TV yönetimleri insaf edin!
“Boşanmak isteyen hamile ablasını öldürdü”, “Yasak aşk ölümle bitti”, “Boşanmak isteyen karısını tuvalette öldürdü”, “Cinayetin sebebini duvara yazdı; ihanet”, “Karısını öldüren kocadan tüyler ürperten ifade”…
Bu türden korkunç katliam toplumu olmuşuz izlenimi veren haber başlıkları gırla gidiyor..Sıradanlaşmış bir katliam toplumu olmuşuz sanırsınız! Öldürmeler sıradanlaşmış, kocalar birer cani..Meğerse bize neler de olmuş! Aman da aman..halimiz pek yaman…
Bu ifadeler geçen haftalarda gazetelere ve TV’lere yansıyan kocalarından boşanmak isteyen kadınların ölüm haberleri. Bazen öldürülüyor, bazen dövülüyor, bazen çocukları kaçırılıyor, öç alınıyor, dersi veriliyor… Tamam, küçümsemiyoruz, eskiye göre kötüye gidiyoruz fakat medya dili çok satmak kaygısıyla durumu fazlasıyla abartıyor. İsyanımız buna..
Bu olaylardaki en önemli öğretici aile ve kadının ihanetini meşrulaştırarak sergileyen TV dizileri ve haber sunumlarıdır. Bir taraftan kadını kendine güven, erkekle eşitlik, güzelliği, aşkı, yaşı, tutkusu ile kışkırtan ve içinde yaşadığı aile ortamına yabancılaştıran diziler olurken; diğer taraftan bu dizilerle kışkırtılan kadın mutluluğu yanı başındaki kocasında değil de sokakta ve başkalarında aramaya başlayabiliyor. Konunun bu tarafını başka bir yazıda ele alma sözü verelim ve temel süreci açıklamaya çalışalım.
Medyada yer verilen boşanma ve ihanet haberlerinin çokluğu sizi yanıltmasın. Seksen milyonluk ülkede her gün iki üç olayın olması nedir ki! Tabi ki hızlı bir toplumsal değişme yaşayan bizim gibi toplumlarda bu tip bunalım vakaları olacaktır. Hele değişim yaşanırken modernin ve batının etkisiyle toplum yapımız çarpıklaşmışsa gayet normaldir günde birkaç olayın yaşanması. Bu kadar baskıya, yüklenmeye ve çarpıtılmaya rağmen azdır bile..Eskiden beri her köyün bir delisi çıkmıştır. Şimdilerde aradaki fark deliler kasaba ve şehirlerde daha çoğalmıştır. Diğer farksa köyün delisi masumdu ancak şehrin delisi cani oldu!
Peki normal olmayan nedir!? Basın ve TV’de olayları yüze bine katlayarak vermektir. Bu haberler reyting artışı amacıyla ilkesiz şekilde ve bire bin katarak veriliyor. İşte asıl hata buradadır. Abartılıyor, şoklanıyor, devleştiriliyor… Bir tek haberin üzerine birkaç haber daha yapılıyor. Çeşitli yönleriyle, konuyla ilgisi olmayanlara ya da konu batının psikoloji tarzıyla doğu toplumuna çarpık bakan ve şaşı gören uzmanlara yorumlattırılıyor, görüşler alınıyor, üstüne gündem oluşturan uzun tartışmalar yaptırılıyor.
Sonunda da evinde bunları seyreden normal ve sağlıklı insanlar dehşete kapılıp “eyvah”; “perişan olduk”, “mahvolduk” diyor. İşin en kötüsü de bu tip ihanet, şiddet olayları, genç kuşak dahil bütün insanların gözünde sıradanlaşıyor, normalleşiyor.. Sürecin sonunda TV ya da gazete başındaki kadın ya da erkek “demek bu olaylar toplumda yapılıyor, kabul görüyor ve kınanmıyor” yargısına ulaşıyor.
Evet, bir sonraki aşama da o tip benzer bir olay kendi başına geldiğinde kınanmayacağını sanan erkek ya da kadın aynı tepkileri vermekten çekinmiyor. Zira zamanla bilinçaltına TV’deki öğrenmişlikler yerleşmiş oluyor. Böylece medyanın önderliğindeki süreç kısır döngü halinde sürüp gidiyor.
