Arif Altunbaş
Arif Altunbaş
HABER7 YAZARI
TÜM YAZILARI

Kılıçdaroğlu haddini aşınca

GİRİŞ 19.05.2013 GÜNCELLEME 19.05.2013 YAZARLAR

Kılıçdaroğlu'nun Brüksel'de yaptığı hem devlet adamı geleneğiyle, hem diplomatik teamüllerle, hem de insani ve ahlaki ölçülerle asla bağdaşmıyor.

CHP lideri ülkesinin Başbakanına "katil" demekle hem kendini rezil etti, hem ülkemizi olmaması gereken bir şekilde aşağıladı. Siyasetçilerin kendi rakipleriyle bir sorunları varsa bunu medeni ölçüler içinde ülke içinde tartışırlar ve konuşurlar.

Dürüst bir politikacı ülkesinin sorunlarını abartarak, yalan ve yanlış bir dil ve üslupla başka ülke politikacılarına şikâyet etmez. Farklı düşüncelerinin mücadelesini kendi ülkesinde verir, çözümü ülkesinde arar, asla dışarıda değil.

Hiçbir siyasi partinin çıkarları Türkiye'nin çıkarlarının önüne geçemez/geçirilemez. Hiçbir politikacının siyasi getirim ve kaygıları Türkiye'nin itibarından önemli değildir.

Siyasi partiler Türkiye'ye, halkımıza hizmet için vardır. Politikacıların görevi ülkesi ve halkının menfaatini politik çıkarlarının üstünde tutmaktır. Ülkemizi ve seçilmiş bir başbakanına futbol holigonu ağzıyla hitap etmek, küçük düşürmeye çalışmak, kötülemek hakkını yasalar ve etik değerlerimiz hiçbir kimseye vermemiştir. Ahlaki ve diplomatik sınırları tanımamak kimsenin hakkı ve haddi de değildir.

Kılıçdaroğlu Türkiye'de yaptığı düşük profilli politikanın aynısını yurt dışında da yaparsa ciddi ve dürüst politikacılar söylenen gayri ciddi, gayri ahlaki, gayri hukuki iddialara karşı Swoboda gibi hemen tepki gösterirler.

Brüksel'de Avrupa Sosyalist Partiler Birliği Başkanı Swoboda, Kılıçlaroğlu'na; ‘'Başbakan Erdoğan'ı halkını katleden katil, diktatör Esed ile bir tutamazsınız'' diye ilkeli bir çıkış yapıyor. Bu konuşma üzerine bir saat sonra Kılıçdaroğlu ile yapacağı konuşmanın randevusunu da iptal ediyor.

Siyasi, diplomatik teamüllerde bu ne anlama gelir?

‘'Ey Kılıçdaroğlu şapla şekeri karıştırma. Esed ile Erdoğan'ı bir tutma. Erdoğan'ı katil olarak suçlayamazsın. İnandırıcılığını ve ciddiyetini yitiren bir adamla ben görüşmem mümkük değil. Bunun için daha önce sana verdiğim randevuyu da iptal ediyorum'' demektir.

Ciddi bir politikacının acemi bir politikacıya diplomatik lisan ile "adam ol, haddini bil, çizmeyi aşma, ölçüyü kaçırma'' dersidir bu. Tabii ki anlayana.

Avrupalı sosyalist politikacılar bile Kılıçdaroğlu'nun saçmaladığını biliyor ve bunu hemen orada muhatabının yüzüne bir şamar gibi şaklatıyor.

Peki, yüzü kızaran birisi var mı? Yaptıklarından utanan, sıkılan, pişman olan birisi var mı? "Yanlış yaptım, dilim sürçtü, maksadı aştım, özür dilerim'' diyen birisi var mı?

Sorumluluk sahibi politikacılar özür dilemeyi bir fazilet olarak kabul ederler. Demagoji bezirgânlarının literatüründe ise özür kelimesine yer yoktur.

