Parçalanmış Coğrafyadan Ortak Geleceğe
Bir asırdır İslam dünyasının kaderine baktığımızda karşımıza çıkan manzara pek de iç açıcı değildir. Osmanlı Devleti'nin tarih sahnesinden çekilmesinin ardından, İslam coğrafyası savaşların, işgallerin, darbelerin ve dış müdahalelerin gölgesinde yaşamaya mahkûm edilmiştir. Sınırlar değişmiş, yönetimler değişmiş, hatta rejimler değişmiştir; ancak değişmeyen tek şey, bölgenin dış güçlerin nüfuz mücadelesine sahne olmasıdır.
Bugün Fas'tan Endonezya'ya kadar uzanan geniş İslam coğrafyasında milyonlarca insan kendisine: "Acaba İslam dünyası kendi geleceğini yeniden kendi elleriyle inşa edebilir mi?" sorusunu sormaktadır.
Son dönemde Türkiye, Pakistan ve Suudi Arabistan arasında ilk defa şekillenen Mekke merkezli iş birliği girişimleri işte bu soruyu yeniden gündeme taşımaktadır. Buna Katar, Mısır ve Endonezya gibi ülkelerin de ilgi göstermesi, meselenin yalnızca bölgesel bir diplomatik gelişme değil, daha geniş bir arayışın parçası olduğunu düşündürmektedir.
Tarih insanlığa önemli bir gerçeği öğretmektedir: Büyük medeniyetlerin önce ortak bir ideal etrafında birleşilerek ayağa kaldırıldığı gerçeğini tarih tüm insanlığa defalarca göstermiştir.
Anadolu'nun Haçlı istilalarıyla karşı karşıya kaldığı dönemde Sultan I. Kılıçarslan' ın Anadolu beylerini ortak bir mücadeleye çağırması, Alpaslan’ın Bizans ordusuna karşı bazı Kürt aşiretlerinin, Hıristiyan Türklerin ve Ermenilerin ordusuna katılmasını kabul etmesi tesadüf değildi. Çünkü güçlü ordular karşısında parçalanmış dağınık güçlerin tek tek yenildiği, birlik ruhunun yeni bir dirilişin kapısını açtığı bilinen bir gerçekti.
Müslümanlar bugün de benzer bir tarihî eşikte bulunuyor.
Artık günümüzün dünyası Orta Çağ'ın dünyası değildir. Ancak güç mücadelelerinin özü değişmemiştir. Dün Haçlı seferleriyle ortaya çıkan işgal, istila, sömürü ve hâkimiyet arayışı, bugün farklı siyasi, ekonomik ve askerî araçlarla sürdürülmektedir. Özellikle petrol ve doğal gaz kaynakları bakımından zengin Ortadoğu ve İslam ülkeleri, küresel rekabetin odak noktası olmaya devam etmektedir.
Üç semavi din için kutsal kabul edilen Kudüs, yalnızca bir şehir değil; aynı zamanda asırlar boyu tarih, inanç ve güç mücadelesinin sembolü ve merkezi konumundadır. Bu sebeple bölgede yaşanan her gelişme, yerel sınırları aşarak küresel bir anlam kazanmaktadır.
Osmanlı sonrası dönemde bölgenin cetvelle çizilen sınırlarla yeniden şekillendirilmesi de bugünkü problemlerin önemli kaynaklarından birini oluşturuyor. Sykes-Picot düzeniyle oluşturulan yapay sınırlar, toplumları birbirine yaklaştırmak yerine emperyalistlerin kurdukları kukla çadır ve aşiret devletleriyle parça parça bölmüş, ayrıştırmış, ülkeler arasında kalıcı güvensizliklerin oluşmasına zemin hazırlamıştır.
İşte tam da bu nedenle, İslam dünyasında ortaya çıkabilecek her samimi dayanışma girişimi dikkatle takip edilmektedir. Ancak burada gözden kaçırılmaması gereken önemli bir husus var:
Gerçek güç, askerî ittifaklardan önce ahlaki meşruiyetten gelir. Kurulan bir birliktelik; adalet, hukuk, refah ve insan onurunu koruma amacı taşımıyorsa uzun ömürlü olamadığının tarihte birçok örneği vardır.
Bu nedenle Mekke'den yükselecek bir ses ve çağrının anlam kazanabilmesi için sadece devletleri değil, halkları da kucaklaması gerekir. Bilimi teşvik eden, ekonomiyi güçlendiren, özgürlükleri koruyan ve insan onurunu yücelten bir anlayışla desteklenmeyen hiçbir siyasi proje kalıcı başarı sağlayamaz.
Bugün Batı dünyasının kendi içinde yaşadığı sosyal, ekonomik ve ahlaki çürümeler de göstermektedir ki, insanlık yeni bir yön arayışı içindedir. Bu sebeple gözler yeniden kadim medeniyetlerin merkezlerine çevrilmektedir.
Mekke'nin taşıdığı tarihî ve manevî anlam, yalnızca Müslümanların değil, tüm insanlığın vicdanın da bir umut ve beklenti kıvılcımı oluşturmuştur.
Birlik çağrılarının değeri, onları dillendirenlerin samimiyetleri kadar etkili ve güçlüdür.
Niyet ne kadar samimi olursa, netice de o kadar güzel olur; tarihin değişmeyen hükmüdür.
-
Emre 3 saat önce Şikayet EtTek semavi din var o da İslam. Lütfen bunu düzeltelim sürekli tekrar eden bir hatamız. Sultan Alparslan'ın ordusu büyük bir uluslararası İslam ordusudur. Kürtler Türkler ve Araplar başı çekmektedir. SelametleBeğen Toplam 1 beğeni