A.Muhsin Yılmazçoban
A.Muhsin Yılmazçoban
HABER7 YAZARI
TÜM YAZILARI

Çalışan Kadınların boşanma korkusu

GİRİŞ 15.08.2011 GÜNCELLEME 15.08.2011 YAZARLAR

Önceki yazıyı okuyanlar hatırlayacaklardır; ergen, genç ve orta yaşa kadar mağduru olduğumuz “evlilik öncesinde pompalanan “ boşanma korkusundan bahsetmiştik. Bu konuyu bir de kadın ve erkek cinsiyeti farklılıkları bakımından ele alalım. Çünkü boşanma kaygısı kadın ve erkeğin zihninde ve ruhunda çok farklı şekilde tepkiler ortaya çıkartmaktadır.

Yaşadığımız çağda ve bu toplumda başına gelen her olayda olduğu gibi, sıradan insanlar; bırakın cinsiyet farklılığıyla birlikte anlamayı yalnızca insan olmak bakımından olsun, bahsettiğimiz olguyu anlamlandıramazlar. Sıradan insanlar, koca bir hayatın akışına kapılarak, sadece yaşarlar. Rutinin dışına çıkabilen insan, en azından yaşadığı kısmı kadarıyla hayatının ve kendinin farkındalığına varabilmelidir. 

Bugün üniversite eğitimi almış kariyerli kadından başlayalım. Böyle bir kadın için evlilik başlı başına korkutucudur. Kendi kariyerinden daha üst düzeyde bir erkekle evlenmelidir. Eğitim düzeyi daha üstte olmalıdır. Maddi durumu, olgunluğu, konumu ve statüsü, daha birçok özellik hepsi kendinden üstte olmalıdır. Çünkü o üstün özelliklere sahip bir kadındır. Her şeyiyle mükemmeldir. Hayatına alacağı erkeğe bağlanabilmesi ve kabullenebilmesi erkeğin kendinden daha üstün özelliklere sahip olmasına bağlıdır. Aksi durumda ilişkileri ya sıradan mutsuz olarak devam eder ya da sürekli boşanma tehlikesiyle burun buruna kalır.

Kurgu Dünyada Şişirilmiş Boşanma Korkusu

Bunun yanına birde sanal kaynaklı şişirilmiş “boşanma korkusu” eklenirse, kadının evlenmesi daha da zorlaşmış demektir. Zaten kendinden üstün özelliklerde erkek adayı sınırlıdır. Bir de kadında nasılsa boşanırız yürütemeyiz duygusu ile o zaman evliliğin karlı bir yatırım olmadığı kararını alıverir. Kadın olarak dünyaya karşı “tek başına savaş vermelidir”. Erkek cinsiyse kabullenmese ve itiraf etmese de bilinçaltında tek rakibi ve adeta düşmanıdır. O artık arzu ve tutkuların pençesinde, aile ve çevresiyle değil de tüketim toplumu kültürünün ürünü “kurgu dünya”nın etkisi altındadır. Öte yandan kadın ev, evlilik ve sıcak yuva özleminin kendisinde çok fazla ortaya çıktığı bir cinsiyettir. Zorunlu olarak, yalnızlaşan kadınlığıyla ve doğal olarak kurtulamadığı evlilik amacıyla çeşitli flört denemeleri içinde bulacaktır kendini. Kısacası amansız kısır döngünün tam ortasındadır artık.  

Eğer buna kariyer aşkı da eklenirse

Kariyerli kadının kariyer yapmasından dolayı, kendinden üst kariyere sahip evlenebileceği erkeklerin sayısı da büyük oranda azalmıştır. Öyle ki kariyersiz kadının kendine uygun özellikteki birini, % 80 erkek nüfusu içinden seçme (ya da seçilme) ihtimali vardır.

Erkekler arasında “çalışan kadın alma” düşüncesi eskiye göre yaygınlaşsa da Türk toplumu erkeği büyük oranda çalışan ve kariyerli kadınla değil “ev kadını” tercihinde ısrarlıdır. Dolayısıyla % 80 ihtimal, kariyerli kadında % 10 düzeyine kadar düşer. Kadın kariyer aşkından, kendi bakışından ve kendi eliyle kendine hazırladığı sınırlar yüzünden, kendi seçeneklerini azaltmıştır.