Kılıçdaroğlu hala nerede söze başlasa başbakanı itibarsızlaştırmak, yıpratmak için bütün dürüstlük ve ahlaki ölçüleri çiğniyor, politik, diplomatik nezaket sınırlarını tanımıyor. Başbakan'a hakaret ve küfür etmeyi muhalefet yapmak sanıyor.

İyi de kardeşim Başbakan neyi, nerede yanlış yaptı?

Bu işin doğrusu nedir, nasıl olmalıdır onu söyle, onu eleştir, doğru budur de. Sıra onu söylemeye gelince dut yemiş bülbül gibi bir gık bile demiyor. Varsa yoksa onun, bunun, şunun sorumlusu Başbakan'dır, suçlu odur demek hiç bir sorunumuzu çözmüyor ki...

Elbette bir başbakan ülkenin yetkilisi olduğu kadar sorumlusudur da. Erdoğan Başbakan olup sorumlusu da makro paşa olacak değil ya. İşte böyle Kılıçdaroğlu'nun sözleri siyasi polemikten, demagojiden ve boş laftan ve laf kalabalığından öteye geçmiyor.

"CHP'ye oy verin! Bizi iktidar yapın! O zaman her şeyin doğrusunu söyleyeceğiz. Bütün problemlerinizi görün bakın nasıl çözeceğiz" demek ciddiyet ve Samimiyetle bağdaşmayan fikir ve düşünce dilencisi politikacıların tezgahı olduğunu artık bu millet çok iyi biliyor.

Kayseri Belediye Başkanı Özhaseki'nin Kılıçdaroğlu'nu yalan ve iftiralarından dolayı mahkemeye verip kazandığı tazminat paraları ile millete ekmek arası sucuk yedirmeye devam ediyor. Sıra şimdi Başbakan'ın davalarına geliyor.

Bu arada Kılıçdaroğlu "üslubu beyan ayni ile insandır" kaidesince kendini anlatmaya, düşmanlara moral vermeye ısrar ve inatla devam ediyor. İnsanın gözünü hırs ve öfke bürüyünce demek ki Kılıçdaroğlu gibi hiçbir şeyi görmüyor, hiçbir sınırı tanımıyor.

Türkiye'nin böyle gözünü kan bürümüş politikacıları v arken dışarıda başka düşman aramaya gerek yok.

Arif Altunbaş - Haber 7
arfltnbs@hotmail.com

YORUMLAR 3
  • Sultan Sonuncu Ahmet 12 yıl önce Şikayet Et
    Bunların Tıyneti... Bunlar bize mezhepçisiniz derler, mezhepçiliğin alasını yaparlar. Devlet dairelerine gidersin, bakarsın memur efendi İki kelimeyi biraraya getirip Türkçe konuşamıyor, memur olmuş. Niye? Aha bunun gibiler eşini dostunu, mezhepdaşını doldurmuş da ondan. Türkiye batsın ama bizim mezhebimizde olan, insanlar zalim de olsa onlara zarar gelmesin diye düşünürler. Adliyeden tutun sanatçılara kadar, "Biz aydınlar" diye söze başlayan tiplerde bunun izlerini göreceksiniz...
    Cevapla
  • Abdullah 12 yıl önce Şikayet Et
    Şakülden kaymak !. Adam dengeyi yitirdi mi ne yaptığını bilmez. Kılıçdaroğlunun yaptıklarına şakülden kaymak denir. Dengenin olmadığı yerde ölçü olmaz, ölçünü. olmadığı yerde hak, hukuk, adalet olmaz.Ama CHP olur. Kılıçdaoğlu gibiler böyle kervanların başında bulunur.
    Cevapla
  • mehmet özkaya 12 yıl önce Şikayet Et
    agzının ayarı kaçık kılıçdaroglu. insan bir kere dagıldımı kılıçdaroglu gibi oluyor galiba.dagıldıkca dagılıyor.gaf üstüne gaf yapıyor
    Cevapla