Taşeronlar ve düzenbazlar
CHP’ nin tarihinde ülke yararına özel sektörde ciddi yatırım yapmış kaç babayiğit çıkmış ve üretime odaklanmışsa, hepsi de ateşten gömlek giyip riziko almış, adeta belanın üzerine üzerine yürüyen yabancı muamelesi görmüştür. Ömür ve yıllarını bu işe vererek ülkemiz ve milletimiz adına kalıcı yatırımlar yapan herkes CHP belasından nasibini almıştır.
Türkiye’de ilk Uçak fabrikasını kuran Nuri Demirağ'ın fabrikasında imal edilen uçakların yurt dışına satılmasını yasaklayan bir kanun çıkarıldı. İspanya, İran ve Irak'tan alınan siparişlerle bağlantısı yapılmış ve imal edilmiş uçakların ihracı engellendi. Yurt içi ve yurt dışından sipariş alamayan fabrika 1944 yılında kapanmak zorunda bırakıldı.
Eskişehir tank fabrikası ve Kırıkkale silah fabrikası NATO standartlarına uymadıkları gerekçisi bahanesiyle Menderes döneminde kapatıldı.
Bunlar ve buna benzer yatırımcılar yurt dışından değil yurt içindendi. Ülkemiz sanayi ve kalkınmasının önündeki en büyük engel zamanın batıya öykünen yönetici kadroları ve batı taşeronu Kemalist maskesiyle dokunulmazlık zırhını giyen oligarşik düzendir.
Türkiye’ nin sanayileşmesi, kalkınması ve zenginleşmesinin karşına dikilen, milli ve yerli üretime karşı olan batı medeniyet ve düşüncesine bağlı ve bağımlı bu ülkenin batı ve NATO kuklası sivil veya askeri yönetimlerdi.
Onlara göre; yerli ve milli olmak, kendi kültür, tarih, medeniyet ve coğrafyamızdan uzaklaşmak batılı ve çağdaş olmanın tek çıkar yolu idi. Onun için kendi din, tarih, kültür, medeniyet ve gönül coğrafyamızla olan bütün bağlar bilerek koparıldı. Batı medeniyet ve kültürüne, sistem ve düzenine öykünmek din haline getirildi.
Daha dün denecek kadar yakın bir zamanda, Libya, Kut ul Emare, Filistin, Çanakkale ve İstiklal savaşında can pahası vatan ve millet müdafaası için savaştığımız düşmanlara benzemek, hatta onlar gibi düşünmek ve olabilmek için din ve imanımızı, tarih ve kültürümüzü, ahlak ve medeniyetimizi terk edip her şeyimizle yabancılaşmak, laikleşmek, çağdaşlaşmak ve medenileşmek olarak görüldü. Yerli ve milli olan her şey gericilikti. Batılıların emir ve talimatlarıyla yapılan devrimler ve değişimlere karşı çıkmak ve vatan hainliği gibi muamele gördü.
İslam Medeniyet ve Kültürüne karşı savaşan sağcı solcu, asker sivil batı kuklası diktatörler, darbeciler, emperyalizminin uşağı ve uzantısı batı patentli yöneticiler, rejim ve sistemler başımıza musallat edildi.
Bunlar cumhuriyet döneminin Jön Türkleri, İttihatçı artıkları politikacılar ile karanlık güçlerin aydınları ve bürokratları idiler. Hepsi de Atatürkçülük, Kemalistlik, laiklik, çağdaşlık, medenilik maskesi giymiş batı emperyalizminin projeleri idi.
Dünyanın hiçbir ülkesi ve halkı kendi ülkesinin yöneticileri tarafından bu kadar alçaltılmış, hakarete, baskıya, zulme ve zarara uğratılmış ve aşağılanmış değildir. Türkiye dışında kendi din, kültür, tarih ve medeniyetine karşı çıkıp bunu kutsallaştıran ve adeta ona tapınan dünya çapında başka bir millet ve ülke yoktur.
Bu garip durum, öz anne ve babalarını, kardeş ve akrabalarını ret ve inkâr edip tarih boyu atalarına karşı ölümcül savaşlar veren düşmanlarına âşık olan, akıl sağlığını yitirmiş hasta insanların ruh haline benziyor.
Ne yazık ki yıllarca ülkemizi batı kuklası yönetim ve yöneticiler yönetmişler, yapılan her milli ve yerli kalkınmanın önüne ilk önce onlar dikilmiş, millet ve devlet olarak sanayileşme ve kalkınmamız engellenmiştir.
Kafalarındaki Osmanlı fesini çıkarıp İngiliz Fötr şapkasını takmak, sırtlarındaki yerli ve milli giysileri çıkarıp smokin giymek batıcılık sayılmış, batılıların istek ve dayatmaları doğrultusunda harf, şapka, takvim, hafta sonu tatili, kılık kıyafet devrimi gibi şekilcilik devrimlere devrimler adı verilmiştir. İslam dinine ait ibadet, eğitim ve öğretim müesseselerinin yasaklanması ve kapatılmasıyla ‘’Çağdaş Medeniyet seviyesine’’ ulaşacaklarını iddia ediyorlardı.
