Rusya'nın yeni Çarları
Yıllardır sömürdükleri Ortaasya ülkeleri çoğalan nüfusuyla Sovyetlerin sırtında çekilmez bir kambur olmaya başlamıştı. Perosterika açılımıyla bu kamburlar teker teker Sovyetler balonundaki ağırlık keseleri olarak görülüyordu.
Kominizm çölünde bağımsızlık ve özgürlük susuzluğu çeken ülkeler için bu durum yıllardır özlemle bekledikleri bir durumdu. Sovyet imparatorluğu yıkılır yıkılmaz her millet kendi bağımsızlığını ilan etti.
Petrol ve Gas rezervlerine sahip olan Azerbaycan, Kazakistan, Türkmenistan ve Özbekistan bu güne kadar kendi ayakları üstünde duracak duruma geldiler.
Sovyet İmparatorluğunun yerini alan Rusya Federasyonuna büyük ölçüde yine muhtaçlıktan kurtulmuş değiller. Hepsi birçok hususta göbeklerinden yine Moskova'ya bağlı veya öyle görünmek zorundalar.
Rusya zengin Gas ve petrol kaynaklarını harekete geçirerek kısa zamanda içine düştüğü zor ekonomik durumdan kurtularak dış borçlarını ödedi. Eksik ve aksak yönlerini tamir etti. Sorunlarını minimuma indirdi ve şu anda dünyanın süper devletleri arasında eski yerini ve konumunu yeniden almaya başladı.
Medvedev ve Putin ikilisinin uyumlu çalışması, dengeli ve dayanışma içinde olmaları gerek ekonomik, gerek siyasi çevrelerde, iç ve dış piyasalarda, komşularına ve dünyaya da güven vermeye devam ediyor.
Askeri harcamalarını artırarak araç ve gereçlerini yenileyerek, daha modern bir ordu ve donanmaya sahip olarak, caydırıcı gücünü daha da güçlendirerek uluslar arası arenada daha etkin rol almaya başladı.
Çin ile Şangay anlaşması bağlamında dostluk ilişkilerini sürdürür iken, yakın komşularıyla da eskiden olduğu gibi düşmanca değil, daha dostane, daha barışçıl, daha akıllı ilişkiler sürdürmeye özen gösteriyor. Hedef daha sessiz, daha sinsi ve daha ayakları yere basan politikalarla dünyanın en büyük kara parçasına sahip olan ülkesinin birliğini korumak.
Rusya Federasyonu içinde Çeçenler gibi birçok milletler var ki, ilk fırsatta onlarda özgür ve bağımsız bir ülke olmak istiyorlar. Bu açıdan Rusyanın tamamı içten içe sessizce kaynayan bir cadı kazanına benziyor.
Yakın bir zamanda Akdeniz ve Karadeniz'de tarihinin en büyük deniz tatbikatıyla gövde gösterisi yapması kendi içine ve dış dünyaya toparlandım, güçlendim, ayağa kalktım, meydanlara geri döndüm mesajını veriyor.
Moskovanın Fransaya sipariş ettiği Mistral Helikopter gemileri, Atom başlıklı kıtalar arası füzeleri, uzay çalışmaları, tüm silahlı kuvvetlerde ve deniz kuvvetlerinde yaptıkları yeniliklerle uluslar arası arenada artık masada yine ben de varım demek istiyor.
Bundan böyle Akdeniz, Hint Okyanusu, Uzakdoğu ve Pasifik eskiden olduğu gibi yeniden ABD ve Rusyanın askeri gövde gösterilerine yine sahne olacak. Hindistan, Çin, Berezilya ise bu yolda hızla ilerliyorlar. Artık iki kutuplu dünyanın yerine birçok kutuplar oluşacak. Soğuk savaşın kamplaşan, nefret ve düşmanlık üreten iklimine doğru adım adım yaklaşıyoruz.
Gelecek nesillere daha güçlü bir Türkiye bırakabilmek için aramızdaki kıytırık çekişmeleri, particiliği, ırkçılığı, mezhepçiliği bir kenara bırakarak bizi biz yapan kadim değerlerimizin etrafında kenetlenmek, geleceğe gereği gibi güçlü bir şekilde hazırlanmak zorunda değimliyiz?
Dünyanın taşları yerinden oynuyor, uluslararası oyun kurucular teker teker yerlerini almaya başlıyor. Türkiye olarak biz elimizi çabuk tutmaz isek Ortaasyada kaçırdığımız fırsatlar gibi şimdi de Ortadoğudaki fırsatları başka oyunculara kaptırabiliriz.
Kendi topraklarımızda ve kardeşlerimizin topraklarında çok hızlı bir şekilde toparlanmak, güçlenmek ve her alanda geleceğe hazırlanmak zorundayız. Devler uyanmadan, düşmanlarımız kapımıza dayanmadan kapatılsın boğazlar geçmesin yeni Çarlar.
arfltnbs@hotmail.com