Akif Beki
Akif Beki
ALINTI YAZAR
TÜM YAZILARI

Askerin söylem mühendisliği

GİRİŞ 16.04.2009 GÜNCELLEME 16.04.2009 YAZARLAR

Hep merak edilir, bilirim.
Bir konuşma nasıl yazılır,
diye...
Tam bir mühendislik işidir.
Şa’şaalı bir saray da inşa edebilirsiniz; mütevazı bir gecekondu da.
Görkemli bir söylemse istediğiniz...
Yapı taşlarınız, parlak kelimeler olmalı.
O kelimeler, yanıp sönen birer tuğla...
Nereye koysanız, dikkatleri oraya çekerler.
Ve lakin...
Demiri mukavemetsiz, temeli çürük olsa...
Statik hesabı doğru yapılmazsa...
Sütunlardan biri eksik kalsa, mesela...
Ya da unutulursa bir tuğla...
O ihtişamlı söylem sarayınız, yıkılıverir başınıza.
Oysa Org. Başbuğ’un konuşması, ince işçilik görmüş, belli.
Bir kimyagerin titiz doza ayarlı eli değmiş...
Bir mühendisin hassas ölçüsünden geçmiş, sanki.
Ve meşruiyetin salim terazisinde tartılmış.
Hepsinden birer ölçü alınıp...
Mecz edilmiş; öyle karılmış harcı.
Ortaya bu konuşma çıkmış.
Dedik ya...
Söz söylemek ustalık ister.
Söylem, mühendislik işidir.
Hata kabul etmez.
Ve bir konuşma, aldığı tepkilerle tamamlanmış olur.
En önemlisi de bence, budur.

***

Org. İlker Başbuğ’un Harp Akademileri konuşmasını koyun, masaya.
Eleştiriler, tenkidler, tasvip ve destekler...
Hepsinden alın, biraz.
Ölçüyü kaçırmadan cömert davranın.
Tadında acılık olmasın diyorsanız...
Kuramsal atıflarla da soslayıp cila çekin, az.
Sonra, bir güzel karıştırın.
İlave edin, Org. Başbuğ’un konuşmasına...
Doğru terkibi, mutlaka bulursunuz.
Ben denedim.
Bakın bakalım, olmuş mu?
***
Önce, mükemmel karışım için tedariki elzem malzeme listesi yapılır ki...
İhtiyacı belirleyerek başlamak, en doğrusudur.
Elde hazır bir konuşma varsa...
Nasıl üretildiğine bakılır.
Ki, şöyledir o:
Toplum mühendisliğinden söylem mühendisliğine doğru kayılacaksa, eğer...
‘Neye, ne demeli, onu, nasıl söylemeli’ konuları seçilerek başlanır.
Yeni şeyler de muhakkak olur.
Kâfi miktarda netameli unsur karışıma konur.
Toplumsal dil belirlenecekse...
Çizilen sınırlara kesinlik katacak referanslar da lazımdır.
Öyle isimler olmalıdır ki;
Sözleri, nas yerine geçmeli; ahkâm sayılmalı, tartışmasız.
Max Weber, Montesquie, Samuel Huntington, Metin Heper, Eliot Cohen, Başkan Kennedy, Başkan Obama ve Atatürk!
Bu isimler, ideal seçimler olabilir, pekâlâ.
Listemiz, 16’ya tamamlanabilirse de kararında tutmak en iyisidir.
***
Bu özel karışımın adını, bizzat Org. Başbuğ koydu:
Anlayış sosyolojisi!
Martin Heidegger’in fenomenolojisi daha uygun olurdu ama uzatmayalım bahsi.
Yoksa...
‘Dil, bizim evimizdir’den girip...
‘Dil oyunları’ndan çıkmak zorunda kalırız ki...
Wittgenstein, evcilik oynamaya gelmez, pek.
Rasyonalizm ile realizm arasında üçüncü yol: Fenomenoloji, derken...
Bir bakmışsınız, neo-pozitivizm’den çıkmışız...
Bir tür ‘yeni bilimcilik’e kaptırmak gibi...
Analitik felsefeye iyiden iyiye sarıp...
Elde kalem, dil analizine başlamışız...
‘Yapılarına göre, şu cümle anlamlı bir önerme; bu, anlamsız’ demeye kalmadan...
En iyisi biz gene, herkesi olduğu gibi kabul edip, anlayış sosyolojisi yapalım.
***
Eldeki konuşmadan anlıyoruz ki:
Genelkurmay Başkanı’nın konuşması, yeni bir söylem tasarımı ürünüdür.
Kanaatim odur ki, ihtiyaç da vardı, buna.
Askerin diline balans ayarı çekmiş oldu, komutan.
Dinleyenlerin zihninde tamamlandığına göre, bir konuşma...
Buyurun bakalım, bu konuşmanın tepki fırınından çıkmış son haline:
* Asker, siyasi tahlil işine girer mi?
“Sivil-asker ilişkileri eşitlerin diyaloğu değildir” derse, girer.
“Gerçek güç, siyasi makamdadır” derse, yine girer.
* Peki, din-laiklik ilişkisine tanım getirebilir mi?
Fetvaya vardırmadan hemen önce duruyor, ve...
Atatürk’e, Obama’ya, Weber’e referans yapıyorsa...
Neden olmasın ki!
* Orduya, ‘peygamber ocağı’ bile der.
Millete söyletmek kaydıyla!
* Demokrasinin tamamlayıcı cüz’ü diyorsa...
Başlı başına bir ‘Laiklik nedir?’ bahsi dahi açar.
* Atıflar, göndermelerle süslüyorsa...
Sosyolojik analiz de, haydi haydi yapar.
Asıp kesmesinden de yeğdir.
* Makyavel’in karşısına Montesquie’yu çıkarıyor...
“Sizi sevmeseler de olur, korksunlar yeter!” demiyorsa...
“Yeter ki sizi sevsinler, korkmasalar da olur!” kıvamındaysa...
Hele, ikisi arasındaki farkı ayırt edebiliyorsa...
Otonomi isterken, ‘objektif kontrol’ kavramına bile sığınabilir.
* Ve diyorsa ki, ordu politikadan uzak tutulmalı...
Uluorta konuşmuyorsa, bazı selefleri gibi...
Olur olmaz mevzulara dalmıyorsa, destursuz...
Bir de ‘Akademi’ çatısı altındaysa...
Harbe dair olmasa da bilimsel kuramlardan haydi haydi dem vurabilir.
* E-muhtıralar, gece yarısı manşet söktürüyorsa...
TV’ler tekmili birden olağanüstü hale geçiyorsa...
Bu konuşma da bal gibi capcanlı verilir.
Açılım diye, ta manşete de çekilir.
* ‘Türkiye halkı’ deme cesaretine sahipse...
Velev ki, Atatürk’ten alıntı olsun...
İşte o zaman...
Mesele, mevzulara girip girmemek değildir.
Daha fazlasıdır, bundan.
***
Son söz:
Dekor, içeriğin parçası olarak tasarlanır.
Ki, davetli konuklar, konuşmanın içeriğini tamamlayan bir unsurdur.
Dinleyen ile dinlenen arasındaki ahenk, bu örtüşmededir.
Mükemmel uyumu bozan tek şey:
Mesajların yelpazesi bu kadar genişken...
Zaman, Taraf, Vakit ve Kanal 7’nin dışarıda bırakılmış olması...

Akif Beki - Radikal
akif.beki@radikal.com.tr

YORUMLAR İLK YORUM YAPAN SEN OL