Kürt siyaseti ve 'üç risk'...
Örgütün devlete karşı izlediği strateji bir yana bırakılacak olursa, 'Kobane olayları' Kürt siyasetinin kendisi için ne ifade etmektedir?' sorusu önemlidir.
Şu tespitten yola çıkalım: Kürt siyasi hareketi KCK'sı, DTK'sı, HDP'si, YDGH'sı ve diğer yapılarıyla 6-7 önemli Güneydoğu ilinde tümüyle, yoğun oldukları diğer yerleşimlerde kısmen siyasi alana yerleşmiş, o alanda üniformiteyi sağlamış ve o alanı 'dolaylı egemenlik'le, yarı formel bir 'siyasi merkez'le kendi açısından denetler durumdadır.
Bu noktaya nasıl gelindi?
Ortada doğal ve kendiliğinden bir süreç bulunuyor. Gelinen noktanın tarihi akış istikametiyle yakından ilgisi var.
Bunda, ödenen bedellere rağmen, Kürtlerin verdikleri mücadelenin önemli bir payı var. Bugün bu mücadeleyi örgüt ve Öcalan temsil ediyor. Dün yapılan bir Akiller Heyeti toplantısında Mehmet Uçum'un söylediği gibi 'Kürt sorununun, bölgede yaşayan insanlar, farklı gruplar, farklı eğilimler olmak üzere pek çok tarafı var. Ancak muhatabı Kürt Siyasi Hareketi...'
Ancak tek faktör bu mücadele değil. Siyasi iktidarın ortaya koyduğu iradenin de, Türkiye'nin son 12 yılda yaşadığı, AB süreci tarafından desteklenen siyasi değişimin de en az mücadele kadar önemli bir payı bulunuyor.. Diğer ifadeyle 'KCK takibatları' gibi krizlere rağmen, temel hak ve özgürlükler alanının genişlemesi madalyonun diğer yüzünü oluşturuyor.
Barış süreci ve 'çatışmasızlık hali' bu tabloyu iyice pekiştirmiştir.
Bir yandan Kürt örgütlenmesi siyaseten muhatap olarak bu sahada önemli ölçüde yanlız kalmış, diğer yandan Türk toplumu tarafından Kürt hareketine verilen anlam, bu dolaylı egemenliği algı düzeyinde de derinleştirmiştir.
Bu çerçevede beklenen ise, demokratik şema kuralları geçerliyse, elbette bir tür sistemle ilişki içinde 'özerkleşme' kadar o sisteme 'eklemlenme', sistemin, değiştirici gücü olan yeni parçası haline gelmedir.