Artık Öze Dönüş Vaktidir!
Bizde Tanzimat ile, islam aleminde batı işgal ve istilaları ile başlayan sömürge tipi eğitim ve öğretim, devlet yönetimi ve hayat tarzı, batılılaşma sevdası ve kültürü bizi kendi özümüzden, tarih ve geleneğimizden koparmıştır.
İki yüzyıldır Beni İsrail gibi İslam alemini kendi Tih çölünde dolaştırıp duran içine düştüğümüz bu batılılaşma serüveni ve bu karanlık girdaptır.
Batıya benzeme hastalığı ile, cumhuriyet devrimlerinin büyük bir kısmı ile kendimize ait ne varsa devlet eli ve gücü ile kökten ortadan kaldırılmaya çalışılmıştır.
İlk olarak aile yapımız tahrip edilmiş, daha sonra çevremizdeki ve sosyal yapımızdaki yozlaşma geleneksel çekirdek aile yapımızı bozmuş, toplumumuz birbirinden kopuk küçük parçacıklara ayrılmıştır. Böylece din, kültür ve geleneğimizden kopuşumuz da çığ gibi büyüyerek ardı arkası kesilmeyen ahlaki, sosyal, toplumsal çöküntü ve felaketleri peşinde getirmiştir.
Batılı eğitim sistemi, batılı gibi hayat tarzı özentisi, batılı dünya görüşünü öne çıkarma gayreti bize ait olan İslam kültür ve değerlerimizi yok saymış, millet olarak kıblemiz ve DNA’mızı değiştirilmek istenmiştir.
Sinemalarla, Tiyatrolarla, basın ve yayın organlarıyla, eğitim sistemiyle yozlaşma kültürü devlet politikası haline getirilmiştir. Mozart’ı, Beethoven’ı, Wagner’i, Brahms’ı, Bach’ı, Tchaikovsky’i dinlemek, Fötr şapka takmak, smokin giymek, batı tarzı hayat sürmek, alkol içmek, kadınlı erkekli kucak kucağa dans etmek… ilericilik ve modernlik sayılıp öne çıkarılırken kendi referans kaynaklarımız, kültür ve değerlerimiz gericilik ve yobazlık diye aşağılanmıştır.
Bugünün pembe dizileri, tiyatroları, ahlaksız yayınları, din ve ahlak karşıtı filmleri, gazete, dergi ve kitapları nesillerimizin akıl ve ruh sağlığının bozulmasında en büyük rol oynamışlardır.
Günümüzün Televizyon yayınlarının toplumumuzun yozlaşması ve yabancılaşmasında yaptığı kötü ve büyük tahribat kadar bir yıkım hiçbir dönemde yaşanmamıştır.
Kontrolsüz internet, iletişim araçları, dijital yayınlar genç nesillerin kimyasını, dengesini, ahlak ve maneviyatını bozmuş ve bozmaya devam etmektedir. Her yaşta herkes, iyi ve kötü her bilgiye istediği an, istediği yerde ulaşabilmek marifet değildir. Kontrol ve denetim altına alınmayan bilgi ve teknoloji neslimizi ve geleceğimizi tehdit etmektedir.
Batılılaşma, modernleşme, medenileşme adına uzun bir dönem yabancılaşmanın ve soysuzlaşmanın devlet politikası haline getirilmesiyle bugünlere geldik. Şimdi din ve tarihinden, ahlak ve maneviyatından, gelenek ve kültüründen, saygı ve sevgiden kopuk, başıboş milyonlarca genç insanlarla karşı karşıyayız.
Gerek devlet yetkilileri, gerek sivil toplum örgütleri ve gerekse anne ve babalar bu konunun aciliyet ve ehemmiyetine binaen kafa kafaya verip ellerini taşın altına koymak zorundadırlar. Eğer; bu kontrol edilemeyen gidişat, bu sömürge tipi eğitim anlayışı, bu ahlaki kopuş ve bu savrulmanın önüne geçilmezse yirmi yıl sonra bu topraklarda din, kültür ve medeniyetimizin değerleri için yaşayan ve bu yolda mücadele eden insanımız tükenmiş olabilir.
Son on yıl içinde yaşadığımız ve yaşamakta olduğumuz adeta çılgınlığa varan iç ve dış ihanetler, düşmanlıklar, saldırı, komplo ve entrikalar, anarşi, terör nesillerimize ne kadar önem vermemiz gerektiği hususunda bizlere önemli ipuçları veriyor.
Çözülmenin, bozulmanın, yabancılaşmanın belirli medya organları, fikir ve düşünce adamları vasıtasıyla teşvik, tahrik ve özendirilmesiyle toplumumuzun bir kısmı ne yaptığını ve nereye gittiğini bilmez ve mankurtlaşmış durumdadır.
Şimdi vakit geçirmeden yeniden toparlanmanın, ayağa kalkmanın, referans kaynaklarımıza, yani; ‘’Kalu bela’’ da Allaha verdiğimiz sözümüze dönmemizin zamanıdır.
Sözümüz; özümüz gibi, özümüz; sözümüz gibi olmak zorundadır. Millet olarak, yeniden ayağa kalkmak için tarihimiz ve coğrafyamız, dost ve kardeşlerimiz dört gözle bizim gelişimizi beklemektedir.
Facebook; arifaltunbas@hotmail.com
Twitter @arfaltunbas