Eğer kadın boşanma kaygısı ve feminist çarpık eşitlikçi tutumunu abartırsa, bir erkekle evlenme ihtimali daha da aşağılara yani yüzde birlere hatta binde birlere kadar düşebilir. Uyum sağlayabileceği erkeği bulması imkânsızlaşır. Karşısındaki erkekte de “boşanmaların çokluğundan dolayı evlenme korkusu” oluşmuşsa durum daha da vahimdir. Kariyer peşinde koşmaktan dolayı yaşı ilerlemiş otuzları geçmiş olan kadının erkeğin gözünde ve toplumda, “evlilik yaşı” da geçmiş demektir.

Üniversite eğitimi almamış kadın için yöresine göre değişmekle beraber ortalama evlenme yaşı sınırı 24-25 yaş civarıdır. Bu yaşları geçirmiş kıza “evde kalmış” denilmeye başlar ve evlenebilmesi güçleşir. Belli bir kariyerde ve Üniversite öğrenimini tamamlamış bir kız ise günümüzde 27-28 yaşlarına kadar “evde kalmış” muamelesi görmez. Fakat 30 yaş sınırıyla birlikte evliliği güçleşmeye ve çevreden bu yönde olumsuz gözlerle bakılmaya başlanır. O artık “evde kalmış” damgası yemiş bir genç kızdır. Bu yaşlardan sonra da erkekler tarafından ve özellikle ilk evlilik için tercih edilmezler. Shouphanhaur bir kadının evlilik için erkeklerce 18-28 yaşları arasında istendiğini söyler.

Çünkü toplumumuzda erkekler, kadının kariyeri ile değil, bunun dışında daha başka birçok özelliği ile ilgilenirler. Kadınlar tarafından kariyerin fazlaca önemsenmesi hem kendileri hem erkekler tarafından çelişkililerle doludur. Toplumsal yapıyla birçok bakımdan zıtlıklar ortaya çıkartır. Aslında bu durum modernizmin geleneğe aykırılık taşıması, eşitlikçi ve feminist etkiler barındırmasındandır.

Oysa ilginçtir, okumak ve kariyerini ilerletmek isteyen kadın bunu, iyi bir evlilik adayı olabilmek ve daha nitelikli bir erkekle evlenmek için yapmıştır. Kadının eğitim görmesine birinci amacı yine evliliktir! Zıtlıklar dünyası farklı cinsiyetlerde kendini göstermiyor mu? Ne dersiniz?

Kadındaki “boşanma korkusu” onun erkeğe göre daha çok mağdur olmasına yol açabilir. Nedenine gelince kadın evlilik konusunda erkekten çok daha ciddidir. Kadınlar bir ilişkiye “evlilik amaçlı” yaklaşırken, erkekleri harekete geçiren temel etken “cinsel ilişki” güdüsüdür.

Dolayısıyla evlilik öncesinde, boşanma ihtimali kadını daha çok korkutur. Evlilik sonrasındaysa bunun tersi şekilde, boşanmaya niyetlenenler çok daha fazlasıyla kadınlar olmaktadır. Bu durum kadınların “kurgu dünya” tarafından kışkırtılmasıyla ilgilidir. Evlilik öncesi ve sonrasında kadınlardaki çelişkili tutum değişikliğini başka bir yazıya bırakarak, şimdilik hatırlatmakla yetinelim.

Batılı komplekslerden kurtulmak gerekiyor

Bu yüzden kadınlar, evleneceği adayı daha ciddi tanımak ister. Onu uzun sürede ve yakından tanımalıdır. Uzun süre flört etmelidir. Ne kadar uzun bir flört dönemi geçirirse ve onunla ne kadar çok konuşursa o kadar iyi tanıyacağını düşünür.

