Çözüm süreci kanıyor...
Önceki gün bir çok kentte okullar, otobüsler, bayraklar, Atatürk heykelleri ateşe verildi. PKK ile Hizbullah arasında çatışmalarda 5 kişi hayatını kaybetti. Dün akşam saatleri itibariyle ölü sayısı 19'du. Bunu takiben Diyarbakır ve Batman'ın yanısıra Mardin'nin 6 ilçesinde, Van, Muş ve Siirt'in birer ilçesinde sokağa çıkma yasağı ilan edildi. Diyarbakır'da ilk ve orta dereceli okullar tatil edildi. Van ve Hakkari'de üniversiteler eğitime ara verme kararı aldı.
Kabus...
Önce suçu öte tarafa yüklemeden frene basmak gerek. Tarafları eylemde, söylemde sakin olmaya davet gerek. Aksi durum Hizbullah-PKK, Türk-Kürt karşılaşmalarını tahrik eder, ağır yara alan çözüm sürecini sıfırlar.
Günlerdir yazıyoruz:
Türkiye Kobani konusunda daha aktif olabilir ve olmalıdır. Bu, IŞİD'e karşı mücadelede, Türkiye'nin barış sürecinde, bölgenin istikrarı için, katliamların önünü almak için, Kürtler için hayatidir. Ayrıca Türkiye'deki Kürt kamuoyunun hassasiyeti ortadadır. Bu hassasiyet çözüm sürecinde her tür kopuşa yol açabilecek toplumsal bir zeminin varlığına işaret etmektedir. Bunlara PKK'nın bu toplumsal zeminini kullanma eğilimi, Türkiye'yi zorlama politikası eklenince riskler kendiliğinden oluşmaktadır.
Ayaklanma görüntüsü de bu çerçevede karşımıza çıkıyor.
Bununla birlikte meydana gelen olaylar, basit bir ya da bir kaç sebep-sonuç ilişkisiyle veya bire bir bağlantılarla (örgütün provokasyonu, HDP'nin çağrısı, Türkiye'nin Kobani politikasının toplumsal sonuçları, vb gibi) açıklanmayacak kadar katmanlıdır.
Türkiye Kobani'ye beklenen askeri ya da lojistik yardımı yapmamış olabilir, ancak unutmamak gerekir ki 200.000'den fazla Kobani'li Türkiye'de. Türkiye her şeye rağmen uluslararası koalisyonla hareket ediyor, hava akınlarına istihbarat sağlıyor. Bunlar yeterli değil, bunu da günlerdir söylüyoruz. Ancak Türkiye'nin politikası mevcut şiddet ve ayaklanma görüntüsünü haketmiyor.
HDP'nin yaptığı sokağa çıkma çağrısı, HDP'nin ve PKK'nın Türkiye'yi IŞİD'ın ortağı ilan eden açıklamaları ve imaları kabul edilebilir gibi değildir ve vahim bir duruma işaret etmektedir.
Kürt hareketinin tutturduğu bu yol, Türkiye'nin Rojava politikasından çok daha tehlikelidir. Unutmamak gerekir ki güç dengesi dikkate alınacak olursa, Türkiye Rojava'da destek koridorunu açmış olsaydı da Kobani'de aynı durum yaşanıyor olabilirdi.
Kürt kamuoyu bunlara rağmen farklı düşünüyor olabilir, bunda kimi haklı nedenler de bulunabilir.
Ancak siyasi hareketler bilir ki, eylem sadece tepkiden oluşmaz. Bugün şiddet hareketleri bir yönüyle karşımıza bir şiddet politikası olarak çıkmaktadır. Yine bilinir ki, şiddet gösterileri olmadan kitlesel protesto talepleri ifade etmek açısından çok daha etkilidir.
Bu madalyonun sadece bir yüzü...