Sömürü düzeninden mi yanayım?
Daha açık sözlü olanlar, sömürü düzenini savunduğumu, açgözlü sermayeye uşaklık ettiğimi, aklımı vahşi kapitalizmin emrine verdiğimi ve kalemimi onun kölelik rejimine sattığımı söylüyorlar. Bu partallaşmış jargonu ayrıca bir değerlendirmeye tabi tutmayacağım. Kelime israfına girer, anlayana kendini zaten anlatıyor, anlamayana ise davul, zurna az...
Fakat sahi, ortada bir sömürü düzeni var ve ben ondan mı yanayım? Soruya şöyle bir soruyla cevap vereyim: Benim gördüğüm iki sömürü düzeni var, hangisini kastediyorsunuz? İşçi ölümlerini alalım...İşçinin alın terini, emeğini ve hatta canını sömüren bir düzenin yanında olup olmadığımı mı merak ediyorsunuz? Yoksa sömürü düzeni edebiyatıyla o işçinin alın terinin, emeğinin ve canının sömürülmesini sömüren bir sömürü düzeninden yana olup olmadığımı mı bilmek istiyorsunuz? Orasını tam çözememiş olmakla birlikte size tavrımı bildiriyorum:Sömürerek semiren sermayeden de, fırsat kollayarak istismar eden göstermelik işçi dostluğundan da yana değilim. Üç kuruş daha fazla kazanmak için işçilerin kanını emen kâr hırsından da, üç puan daha fazla almak için o işçilerin acısından nemalanan ideolojik çıkarcılıktan da yana değilim. Ve Türkiye'de her ikisinden de mebzul miktarda bulunduğunu kabul edelim.
Ama gelin şunu da kabul edelim. Her sermaye ve sermayedar sömürücü, her emek ve emekçi duyarlılığı da istismarcı değildir. İkisini birbirinden ayırt edecek insaf, vicdan ve izan ölçülerimiz olmalı... İşçi ölümlerine dönersek... İşyeri sahiplerinden siyasi iktidara, müteselsilen sorumlu herkesten hesap sormaya varım ama yargısız infaza gidiyorsanız, gazanız mübarek olsun, cihadınızda beni yok yazın. Kazaları tüm yönleriyle sorgulayacaksanız yine varım. Ama başkalarının ölü bedenlerini kullanarak kendi siyasi, ideolojik hesabınızı görecekseniz kusura bakmayın, bu kirli menfaat hesaplaşmasının hiçbir yerinde yokum, ne neferi ne levazımatçısı olurum. Sömürmeyen sermayeye ve sermayedara da, istismar etmeyen emek ve emekçi duyarlılığına da taraftarım. En çoksa bu ikisinin bir arada güzel işler çıkardığı bir düzene tarafım. Sınıf çatışması şablonuna oturtmak için her ölümlü kazadan yerli yersiz bir propaganda fırsatı çıkarmak bana uymaz, ajitasyon içtimanızda beni rahat rahat yok yazabilirsiniz.
Derme çatma, eciş bücüş, çürük çarık şehirlerde yaşamayacaksak eğer, memleketin yapılacak daha çok inşaat işi var...Elini taşın altına sokacak adamları, bir daha en sıkı tedbirleri almadan inşaat yapamaz hale getirecekken...Deli cesareti olmadan bir daha inşaat yapamaz, yapmayı da göze alamaz hale getirirsek kim yapacak bu işleri? Kusur oranına bakılmaksızın,Üç kuruş için cana kıyan katil damgasını peşin peşin yiyecekse hangi aklı başında insan, kaza riski varken işçi çalıştırır, taş üstüne taş koydurtur ki?
yazının devamı için tıklayınız