Ancak erkek için böyle değildir. Yaptığımız “Demirci Araştırması”nda kadınlar erkeklere göre çok daha uzun süre tanımanın ve flörtün sürmesini isterler. Sağlıklı olan karşı cinslerin, başkalarından yalnızlaşarak baş başa tanıma süreci değil, nişanlılık gibi ailenin de değerlendirmenin içinde olduğu ciddi tanımadır.

Pompalanan boşanma kaygısı ve korkusunun kadının zihinsel ve ruhsal yapısında yer etmesi; erkekten çok öncelikle kadını mağdur eder. Toplum sağlığı için kariyer ve eğitimi abartarak ev hanımı olgusunu zayıflatmak, şimdiye kadar olduğu gibi bundan sonraki süreçte aile ve toplum yapısını çarpıklaştırarak zayıflatmaktadır. Bu tür batılı komplekslerden kurtulmak umudumuzu artıracaktır.

***

BEYAZ KALPLERDEN ÇAĞRI

9 yıldır Kartal Araştırma Hastanesi gözetiminde tedavi gören genç kardeşimiz, Hakan Hacısalihoğlu’na ilik nakli gerekmektedir. Sağlık durumundan dolayı, gün aşırı kan nakli (Kan grubu A rh negatif) yapılmaktadır. Kendisiyle annesi Ayten hanım ve kardeşleri ilgilenmektedir. Hakan kardeşimize dualarınızı ve ilginizi bekliyoruz. Yakında bir kampanya başlatılması düşünülüyor. Bu arkadaşımıza destek olmak ve diğer toplumsal duyarlılık konularında yardımlaşmak için gönül dostlarını, aşağıda iletişim bilgisini bulacağınız facebook’daki grubumuza bekliyoruz.

İlgilenmek isteyenler Ayten hanıma ya da bize ulaşabilir. (Ayten Hacısalihoğlu: 5333. 644 62 97)     

Selam, sevgi ve muhabbetle…

Yrd Doç Dr. A. Muhsin YILMAZÇOBAN / Haber 7
a.muhsinyilmazcoban@gmail.com
http://www.facebook.com/home.php#!/groups/beyazkalpler/
http://twitter.com/#!/Beyazkalpler

YORUMLAR 2
  • zeynep yılmaz 14 yıl önce Şikayet Et
    bu kadar erkek gözüyle yazabilir. yalnız bir yazar bu kadar erkek gözüyle yazabilir kadının eğitim görmesine birinci amacı evlilik değil de kendini geliştirmek olmasın sakın...bence sizin kısıtlı dünyanızdan her şey evlilik üstüneymiş gibi görünüyor
    Cevapla
  • Melike Diler 14 yıl önce Şikayet Et
    20. yüzyıl vs. 21. yüzyıl. Sayın hocam, Yazınızın başlığı dikkati çekti okudum. Ancak bu tip sosyolojik bir meseleyi ele alırken genelleme yapmadan kanuşmanızı tavsiye ederim. Çünkü mesele öyle tek bir faille ve tek bir değişkenle (kadın-kariyer)anlaşılabilecek bir mesele değil. Karmaşık bir sosyo-ekonomik ve kültürel arka planı var. Halkın çoğunun siz köşe yazarlarından ve gazetelerden beslendiğini düşünürsek, yanlış genellemelerle insanları yanıltmamak bilnçleri kontrol etmemek gerektiğini düşünüyorum. Meselenin bir boyutu mesela, kadının ekonomiye girerek erkeğin geleneksel rolünü alması ve buna karşılık erkeğin "ekmek kazanıcı" rolünü de bir kenara bırakarak, çocuk, ev idaresi vs. dahil çoğu işi kadına bırakması. Bir diğer nokta ise, artık kendilerini "mütedeyyin" olarak tanımlayan erkeklerin bile baş örtülü, ideal "ev hanımı" olabilecek eğitimli ama işsiz kadınlara rağbet etmemeleri. Çok örneği var ki, açık muhafazakar ancak dolgun maaşlı eğitimli kadınlara öncelik veriyorlar. Neyse...
    Cevapla