Yüreğinize hiç sordunuz mu?
Bütün haber7 okurlarına selam ile başlıyoruz. Haber7'de son olarak benimle yapılan röportajda sizlere seslenme imkânı bulmuştuk. O röportajda söylediğim bir söz manşete taşınmıştı; “anasına bak kızını al (kenarına bak bezini al)”. Bakalım buradaki yazılarımızda kendi adımıza hangi manşetleri atacağız.
Hatırlayanlarınız olacaktır, bir süre haftada üç yazımızla karşınıza çıkmış ve o sıralar aramızda güzel bir sinerji yakalamıştık. Ancak yazılarıma akademik sorumluluklarım dolayısıyla nokta koymuştum, daha doğrusu bir virgül. Şimdiyse uzun soluklu bir parantez açmak için aranızdayım. Aslında uzağında olmadığım camianın, arkadaşlarımın ve okuyucularımın içinde olduğu evime geri döndüm de diyebilirim.
Sizlerle genel olarak sosyolojiden yararlanarak topluma, psikolojiyle kişiye, sosyal psikolojiyle bir taraftan topluma ve gruba diğer taraftan kişiye ve kişiliğe bakmaya çalışacağız. Toplumsal ve kişisel sorunları bu disiplinler aracılığıyla ve en çok da sosyal psikolojiyle analiz ve tahlil etmeye koyulacağız. Kısacası insan ve toplum ürünü olan bütün iletişim, ilişki ve etkileşimler ana konumuz olacak. Ne kadar ne yaparız? Buysa baştan sona her şeye malik olan yaratıcının bizim aklımıza, gönlümüze ve dilimize lütfedeceği sonsuz ikramına bağlıdır. Bize sadece gayretler düşüyor. Ayrıca bilimsel kavram ve terimler kullanmaktan çok meramımı sade bir dille ifadeye çalışacağım ki her eğitim düzeyinden insana ulaşabileyim.
DOĞULU MUSUN? BATILI MI?
Türkiye insanı ve toplumu büyük, yoğun ve çok hızlı bir değişim geçiriyor. Bu toplumsal değişmenin ana nirengi noktasıysa, doğulu toplum mu yoksa batılı toplum mu olacağız karmaşası içinde olması. Nihai kararımızı verebilmiş değiliz. Topyekûn büyük bir karmaşanın tam da ortasındayız. Bütün alanlarda ilişki ve iletişim sorunları yaşamamızın ana kaynağı budur. Buna dayalı olarak ve kararsızlıkla birlikte, ne yazık ki sabit “ortak değerler dünyamız” zayıfladı. Batılı değerlere mi doğulu değerlere mi itibar edeceğiz, bilemiyoruz.
Bütün kişisel ve toplumsal sorunlarımızın halledilerek mutlu aile ve sağlıklı ilişkilerin sağlanmasının ilacı, derinlerde yatıyor. Zihniyet ve kültür dünyamızda. Fakat bir taraftan da, iletişim düzenimizde her an karşılaşabildiğimiz şekilde gündelik hayatımızda ve yüzeyde fark edilmekte. Karmaşa ve çarpıklık gündelik hayatımıza girecek ve yüzeyde görülecek kadar derinleşmiş durumda. Hemen burada örneklendirirsek, boşanmaların azalması, temelde “selamlaşma ve güler yüzlü” ilişkilerin yoğunlaşmasına bağlıdır diyerek, hiç de önemsenmeyen bir olgu durumunu dillendirivereyim. Akıllara da küçük bir soru işareti asayım.
Modernleşme (ya da post modern deyiniz) ve küreselleşme etkisiyle doğal yapısından saparak, çarpıklaşan toplumsal yapının bu tür iletişim sorunları üretmesi olağandır. Yapılması gerekense, bir an önce karar verip uygulamaya geçebilmektir. Eğer doğu toplumunda karar kıldıysak, selamlaşma ve komşuluk gibi alışkanlıkların, modern gündelik hayatta yeniden işlerlik kazanmasıyla birlikte güçlü aile yapılarının ortaya çıkartılmasına varıncaya dek, sağlıklı bir toplumu yeniden inşa edebilmektir. Bunu yaparkenki iletişim dili araçlarınıysa, gelenekten zamanın somut gereklerine uydurabilmelidir. Bu iş çok zordur, yoğun emek ve sabır gerektirir. Bugünden yarına da sonuca ulaşmaz ancak düzenle ve istikrarlı çabalarla yapılabilir.
Yüreğine hiç sordun mu?
Bu ise aydınlar başta olmak üzere bütün toplumun güçlü, istikrarlı, sürekli ve sabırla sürecek mücadele niyeti ve davranış birlikteliğini gerektirir. Necip Fazıl üstadın dediği gibi; tek tek her bir insanın “Kim var denilince sağına ve soluna bakınmadan “ben varım” deyiciliğini” gerektirir. Koca dünyada tek başına da kalsam sorumluluğum ve yüküm “beni bile” ilgilendirmez inatçılığı ve kararlılığı gerektirir.