Medyada bir olay ne kadar çok gündemde ise; toplumda o kadar azdır
Violence Against Women dergisinde yayınlanan araştırmaya göre “eşlerine şiddet uygulayan erkekler toplumdaki şiddete ilişkin davranışlar hakkında abartılı tahminde bulunuyorlar. Araştırmada bu erkeklere şiddetle ilişkili 7 davranışın oranları hakkında tahminde bulunmaları istendi. Eşlerine mütemadiyen şiddet uygulayan bu erkeklerin normalde olandan 2–3 kat daha yüksek tahminde bulundukları ortaya çıktı.
Araştırmayı yapan Clayton Neighbors’a göre, toplumdaki şiddet oranına ilişkin bu abartılı ve yanlış tahmin şiddet davranışının artmasına neden olabilir. Yani bir bakıma toplumda şiddet davranışının yaygın olduğunu düşünmek, kişide “zaten birçok kişi yapıyor, benim de yapmam normaldir” gibi bir algıya sebep oluyor.
Houston Üniversitesi’nde psikiyatri profesörü olan Clayton, bu olgunun daha iyi anlaşılabilmesi için şöyle bir örnek veriyor: Eğer siz toplumda herkesin kırmızı gömlek giydiğini düşünüyorsanız/görüyorsanız sizin de kırmızı gömlek giymenizin iyi bir şey olduğunu düşünürsünüz. Tabi ki, bunun tersi de mümkündür. Yani siz kırmızı bir gömlek giyiyorsanız, toplumda kırmızı gömlek giyme oranın da yüksek olduğunu düşünüyor olabilirsiniz (Beyaz Kalpler/ Hayat Yayınları).
Bu araştırma önemli bir konuya işaret ediyor. Kötülüğün yaygın olduğunu düşünmek, kişileri kötü davranışa itecektir. İslam kültür ve geleneğinde “tecessüm”(insanların olumsuz davranışlarını araştırmak) hoş görülmemektedir. İnsanların kötü davranış hakkında konuşmamaları istenmekte, iyi davranışlar hakkında konuşmaları teşvik edilmektedir.
Bu prensibin hikmeti bu tür araştırmalar sonucunda bugün çok daha iyi anlaşılıyor. Medya dili de ahlaki ilkelerle ve titizlikle planlanmalıdır. PKK eylemlerini abartarak vermek nasıl örgüt propagandasına dönüşüyorsa, şiddet ve ihanetleri abartarak vermek, aile aleyhtarlığı propagandası haline dönüşüyor.
Bu araştırmada belirtilen bilimsel olgu, nasıl kişiler arası ilişkilerde geçerli ise aynı şekilde, medya ile kişiler arasında gelişen iletişim için de geçerlidir. Bu durum şiddet olgusu için geçerli olduğu gibi, bütün toplumsal alan için de geçerli olacaktır. Aldatmayı sıradanlıkla dizilerde işler boşanma, ihanet ve şiddet sarmalı haberlerini abartarak verirseniz; TV karşısındaki kişide “zaten birçok kişi yapıyor, benim de yapmam normaldir” gibi bir algıya sebep olursunuz. Bu tür film içerikleri yayınlandıkça ve bunun gibi diğer dizilerde oluşan kurguda az ya da çok yer aldıkça, zamanla aldatmanın herkes tarafından benimsendiği inancı kuvvetlenecek ve aldatma davranışı normalleşecektir.
Süreç değişik dizilerle devam ettikçe bir süre sonra da toplumda meşru bir davranış ve tutum olduğu sanılacaktır. Belkide yıllar sonra, geleneğimiz adına değil ama eşitlik ve feminist isteklerin de aksine, aldatmalar bile övülmeye başlanarak, gerçekten toplumsal meşruiyeti mümkün olacaktır. Dahası belli bir zaman içinde de “kadının aldatması” normalleşerek bunun da ötesinde, aile içinde ensest ve eşcinsel ilişkiler türü sapkınlıkların normalleşmesi çalışmalarına(!) geçilebilecektir.
