Arif Altunbaş
Arif Altunbaş
HABER7 YAZARI
TÜM YAZILARI

İsrail-İran ve ABD-Çin Krizi

GİRİŞ 10.07.2026 GÜNCELLEME 10.07.2026 YAZARLAR

Siyonist İsrail’in bölgemizde başlattığı devlet terörü ile başta İran, Lübnan ve körfez ülkelerinde aylardır süren ve tüm dünyayı yakından etkileyen büyük bir krizi yaşıyoruz. Yangına benzin dökerek çare arayan ABD’ nin baskıcı politikası İsrail’ in koruyucusu ve kollayıcısı olarak sorunu iyice karmaşık hale getirdi.

Müslüman ülkelere çemkirme yarışından olan körfezin petro-dolar ağaları bu savaştan en çok zarar çıkan devletler olmalarına rağmen hep birlikte bir korku sıtmasına tutuldular. Hiçbirinden ses soluk yok. Bu omurgasız kartondan devlerin kendilerini savunmaya bile cesaretleri yokmuş. Savunma ülkenin namus ve şerefi korumak demektir. Savunmasını başkalarına emanet edenler işte böyle oyulur.

Dün İslamabad sözleşmesini imzalayan Trump bugün yeniden İran’a saldırı emri vermesi dünya piyasalarını yine alt üst etti. NATO ‘nun da aynı karaktersizliği sergilemeyeceği ne malum? NATO demek TOTO demektir. Gerek ABD, gerekse AB ( Batı) ülkeleriyle NATO’ da bir arada olmak yılanla aynı çuvala girmek demektir.

Uzakdoğu

Düşünün, bir sabah uyandığınızda dünyanın en büyük iki gücünün birbirine gözdağı verdiği bir sahneyle karşılaşıyorsunuz. Pasifik’in dalgaları üzerinde dev savaş gemileri, gökyüzünde jetlerin gürültüsü, sınır boylarında askerlerin adımları… Asya-Pasifik artık yalnızca bir coğrafya değil, küresel düzenin kalbinin attığı yer oluvermiş.

Çin, Tayvan çevresinde düzenlediği tatbikatlarla adeta bir savaş provasına girişiyor. Kara, hava, deniz ve füzeleriyle gövde gösterisi yaparken, ABD’nin Tayvan’a sattığı silahları “kırmızıçizgi” ilan ediyor. Öte yandan Japonya, tarihin yenilmişlik yükünü sırtında hissedercesine askeri harcamalarını artırıyor; Hindistan ise sınır gerilimlerinin gölgesinde savunma bütçesini rekor seviyelere çıkarıyor. Tayvan, varlığını korumak için ABD’den aldığı silahlarla kendini güvenceye almaya çalışıyor.

Bu tabloyu izlerken akla şu soru geliyor: Büyük güç rekabeti yalnızca bölgesel mi, yoksa küresel mi? Yanıt çok açık: ABD-Çin çekişmesi artık dünyanın kaderini belirleyen bir eksene dönüşmüş durumda.

Gerilimin Küresel Etkileri

Bir köşe yazarı olarak şunu söylemeliyim: Bu rekabetin etkileri yalnızca askeri değil, hayatımızın her alanına dokunuyor.

Küresel ticaret: Gümrük tarifeleri ve yaptırımlar, market raflarındaki fiyatlardan şirketlerin yatırım kararlarına kadar her şeyi etkiliyor.

Tedarik zincirleri: Çin’in üretim gücü ile ABD’nin teknoloji üstünlüğü arasında sıkışan ülkeler, hangi blokta yer alacaklarına karar vermek zorunda kalıyor.

Teknoloji yarışı: Yapay zekâdan kuantuma, 5G’den siber güvenliğe kadar her alanda kıyasıya bir mücadele sürüyor.

Çok kutupluluk: Çin’in yükselişi, ABD’nin tek kutuplu düzenini sarsıyor; yeni güç merkezleri doğuyor.

Bir Gazetecinin Gözünden

Ortadoğu’daki bitmeyen gerilimi ve Asya-Pasifik’teki bu tabloyu izlerken, insan ister istemez tarihin tekrar ettiğini düşünüyor. Soğuk Savaş yıllarında ABD ile Sovyetler arasındaki gerilim nasıl tüm dünyayı etkilediyse, bugün de İsrail ile İran, ABD ile Çin arasındaki çekişme aynı etkiyi meydana getirdi. Ancak fark şu: Bu kez savaş uçaklarının gölgesinde yalnızca silahlar değil, aynı zamanda teknoloji, ekonomi ve diplomasi de var.

Sadece savaşan devletler değil, petrol ve gaz da konuşuyor.

En önemlisi vahyin ekseninden uzaklaşan insanlık kendi cehennemini ve helak oluşunu da hazırlıyor. Azgınlar mazlumların üzerinde tepinirken, tarih yenide, yeni baştan tekrar ediyor.

YORUMLAR İLK YORUM YAPAN SEN OL