Kendine defalarca sormana gerek yoktur; Yüreğine bir tek defa sormuş ve oradan cevabı almışsındır; Oradan “Haydi her gün bu sorumlulukla harekete geç!..” denmiştir bir kere sana. Çünkü derinlerdeki vicdan hükmünü vermiş ve bu çilekeş millete en büyük hizmetin kararını almış olmanın gönül huzurunu, zaten orada bulmuştur. Yapılması gereken sadece her gün yenilenen bir enerji ve süreklilikle harekete geçmektir.
Başka hiçbir makam, mansıp, mevki, madde, para, alkış iştiyakıyla değil bilakis sadece, vicdani sorumluluğundan aldığı güçle beyaz olan kalpler, gündelik hayatın içinde selamlaşma vb. davranışları nasıl ve hangi tür organizasyonlarla ve gönüllüleriyle birlikte ve sevgi dağları kurarak gerçekleştirmek istemek gerektirir. Zamanımızın insanı, bütün toplumu kişisel bencilliklere değil, her konuda ve her alanda dayanışma ve yardımlaşmaya davet etmelidir. Çıkarcılığın ve küçük menfaatler uğruna kendi duruşundan vazgeçmenin, uyanıklıkla nitelendirildiği ve akıllılık sanıldığı köhne bir toplumda, bunların hiç birine iltifat bile etmeden, kendine diğerkamlığı ilke edinmeyi ister. Çıkarcı akılcılıkla parlayan gözlere karşı, bir an düşünmeden, “evet ben salağım arkadaş” diyebilmek cesareti ve kendinden eminliği refleks haline getirmişliği, gerektirir.
Son yıllarda çeşitli vakıf ve derneklerin, ortak değerlerle ilgili çalışma ve organizasyonları bulunmaktadır. Ancak bu tür çabaların, şimdiyle mukayese edilmeyecek oranda hem sayıca hem yoğunluk hem de zamanın diline uygunluğunu yakalamak bakımından, çok fazla artmasına ihtiyaç vardır. Yapılan sınırlı sayıdaki olumlu işleri de TV, sinema, moda ve kısacası kapitalist tüketim toplumu alışkanlıkları kolayca siler süpürür haldedir. O kadar vahim bir durum vardır ki; bu toplum büyük emaneti iade etmek istemiyor ve kendini hayata bağlı tutacak olan can damarlarını kesmeden ve ölmeden yaşamak istiyorsa, bu gayreti başlatarak hummalı şekilde çalışmalıdır. Bugünden başlanırsa eldekileri de kaybetmemek için, 15- 20 yıl kadar zaman kalmıştır.
ÇOK SELAMLAŞMAK BOŞANMAYI AZALTICI BİR ETKİ YAPAR!..
Bizim anladığımız şekliyle ve bizim lehçemizdeki ismiyle bu ağır işin ismi Beyaz Kalplerdir. Beyazdır çünkü hiçbir ideoloji ve ayrımcı bakış taşımaz; herkesi olduğu gibi kabullenir. Kalplerdir çünkü mütevazı bir gönül ve gönüllülük hareketidir. “Beyaz Kalpler” kendi adıyla derneği olan bir “toplumsal duyarlılık” hareketidir. İletişim, evlilik ve boşanma türü bütün toplumsal olgu ve sorunların temelinde selamlaşma, komşuluk, misafirperverlik gibi yüzlerce ortak toplumsal değerin zayıflamasının yattığına inanmaktadır.
Yazılarımızda sırası geldikçe bu konuları işlemeye çalışacağız ancak bugün Beyaz Kalplerin temel sloganını hatırlatarak işe başlayalım; ”Tanıdık ya da tanımadık herkese selam verin!..”. Bu yüzden biz de eskiden tanıdığımız ve şu an daha henüz tanış olmadığımız bütün herkese selam vererek başlıyoruz. Çünkü biliyoruz ki, mahalle ve sokağında tanımadıklarına yanından her geçtiğinde selam verirsen, bir süre sonra onunla tanışmak ve halleşmek zorunda kalırsın. Ona karşı sorumluluklarını hatırlamak, işine gelmese de yapmak durumundasındır. Köyünde tanıdığın Ali’ye ya da Ayşe’ye umursamaz davranabilir miydin? Niye bunu yaşadığın şehirde ve tanımadıklarına da yapamayacakmışsın?!
Zamanın insanı tanışmaktan kaçtığı ve yalnızlıktan hoşlandığı için şehriyle, mahallesiyle ve eviyle bile selamlaşmasını kesmiştir. Bugünün insan tipi, sorumluluklardan kaçmakta ve “selam verince borçlu çıkacağına” inanmaktadır. Zaten üç kuruşa bütün zamanını işine vermekte ve başını kaldıracak takati bulamamaktadır. Bu durumunun haklı bahaneleri ve sebepleri de vardır. Asırlardır bu millete uygulanan strateji gereği insanımızın, batılı dostlarımız! tarafından özellikle takatsiz bir hale düşmesi istenmiştir ve istenmektedir. Onların amacı beyninin ve gönlünün emrinde değil sadece midesinin ve menfaatinin emrinde olan toplumdan uzak bencil insan tipidir.
