Ardan Zentürk
Ardan Zentürk
ALINTI YAZAR
TÜM YAZILARI

“Kozmik Oda” kışkırtması neden sonuç vermedi?

GİRİŞ 16.03.2015 GÜNCELLEME 16.03.2015 YAZARLAR

1. Yaşanılan olaylar, Türkiye’nin, bir “üst akıl” tarafından yönlendirilen, devletin “ordu dahil” en hassas noktalarına yerleştirilmiş bir çeteyle karşı karşıya olduğunu gösteriyor. Bu yapı, Balyoz, Ergenekon, devamında İstanbul ve İzmir Casusluk Davaları’nda aldığı görevde, siyasete vermeye çalıştığı “vesayete son veriyorum” mesajıyla kendini gösterdi.

Oysa, 17-25 Aralık sonrası ortaya çıkan tablo, yapının, “üst akıl” tarafından esas olarak “meşru siyasi otoriteye” karşı, emir-komuta zinciri içinde gelecek bir “askeri müdahaleyi” tetiklemek amacıyla kullanıldığını ortaya koydu.

Erdoğan, Davos’ta, 4 Şubat 2009 günü Peres’e “one minute” dedi. TSK’nın “Kozmik Odası”na düzmece bir gerekçeyle 2009 Aralık ayında girildi. “Üst akıl” o odada bulacağı her şeyin 24 saat içinde yok olacağını çok iyi biliyordu. Amaç,  meşru siyasi otorite ile Genelkurmay’ı karşı karşıya getirecek bir adımdı. Siyasi otorite bunu gördü, kurmaylar gördü. “Üst akıl”, TSK’nın Soğuk Savaş yıllarından gelen refleksine göre planlamasını yapmış, savcının kararının bir “askeri müdahale tetikleyicisi” olacağını düşünmüştü. Olmadı.

Ama plan devam etti. İki büyük kırılma noktası daha yaşandı. TSK’nın gözbebeği bir orgeneralin, dönemin Harp Akademileri Komutanı Bilgin Balanlı’nın en üst düzey siyasi makamdan gelen uyarıya rağmen tutuklanması, siyasi otorite ile bu yapılanma arasındaki köprülerin atıldığı, tarafların kendi mevzilerini kazmaya başladığı andı. Yapı, siyasi otoritenin savunmasını düşürmek için bir hamle daha yaptı, Genelkurmay eski Başkanı İlker Başbuğ’u, bu kez kapalı kapılar ardında değil, kamuoyu önünde gelen uyarılara rağmen Silivri’ye aldı. “Üst akıl”, şah-mat demişti, beklediği “müdahale” yine gelmedi. Belki de Başbuğ, Kozmik Oda kışkırtmasında kendisinden beklenilen refleksi göstermemenin bedelini ödüyordu.

Bütün bu süreçte “üst akıl” doğrultusunda hareket eden yapının en önemli destekçisi, “TSK’yı hareketsiz kalmak, ordu üst yönetimini siyasi otoritenin yandaşı olmakla” suçlayan liberal/sol kanat/ ulusalcı yazarlar oldu. Yazılanlar, ordu üst yönetimini hedef alıyormuş gibi gözükse de, esas olarak karargahlardaki subayları hedefliyordu. Ordu, disiplinini korudu, içindeki çatlak seslere izin vermedi.

Aynı ekibin son hamlesini Şah-Fırat Operasyonu sonrası bir kez daha gördük. Orduyu açıkça, “vatan toprağını korumaktan aciz” bir görüntüye sürükleyerek, emir-komuta zincirinde  kara delik açmaya çalışıyorlar.

“Ulusal gücün” yeniden şekillenişi...

Yazının tamamı için tıklayın...

YORUMLAR İLK YORUM YAPAN SEN OL