Psikolojinin davranışçı metodunda bilinen “duygu eşiği” kavramındaki gibi, kişisel ve toplumsal duygu eşiği yükseldikçe bu tür sapkınlıklara karşı duyarlılık azalacak ve böylece batı toplumu ve ahlak anlayışı yakalanmış olacaktır! Belki de asıl amaç, Avrupa ile bütünleşmenin ekonomik ve gelişmişlik bakımından değil de aksine, ahlaki yozlaşma yönünden olmasının istenmesidir. Yani amaç üzüm yemek değil bağcı dövmektir. Toplum değerleri ve ahlakı zayıfladıkça o zaman AB’ye girmek kolaylaşır. Hatta yeniden kurtuluş savaşı yapmaya kalkışacak güçlü yapı kalmadığı için tekrar batılılar tepemizde biter.
Buna karşılık toplumsal yapıda aldatma yoğun olarak değil nadiren yaşanan bir olgudur. Medyada aldatma haberlerinin yer alması zaten durumu açıklar. Herhangi bir olayın medyada haberinin geçmesi ve yer alabilmesi az görülen bir durum olmasına bağlıdır. Batı kökenli medya sistematiği ve dili sıradan olanı yayınlamaz, çünkü ilgi çekmez. Gazetede yayınlanan ve ekranda gösterilen okuyucu ve seyirciye “aaa! Pes artık bu da mı olmuş” dedirtecek sıra dışılık taşımalıdır ki gazete satılsın, TV izlenirliği artabilsin. Fakat bizimkiler bu konuda batıya iki üç kat fark atmışlar, onları bile yaya bırakmışlardır!..
O yüzden medya bazen bir olayın ne kadar fazla üzerine gidiyor ve vakit ayırıyorsa bilin ki o olay toplumda nadir rastlanan bir olaydır. Toplumda az görülmekle birlikte aldatmanın baş aktörü aslında erkektir. Oysa malum dizilerde konu kadının aldatmasıdır. Sunulan durum, aldatmanın çoğalması değil “kadın karakterlerin de artık aldatması” olgusudur. Toplumda kadının aldatmasıysa erkeğinkinin yanında anlamsız kalacak kadar çok nadir yaşanan olaylardandır.
Bunun sağlamasını yine medya dilinin kendi sistematiği içinde yapalım. Kadının aldatmasının nadirliği bazen gazetelerin 3. sayfa haberlerine düşmesiyle ortaya çıkar. Yani yazının başında verdiğimiz gibi, bu sayfalarda yer alan haberlerde toplumda çok nadir görülen aldatmaları bırakın kadının boşanma isteğinin bile, erkek tarafından sokak ortasında nasıl infaz edilerek cezalandırıldığına şahit olursunuz. Normal ve sıradan olsa bunlar canice ve hazımsızlıkla cezalandırılır mı?
Demek ki kadının aldatması, ihaneti ve boşanmak istemesi hala sıradan ve normal değilmiş. Yine medya diline göre sıra dışıymış ki hala haberlere konu oluyor ve çok sattırıyor. Öyle değil mi?
Medya yönetimlerinden tek istek var toplumda ve bunu duyun artık! O’da; Haber ve TV dizilerinde bu toplumun ortak değerlerine saygılı olun ve toplumsal gerçekleri yansıtın yeter!..
O halde ey bazı TV yöneticileri, yapımcı, yönetmen ve senaristler!..
Önümüzdeki yeni sezonda aile ve toplum değerlerine duyarsız kalmaya devam edecek olursanız artık millet bunu kendiyle dalga geçmek olarak tescilleyecektir. En azından biraz olsun insaf edin. Bu ülke insanından nam ve para kazanıyorsunuz.
Bu millete karşı nankörlük değil erlik yaraşır, vesselam. Selam, sevgi ve muhabbetle…
NOT: Soru ve sorunlarınız için aşağıdaki iletişim adreslerinden bize ulaşabilirsiniz
Doç Dr. A. Muhsin Yılmazçoban / Haber 7
a.muhsinyilmazcoban@gmail.com
http://www.facebook.com/home.php#!/groups/beyazkalpler/
http://twitter.com/#!/Beyazkalpler
-
ibrahim karaca 14 yıl önce Şikayet Etkatılıyorum size. tespitleriniz güzelBeğen Toplam 3 beğeni