Selamsız insan tipinin yaygınlaşmasında en önemli nedense, tanışmayı göze aldığı insanla ortak değerlere ve bakış açısına sahip olamaması durumudur. Ne yazık ki bu toplumun duyarlılık gösterdiği ortak değerleri oldukça zayıflamıştır. Toplumun ortak tarihi, ortak zihniyet ve kültürü hala büyük bir kararlılıkla yok edilmeye çalışılmaktadır. Ailede karı koca ve çocuklar arasında, aynı sözcük ve kavramlara çok farklı anlamlar yüklenir olmuştur.
İşte sırf bu yüzden kadın erkek, genç yaşlı herkes ortak değerleri “inadına üretmeli” ve en azından kendi adına, sokağına hâkim kılmalıdır. Bunu yaparken, işinde ve evinde yaşadığı bütün maddi ve manevi olumsuzluklara da meydan okumalıdır. Çünkü başka bir çıkış yolumuz yoktur. Ya toplum olarak birbirimizi affederek barışacağız ya da bize savaş açanlara son benliğimizi de teslim edeceğiz.
SORULARLA KAFA KARŞTIRMAK!..
Temel bakışımızı ifade ettikten sonra artık, asıl alanımıza dönebiliriz. Bu arada yazıyla meseleleri ifade etme metodum, interaktif şekilde sizi kışkırtmaya, kafanızı karıştırmaya dönük bir tarza ve üsluba sahiptir. Fakat bu kışkırtıcılık işini, olumlu şekilde yapmaya çalışırım. Bazen akıl duvarınıza ve gönül kabınıza ufak, sıra dışı, özgün ve hiç söylenmedik notlar asmak muzurluğunda bulunurum. Kafa karıştıracak sorular da sorarım. Alışılageldik şekilde bütün soruları okuyucu soracak değil ya!..Bu da bizim farkımız olsun..
En azından odanızın duvarına asmanız ve haftaya kadar üzerinde düşünmeniz için ilişki ve evlilikle ilgili bazı sorularla kafanızı karıştırarak yazımızı bitirelim. Genel bir soru. Acaba günümüzün kadın ve erkeği geleneksel ile modern aralığın neresinde durmaktadır?
Daha sınırlandırılmış bir soru. Kadın ya da erkek aradığı eşini flört ile mi yoksa görücü usulle mi bulmalı? Devamında sıralanan bazı sorular. Kişiler ve çevresi seçtiği ve uyguladıklarıyla evlilik öncesi ve sonrasında ne tür bir tutum ile mutluluğu sağlayabilmiştir? Eşini seçerken kendisinin ve karşısındakinin “farkındalığına” varabilmiş midir? Nasıl?
En iyisi mevcut durumdaki çelişkiyi ifade edecek daha net bir soru soralım: Kişi geleneksel ve modern anlayış bakımından evlilik öncesi ilişki tercihinde ve davranışlarında, görücü usulü ve flört arasında daha çok hangisine yakın tutumlar içindedir? Gündelik hayatında bu ayrımın farkında mıdır? Sağlıklı bir ilişkide sevgi anlayışı nasıl olmalıdır? Sevgiyi karşımızdakinden mi beklemeliyiz? Yoksa biz mi vermeliyiz? Olması ve peşinde koşulması gereken aşk mıdır? Tutku mu? Yoksa sevgi midir? Bizim sevmemiz mi önemlidir? Yoksa başkasınca sevilmek mi?
Esaslı başka bir soru. Siz kendinizi batılı mı yoksa doğulu bir topluma mı ait hissediyorsunuz? Peki, son bir soru. Etrafınıza ve çevrenize şöyle bir bakın. Neler görüyorsunuz. İnsanlar net, açık ve tutarlı davranış ve tutumlar mı takınıyorlar? Yoksa? Mesela bir düğün töreni yapılırken gelin ve damat aileleri törenin, hangi sınırlar içerisinde ve hangi faaliyetlerin ve ne şekilde yapılacağı konusunda kesin bir anlaşma sağlayabiliyorlar mı? Yoksa?
Bizden bir selam vereyim dedim ama konu konuyu açtı ve muhabbetimiz uzadı. Daha doğrusu yazıyı uzattık. Fakat sonrakileri daha kısa tutmak istiyorum.
Eskisi gibi yine kendiniz, aileniz ve çevrenizle ilgili soru, sorunları ve ilişkilerinizi anlatan hikâyelerinizi, alttaki iletişim adreslerine gönderebilirsiniz. Yazılarımda kişisel sorunlarınıza (kimlikleri saklı tutarak) dair çözüm önerilerine yer vermek istiyorum. Yeniden sıcak dertleşmelere başlayalım ve birbirimizle halleşelim.
Ne dersiniz?
İlişki ve Evlilik Uzmanı Yrd Doç Dr. A. Muhsin Yılmazçoban – Haber 7
a.muhsinyilmazcoban@gmail.com
http://www.facebook.com/home.php#!/groups/beyazkalpler/
http://twitter.com/#!/Beyazkalpler