Batı kuklası yöneticiler ve sözde aydınlar Cumhuriyet tarihinde ilk defa,’’ Önce ahlak ve maneviyat’’ diyerek İmam Hatip Okullarının çoğalmasını ve ağır sanayi hamlesini başlatan rahmetli Erbakan Hoca ile önce dalga geçtiler, sonra onu ve hareketini hedef tahtalarına yerleştirip ‘’ yerli düşman’’ ilan etti bu batı uşağı yerli münafıklar. Defalarca kurduğu partileri kapattılar. Hükümetini yıktılar. Genç ihtiyar partililerini yargılayıp hapse attılar. Vatanımızı Müslüman halkımıza zindan hale getirdiler.
Gâvur âşıklarının kin ve öfkesi dinmedi. Nefret ve intikam söylemleri Üniversitede İslam’ın emri olduğu için başını örtene kız çocuklarına kadar uzandı. Onların eğitim hakkı ve özgürlüğü ellerinden alındı. Bu masum çocuklar suçsuz yere, sadece İslam’ın emirlerine uydukları için kendi vatanlarında cezalandırıldılar.
Milletin bu zihniyete karşı olan öfkesi, önce İstanbul Belediye başkanlığına, sonra başbakanlığa, daha sonra da Erdoğan’ı Cumhurbaşkanlığına kadar getirdi. Bu zihniyet her girdiği seçimden en sondan birinci olarak nal toplayarak çıktı. Üzgündüler, perişandılar, ama utanmaz, sıkılmaz ve yüzsüz olarak her seferinde inat ve ısrarla gâvur aşığı ve batı uşağı olmayı sürdürdüler.
Osmanlının yıkılışı batılı işgal orduları ve yerli münafıkların işbirliği ile gerçekleşmişti. Bunlar ülkemizde Osmanlıya ait ne varsa işgal ordularından daha fazla düşmanlık yaptılar. Batılılaşma hareketinde İngilizler ve Fransızlar kuklacılar, ülkemizdeki ihanet ocaklarının çocukları yerli münafıklar onların kuklaları idiler. Ülkemizde yapılan birçok ihanet, darbe, darbe sevicilik, yabancılara benzeme ve onu taklit etmek sevdası CHP tek parti ideolojisi ve diktatörlüğünün projesi idi. Bu anlayış ve kafada var olan, varlık mücadelesi veren insanlar, batı taşeronu CHP’ nin inkârcı, teslimiyetçi yapısının gayri meşru çocukları olarak yine sokaklarda ve sahnede ‘’Erdoğan gitsin de kim gelirse gelsin’’ diyenlerdir.
Çünkü Erdoğan laik- Kemalist putperestlerin papağan gibi yıllardır tekrar edegeldikleri ezberlerini bozdu. Ezberler bozuldukça Hak ve hakikatin önündeki engeller, engellemeler kaldırıldı, ihanetler ve hainler ortaya çıkmaya başladı. Kendi yalanlarını gizlemek için çıkardıkları -özel-koruma kanunların son kullanma tarihleri geçti. Kozmik odalarda milletten gizledikleri gerçekler ortaya çıkmaya başladı. Yalan ve iftiralarını boşa çıktı.
Bunların bütün korku ve telaşı kendi karanlık tarihlerinin ortaya çıkması, ideoloji ve sistemlerinin çökmesidir. Bu sömürge tipi demokrasi ve eğitim anlayışları ile batı dayatması sisteminin tarihin çöplüğüne atılıp yerine hakikat güneşimizin doğacak olmasıdır.
Birgün gelecek kuşluklar ağarıp şafaklar atacak, Hak ve hakikat güneşimiz doğacak ve meydan ortaya çıkacak. Karanlığın çocukları yarasalar gibi mağaralarına kaçacaklar Allah’ ın izniyle…
Arif Altunbaş, Haber 7
-
Selim Gediz 1 saat önce Şikayet EtYazınız, gerçeklerin ışığında yanlışların dile gelişidir. Saygılarımla kıymetli ağabey.Beğen
-
firaset 2 saat önce Şikayet EtAllah razı olsun mükemmel bir tahlil.Beğen Toplam 3 beğeni
-
RAMAZAN 2 saat önce Şikayet EtAllah razı olsun. kalemine yüreğine sağlık, gerçekleri mükemmel ve akıcı bir şekilde izah etmişsiniz. Sizin gibi, gerçekleri hiç kimseden korkmadan hiç bir fona bağlı olmadan sırf Allah rızası için yazan çok az kalemimiz kaldı. Çoğu şu fani dünyanın zevkine dalıp, dünyanın peşinde koşarak savrulup gittiler...Beğen Toplam 3 beğeni