sını, uydularını tasarlayan, üreten ve ihraç eden bir Türkiye hedefini engellemek için devletin güvenliğine ve siyasal yararlarına ilişkin Savunma Sanayinde yürütülen projelerin gizli kalması gereken bilgilerinin siyasal veya askeri casusluk amacıyla satılması mide bulandan bir eylemdi.
TSK’nın gizlilik dereceli ve tüm ihtiyaçlarını ve stratejilerini içeren On Yıllık Temin Tedarik Planı’nın üçüncü kişilere aktarılması; devletin güvenliğini, askeri gücünü ve yürütülen/yürütülecek askeri operasyonları tehlikeye atardı.
TSK’nın gelecekte sahip olacağı yetenek ve kabiliyetlere karşı düşman güçler karşı tedbirler geliştirebilir, önlemler alabilirdi.
Türkiye’nin büyümesini, güçlenmesini, bölgede ve hatta dünyada küresel oyunları bozabilecek şekilde etkili olmasını asla istemeyen Haçlı Batı ve yerli işbirlikçilerinin oyunlarına, tezgâhlarına ve ihanetlerine karşı daha dikkatli olunması gerekiyordu. Geçmişte yaşanan benzer olaylar durumun ciddiyetinin örnekleriydi.
Zihin dünyamda önceden yaşanan ihanet/suikast sarmalında aklıma ilk gelen ASELSAN’daki şüpheli ölümlerdi.
Mesela yıllar sonra savcılığın ulaştığı yeni bulgular ve bilirkişi raporunun Hüseyin Başbilen’in ölümünün cinayet olabileceği şüphesi taşıdığı sonucu ile bugün yaşananlar arasında ihanet/suikast bağlantısı kolayca kurulabilirdi.
ASELSAN’da görevli mühendisler Hüseyin Başbilen, Halim Ünsem Ünal ve Evrim Yançeken peş peşe ölmüştü. Üç mühendisin sır dolu ölümü için intihar denilmişti. Memleketin istikbaline tesir edecek işler yapıyorlardı, öldürülmüşlerdi?
ASELSAN mühendisleri 6 ay gibi kısa bir sürede ABD tarafından bize güdülen uçak tanıma sisteminin hâkimiyetini lehimize çevirmeyi başarmıştı. ABD’nin yıllarca çalışarak kurduğu tezgâh, dahi Türk mühendisleri tarafından kısa bir zamanda bertaraf edilmişti.
Soruşturma kapsamında elde edilen bilgilere göre çantada, Başbilen’in üzerinde çalıştığı milli tank projesiyle ilgili sunumların olması gerekiyordu. Ama bu dosyalar bulunamamıştı.
Yerli yapım silah teknolojilerinin yurtdışına servis edilmeleri iddiası, askeri casusluk ve şantaj davası, olayın boyutlarını düşünmek için yeterli olsa gerek.
Türk Silahlı Kuvvetleri içindeki bazı bilgi ve belgelerin ele geçirildiği, ASELSAN’daki kritik projelerin çalındığı, yerli imkânlarla geliştirilmeye çalışılan projelerin, çete tarafından yurtdışına satıldığı iddiası düşünüldüğünde yabancı ellerin işin içinde olduğu, O mühendislerin “askeri casusluk çetesi” tarafından öldürdüğü şüphelerini ciddiyetle düşünmemizi gerektiriyor.
ASELSAN’daki şüpheli ölümlerle ilgili soruşturma kapsamında tutuksuz yargılanan Ergenekon sanığı Ümit Sayın’ın ASELSAN’daki şüpheli ölümlerle ilgili konuşmak istediğini, ancak ASELSAN’daki bazı paşaların susmasını söylemesi de olayın trajik başka bir boyutuydu.
Bütün bunlar ülke gerçeklerimiz. Birileri ülkenin gelişmesini, büyümesini arzulayıp gayret ederken, birileri de bazı maskeler takıp kendi çıkarlarını her şeyin önüne koyabiliyor.
YENİ AKİT GAZETESİ