Gölge oyunu bitti
Tarihi, katliamlar, tecavüzler, işkenceler, sömürüler ve istilalarla dolu olan Hristiyan Batı’nın çirkin görüntüsü netleşti. Gölge oyunu bitti, gizlenen bütün yüzlerin maskesi düştü.
Yeryüzünde birleşik askeri, siyasi ve ekonomik güç oluşumları ile güvenlik, barışı ayakta tutma ve çatışmaları kontrol altında tutan denge görevine soyunarak dünyaya nizam verme gayretleri sarf eden Hristiyan Batının ana politikasının Hıristiyanlık taassubu yansıması olduğu diğer söylemlerinin kamuflaj olduğu gerçeğini, kılavuzluk yalanlarını dünya insanlarının artık yutmadığını görmekteyiz.
Hristiyan Batının savaşlarla, katliamlarla, karışıklıklarla amacı dünyaya demokrasiyi enjekte etmek, var olan demokrasiyi korumak veya batı bloğunu savunmak değil, silahların gölgesinde ekonomik hâkimiyet sağlamaktır.
Müslümanların trilyonlarca dolarlık petrolünü, madenlerini ve diğer zenginliklerini haksız yere gasp eden, topraklarını işgal edip zulüm yapan “Küresel güçler” insanlığın üzerinden kanlı ellerini çekmediği sürece silahlar susmayacak, karşıtlık insanlık için baş belası olmaya devam edecektir.
Terörün resmisi veya gayr-i resmisi olmaz. İster düzenli ordularla, ister düzensiz gerillalarla olsun, huzuru bozan ve başkasına ait toprakları, hakları, kaynakları ve yönetimleri işgal eden, müdahale eden ve ettirenler gerçek teröristtir.
Katliamlar, işkenceler, işgaller hep batı kaynaklıdır.
Sefaletin, terörün, işgalin, yolsuzlukların girdabında bırakılan çaresiz insanların yaptıkları ise bir “kendini ifade etme yöntemi”, bir siyasal mesaj aracı ve çoğunlukla korkutmayı, yıldırmayı, seslerini duyurmayı hedefleyen bir tepki, bir çırpınıştır.
Batılıların insanlık anlayışını ortaya koyması bakımından vereceğim şu misal kayda değerdir: “İngilizler Hindistan’da kendi tekstil mallarını pazarda Hint kumaşlarına karşı rakipsiz kılabilmek için 40 bin Hintli kumaş imalat ustasının kollarını kesmişlerdi.”
Bugün bizim önünü bile göremeyen muhalefetimiz Avrupa’yı medeniyetin beşiği olarak görmeye, medeniyetler arası, kültürler arası diyalog kurmaya devam ederken, Bush’un ifadesiyle “Crusade” yani Haçlı seferleri ve istilaları bugün de devam etmektedir.
Ortada ne batı mucizesi var ne de herkesi tatmin eden kucaklayıcı bir küresel siyasi vizyon. Sorunun kaynağı, beklentileri ile gördüklerini anlama ve anlamlandırma noktasında anlamlı bir ilişki kurmaktan aciz azgın azınlığın, kiralanmış kalemlerin, Pensilvanyalı bunağın, günü kurtarmaya çalışan muhaliflerin içine düştüğü derin bunalımda yatıyor.
Hemen herkes büyük ve süslü kelimelerle terörü lanetleme yarışına girmekte, İslam’ı terörden arındırma gayreti göstermekte. Oysa ne beyhude bir çaba… Biz ne dersek diyelim adamlar bizi kendileri nasıl görmek istiyorlarsa öyle tanımlıyorlar ve öyle resmediyorlar.
Akla, sağduyuya, insafa, vicdana, temel insan haklarına ters düşen yayınlar ve kışkırtmalar yapılmakta; Müslümanlara yönelik baskı ve şiddet giderek tırmanmaktadır.
Dünyada Hristiyan Batının ezilen halkları kurtardığına inananların sayısı her geçen gün azalmaktadır. Irak işgali, Suriye zulmüne verilen açıkça destek, Hristiyan Batının kendi ideolojilerine indirdiği son darbe oldu. Artık Hristiyan Batı medeniyeti sınırları içerisinde bile bir masal, sıkıcı bir resmi ideolojiden başka bir şey değil.
Şunu rahatlıkla söyleyebiliriz ki batı kültürü, muhtevası sebebiyle kendiliğinden ağırlığını koyarak yayılmamıştır, silahların gölgesinde yayılmıştır ve bugün de hâkimiyetini, dikenli tellere borçludur. İşte bu durumun devamını isteyen Hristiyan Batı, “ne pahasına olursa olsun barış”tan söz etmekte, bunu değiştirmeye cüret edenleri ise terörist olarak isimlendirmektedir.
Oysa asıl sorulması gereken, Hristiyan Batının nasıl olup da binlerce kilometre uzaklıktaki ülkelerde hak iddia edebildiğidir. Afganistan’da bir değişiklik oluyor Hristiyan Batı işe karışıyor, Irak’ta bir şeyler oluyor Hristiyan Batı müdahale ediyor, Suriye hükümetinin politikalarını Hristiyan Batı belirliyor. Çünkü buralardaki çıkarları tehlikeye düşüyor veya yeni çıkarlar doğrultusunda politikalar üretiliyor.
ABD’den, AB’den dünyaya nizamat vermeye kalkışanlar, önünde güç tanımayan bir savaş makinesi aracılığıyla gerçekleştirebilme çabasındalar. O savaş makinesinin yok edici gücünü, öksüz bıraktığı yetimleri, anasız, babasız bıraktığı çocukları, dul bıraktığı kadınları, sakat bıraktığı insanları İslam topraklarında hepimiz görüyoruz.
ABD öncülüğünde haçlı Siyonist ortaklığı inancının ve çıkarlarının gereği olarak Ortadoğu’ya geldi ve bu coğrafyadan da çıkmamak için her türlü oyunu oynuyor.
Makyajı silinen Hristiyan Batı, dünün kontrollü hükümetleri ile elde ettiği ve bölüştüğü kaynakları artık eskisi gibi “kemal-i âfiyetle” yiyemeyecek ve güdümlü yöneticiler eliyle yediremeyecektir.
Zulm ile âbâd olmak isteyen, kahr ile berbâd olacaktır.
YENİ AKİT GAZETESİ
-
akif 4 yıl önce Şikayet EtHristiyan değillerki, putperest pagan desek daha iyiBeğen