Siyonist işgal ve Filistin gerçeği
Yalama olmuş ırkçı sloganlarla, Siyonist söylemlerle bir ülkeyi gasp etmek, bir halkı tarih sahnesinden silmeye çalışmak ve dünyanın gözü önünde barbarca soy kırımı yapmak ve dünyanın buna göz yumması bir insanlık cinayetidir..
İsrailin Ortadoğunun bağrına saplanmış kanlı bir hançer olması nasıl günümüzün bir gerçeği ise, mazlum Filistin halkı ve bu halkının varlığı da şüphe götürmez bir gerçektir.
İsrail tarafından işgal edilen Filistin toprakların ve ihlal edilen bütün haklarını geri alınması filistin halkının en haklı mücadelesidir.
Bu halkkın gasbedilmiş haklarını işgalci İsrailden söke söke geri alması Filistin halkının en meşru hakkı ve en tabi görevidir.
İşgalci İsrail Ortadoğunun coğrafi, askeri, siyasi olarak kanayan bir yarası ve kangren olmaya yüz tutmuş bir promlemidir. Filistin halkının haklı mücadelesi, varoluş kavgası ve bağımsızlık savaşıda onların en tabi hakkıdır.
ABD ve AB’ın açık ve sınırsız desteğinini sürekli yanında bulan israilin istediği zaman hiçbir sınır ve kanun tanımadan işgal, saldırı ve gasbetme hakkını kendisinde bulması çağdaş siyonist barbarlığın en bariz örneğidir.
Bu hukuk tanımazlar Filistin halkını ve devletini tanımamakla tüm insanlıkla ve uluslararası hukukla da alay ediyorlar. Bu da onların insanlığa karşı yaptıkları en büyük küstahlıktır.
Hitler faşizminine bile taş çıkartan zulmü, kibirli tavrı onu dünyanın gözünde alçalttıkça alçaltmasına rağmen, o alçaldıkça Hıristiyan batı devletlerinin gözünde de o derece yükseliyor.
İsrailli siyasetçiler Filistinlilere karşı uyguladıkları insanlık dışı politikaları Siyonist dünya devleti ideallerine dayandırmaya ve Büyük İsrail devletine bağlamaya devam ederlerse bu birçok Ortadoğu devletini de yok saymak anlamına geliyor.
Bu şovenist anlayışı kendisini kuruluşundan beri tüm müslümanların gözünde hedef haline getirdi. Ve getirmeye devam ediyor.
İsrail Başbakanı Netenyahu; "- Birleşmiş Kudüs, ebedi başkentimizdir. Kudüs için savaşıyoruz. Bu uzun bir savaş olabilir. Ancak galip geleceğimize eminim. Kuduüs 3000 yıl öncede Başkentimizdi..." diyor.
Amerikada Kızılderililerin yurdu idi. Orada bir tane batılının bir karış toprağı yoktu…
1917'de İngiliz Dışişleri Bakanı Lord Balfour, kendi adıyla anılan bir deklarasyon yayınladı. Filistin'de Yahudi devletinin kurulmasını onayladı.
"Balfour Deklarasyonu" yayınlandığı sırada Filistin topraklarındaki Osmanlı nüfusun 480 binini Müslümanlar, 80 binini Yahudiler, 70 binini Hıristiyanlardan oluşuyordu.
Birleşmiş Milletler 1947 Kasım ayında Filistin'in, Yahudiler ve Araplar olmak üzere iki devlet arasında paylaşılmasına karar verdi.Kudüs uluslar arası bir statüye kavuşturuldu. O zaman bile Filistinin nufusu 1 milyon yerleşik müslüman, göçmenlerle birlikte 600 bin Yahudi, 140 bin Hıristiyandı.
Baskı, terör, tecrit, sürgün ve akla hayale gelmeyen zulüm ve katliamlarla bu topraklarda şimdi filistinlilerin sayısı azınlık durumunda. Onların da kökünü kazımak üzere İsrail elinden gelen her kötülüğü yapmaya devam ediyor.
Filistin mücadelesi İslam dünyasında savaşa savaşa büyüyen büyük bir fenomen haline geldi. Müslümanlar Filistinle et ve tırnak gibi oldu.
Müslümanlar İsrail ve yandaşlarından bu yaptıklarının hesabını bir gün mutlaka, ama mutlaka soracaktır. Çünkü bu şarkı burada bitmez.
Arif Altınbaş, Haber7. Com
Facebook; arifaltunbas@hotmail.com
Twitter @arfaltunbas