Siyasetçinin randevu defteri
Hasan Cemal’in Kandil mülakâtı üç hafta önceydi.
Murat Karayılan’la dört saatlik konuşmasının bütün detaylarını yazmıştı.
Sıcağı sıcağına, bazı devlet erkanından randevu davetleri aldı.
Ama aradan şu kadar zaman geçti, nedense hâlâ Ankara’ya çağrılmadı.
Önce alelacele randevu verip, sonra iptal etmek, siyaseten ne demektir?
Ciddiye almamak mı, kayıtsızlık işareti mi?
Murat Karayılan’a ‘muhatap almıyoruz’ mesajı mıdır?
Yoksa, sebep başka mı?
Ankara’dakilerin gel-gitli tavrını, hesaplanmış bir siyasi mesaj olarak okumak zorlaşıyor.
***
Siyasetçinin randevu defteri, mahrem değildir.
Adeta her gün ‘duyuru’ tahtasında ilana çıkar.
Siyasetçinin gündemi, o gün ne ile meşgul olduğu randevu defterinden belli olur.
Ne yaptığı, ne yapmadığı ve ne yapmaktan vazgeçtiği de...
O defterin tanıklığı, bu bakımdan çok önemlidir.
Kabinenin yeni bakanlarını mı, merak ediyorsunuz?
Randevu defterlerine bakın, görürsünüz.
Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu’nun randevu defterine bakıyorum.
Daha ilk sayfalarında acaba nasıl bir gündem fotoğrafı veriyor, bize?
Dikkatimi, iki randevu notu çekiyor.
Biri, Hasan Cemal’e niyet edilip sonradan unutulan randevu.
Diğeri de Ahmet Türk’e verilen ikinci randevu sözü.
İkisinin de konusu aynı:
Kürt sorunu ve terör örgütünün tasfiyesi.
Demek ki, Dışişleri Bakanı Davutoğlu, bu meseleyle alakadar.
Defterine girdiğine göre, öncelik sıralamasında pek çok konunun önüne geçmiş demektir.
Ama Hasan Cemal’in randevusu gerçekleşmedi.
Bunu nasıl yorumlamalı?
***
Aslında Davutoğlu, sağına soluna bakmadan her mevzuya dalmaz.
Takım oyuncusudur; öyle her topu, ‘kendi ayağına pas’ sanmaz.
Çalıma da girmez; ‘gol kralı’ kompleksi deseniz, o da yok ki...
O halde ilgisi için, ‘ateş almaya geldi ve hemencecik gitti’, diyebilir miyiz?
Öyleyse neden Ahmet Türk’e ‘Kürt Sorunu’ gündemli ikinci bir görüşme teklifinde bulundu?
Anlaşılan randevu defterinin mesajı, bazen karman-çorman olabiliyor.
Ve bu, iyi bir hal değil.
En azından, o defteri okumaya çalışan bizler için.
***
Hasan Cemal, Kandil’de Murat Karayılan’la yaptığı mülakâttan sonra siyasetin ilgi odağı haline gelmişti.
Cumhurbaşkanı Gül, Başbakan Yardımcısı Çiçek ve Dışişleri Bakanı Davutoğlu’nun ofisleri, aynı hafta içinde aradılar.
Üçü de, Hasan Cemal’i peş peşe görüşmeye çağırdı.
Sonra üçü de, arka arkaya randevularını erteledi ya da unutulmaya terk etti.
Başbakan Erdoğan da Hasan Cemal’le görüşebileceğini söylemişti.
İsmet Berkan’la gittiğimizde sormuştuk; o da, ‘ihtimal’li bir cevap vermişti.
Yeri ve zamanını belirtmeden...
Temkinli bir şekilde ‘neden olmasın, görüşebilirim’ anlamında bir ifade kullanmıştı.
Duyduğum kadarıyla Hasan Cemal’e henüz Başbakanlık’tan herhangi bir telefon gitmedi.
Verilmeyen randevunun iptali sözkonusu olamaz.
Ama bir kez deftere girdi mi, o ‘görüşme’nin gerçekleşmemesi, haberdir işte.
İkisinin de siyasi anlamları vardır.
Verilen bir randevu, başka bir mana taşır.
İptal edilen, bambaşka bir mesaj gönderir.
Hele Kandil’den gelmiş bir Hasan Cemal’le görüşmenin bizatihi kendisi mesaj olacakken...
***
Bu işte bir garabet var.
Bence, ‘iptal’ mesajı, aktörleri tarafından amaçlanmadı.
Yok hayır, kafa karışıklığından kaynaklandığını da sanmam.
Bir kaza oldu, diye düşünüyorum.
Yani en baştan verilmemeliydi, o randevular.
Hele üçü birden, birbirinden habersiz, böyle arka arkaya...
Sorun, sahaya fazladan ve destursuz inen oyuncuda mı?
Cumhurbaşkanı’nı anlıyorum.
Başbakan Yardımcısı Cemil Çiçek’i de...
Çünkü biri, MGK’nın Başkanı; diğeri de Terörle Mücadele Yüksek Kurulu’nun...
Fakat Dışişleri Bakanı’nın aculiyeti, bana iyi düşünülmüş gibi gelmedi.
Bu kez fazla tezcanlı, fazla aceleci, fazla ‘her topa kafa çıkmacı’...
Korkarım ki, Hasan Cemal’in diğer iki randevusunun iptaline de bu sebep oldu.
Hatta, Başbakan’ın topa girmeyi baştan ertelemesine de...
Durup dururken önce maksadı aşan bir siyasi mesaj çıktı, ortaya.
Sonra üç randevunun fazlalığı, hemen üstüne atlamanın lüzumsuz abartısı, feci yanlışlığı fark edildi.
Olan, Hasan Cemal’e oldu; Ankara askısına alındı.
Zincirleme kaza gibi...
Bu da, başka bir yanlış mesaja yol açtı.
Hasıl-ı kelam:
Siyasetçi, ihtiyatı elden bırakmamalı, iyice düşünüp taşındıktan sonra defterine randevu yazmalı...
***
DTP’li Ahmet Türk, Başbakan’dan randevu bekliyor.
Acaba Dışişleri Bakanı, Ahmet Türk’e ‘Kürt sorunu’nu derinlemesine konuşmayı teklif ederek yine erken mi davrandı?
Unutmayın ki, her randevu, içeriğinden bağımsız olarak kendi başına da bir mesajdır.
Hiç verilmeyen randevu, iptal edilenden daima yeğdir.
Muhataba ve kamuoyuna istenmeyen bir mesaj yollamaz.
Siyasetçi için en büyük tehlike, önünü arkasını hesap etmeden, randevuda acul davranmaktır.
Akif Beki - Radikal
akif.beki@radikal.com.tr
-
modern müslüman 16 yıl önce Şikayet EtKATİLİ MUHATAP ALMAK. Bu ancak aciz bir devletin yapacağı şey, biz şerefli Türk milletiyiz, bunu yapamayız, bu katillerin derdi belli, ülkeyi bölmek, dinsizleştirmek. asla izin verilmezBeğen