Aynur Ayaz
Aynur Ayaz
HABER7 YAZARI
TÜM YAZILARI

Görmek isteyene en büyük şahit kalemdir

GİRİŞ 08.04.2010 GÜNCELLEME 08.04.2010 YAZARLAR

Susturamadığım cesaretimi ara ara kalemimle dizginlerim. Yıktığım, yaktığım dağlar diye iç çektiren eserler verenleri yaşarken sağlıkla, güzel anar, aramızdan vakti gelip ayrılmış olanları rahmetle anarım. Eser benimdir diyen şairlerim, edebiyat severlerim. Ben açık söyleyeyim biraz da sizlerden esinlendim.  Şahidimse kalemimdir. 

Yıllardır kitapseverleri kıskanırım. Her hafta okuyanlara imrenirim. Yeni yazar adaylarını incelerim. Ülkemden giden, gidip de dönen, yurdumun nerelerin de neler varmış dedirtenleri, tozlu raflara gizlenenleri arar bulur, getirir bakmayı denerim. 

Adı gibi solmamaya yeminli biri. Kitapları ile erken tanıştım. Önceleri yazıp çizdiğini biliyordum ama bu kadar edebi satırlara gönül vermesini, eleştirileri sakin karşılamasını takdir edecek fırsat bulamamıştım. Desteklenmesi sürekli aktif tutulması gerekli bir dönemde yazdığı kitapları genç arkadaşlarımıza feyz vermiş olmalı. 

Sade bir yaşamı, düzenli bir aile hayatı ve yapmak istediği hayallerini gerçeğe dönüştürme hikayesi. Onun da hikayesi böyle başlıyor. Acı ona göre herşeyde olması gereken en önemli unsur. Acısız bir hayat olamaz diyor. En şaşalısında bile. Haksız da sayılmaz. 

Söze kendimi bildim bileli yazıyorum diyerek başlıyor. En önemli şey onun da hayatında kalemi. Kalemsiz yaşayamam herhalde diyor. Yazdıkça gözlerinin içi güler mi bir insanın işte Solmaz Akça’nın gülüyor. Tebessüm eden ifadesi bonkör sayfaları sürekli karalıyor. Çalışmak onun hayatının anlamı. 

Neşesi oyunculuğunda gizli. 90 dakikalık filmleri kitaplarına sadece çerezlik malzeme. Gerisi teferruat olan konuşmaların yanından bile geçmiyor. Mesaj verirken incitmemeye özen gösteren, bu kadar hassas da olunur mu dedirten cinsten yani. 

Kalabalık bir gündem var ortamda, bir de ben gündem olmayayım espirileri yapılırken ülkemde şehrin sokaklarında yumruk yumruk bazen tükürükler hakimken, kin ve nefretle kullanılan sözcüklere karşı bir tavrı var genç yazarımızın. Kullanılan kelamlara, ellerin yazdıklarına sahip çıkmak lazım. Bunun içinde ne gerekiyorsa yapıyor. Şiddet içerikli haberlere, haber metinlerine bile karşı. Neredeyse hiç okumuyor, hiç takip etmiyor onları. İşi üretmek. 

Demek ki gözümüze göz göre göre gösterilmeye çalışılan haberler ve olayları görmek istemeyince psikolojimizi kontrol altında tutabiliyoruz. Bir dostumun artık evimde birer saat okuma günleri yapıyorum. Ben yapıyorum ailem dinliyor demesi bizi acayip sevindirdi. Ne güzel. Kalemi seven genç bir yazar. Duyguları satır aralarında kişiliğini de yansıtıyor üstelik. İşte okuyan herkese bir hisse. 

Ankara’da kitap günlerinde yanında o kadar güzel yüreğin olması onu çok heyecanlandırmış olmalı ki kalem ve kağıt için hergün dua ediyor. Kaçımız ama kaçımız kalem kıymeti biliyoruz, dua eder halde? Geçenlerde birşeyler okurken Türkiye’nin en önemli iş adamlarından birisinin de kaleme olan tutkunluğu epey dikkatimi çekmiş, mübalağasız kaleme olan tutkumu arttırmıştı. 

Kendini kafasını gömdüğü yazılarının içinde kaybeden biri olarak sürekli detayları takip eden yapısı, bol insan öyküleri ve gençler için sosyal sorumluluklar. Gençlerin sorumlulukları git gide ağırlaşmalı günümüzde. 

Kalemle satırlarını buluşturan Solmaz’ın kendi içindeki yaşanmışlıkları, küskünlükleri de çok değil. Oysa hepimiz neden çabuk bıkıp gideriz. Son sözü de söyleyen olmak. Şimdi iyi birer tavsiye, dinlemesini bilene. 

En önemli bir parça, o olmazsa yazamaz, not alamaz ve kanıtlayamazsınız. İçinizden geldiği gibi yazın o zaman.  En özgür haliniz değil mi yazmak? En önemli önemsenen araç, psikologların baş ucu uygulamaları arasında. Hapiste bile aranılan en iyi dost. Bir kalem ve bir sayfa yaprak. Kalem kullanan ellerin hakimiyeti. Kalemle arkadaşlığı hele bir deneyin beyninizi rahatlatıyor. Solmaz’ın dizeleri gibi kimi kitaplar başarımızı perçinliyor. 

Kimi zaman hor görürsünüz kimi zaman ayıbınızı kalemle kapatmaya yeltenirsiniz. Ama kalemsiz bir hayatınız olabilir mi bakın bakalım. Kaleme ne kadar dua etmeliyiz? Bu arada övgüyü hak ettiği için yükleniyorum kaleme. Kalemi çok seven kişide Solmaz’da bana bunu hatırlatınca oh deymeyin keyfimize. 

Bir yazarla bir kalem buluşması. Solmaz Akça’nın en beğendiğim söylemi ise ‘Sesim içimde kalsa da, ellerim konuşacak seninle. Bekle ve kaleme ses veren ellerimi dinle…’deyişi çok bunaldığımdaki kilitleri açıyor neredeyse. 

Gerçeği inkar edemeyiz Allah var. Yeryüzünde kalemin yerini klavyenin tuşları alamaz bunu da bilmeliyiz. Geçenlerde kaleme bu kadar düşkün olacağım aklıma gelmezdi. Ama iyi de oldu uzun zamandır içimi kemiren ve paylaşmak istediğim genç bir kalemi de anlatma fırsatı doğdu.  

‘Ne kalem yazarsız, ne yazar kalemsiz kalabilir.’  

Yazalım mı, çizelim mi, acaba yazabilir miyiz? Acaba yazar olabilir miyiz diye sorular soran bir gençlik bence acele etmeli ve elini biran önce kaleme alıştırmalı. Sevecekleri arasında yanından ayıramadığı kalemini koyarak yoluna devam etmeli. Sonra yazarak terbiye etmeli, kalem gereken dersi verecektir yüreğine. Ve hiçbir zaman umutsuz da kalmayacaktır en üstün varlık insan. 

Cevherler içinde bulunuyorken, koca bir alıp verememe durumu nedendir ki? Toplumda soyutlaştırılan be görülmek istenmeyen kalem bu kadar mı hakikattir? Hele sen senden daha iyi birine neden tahammül edemezsin? 

Kalemi kuvvetli olan da olacaktır, olmayan da. Takıldığım ve malzemesi bol olan konular içinde hiçbir zaman sabitlenmiyoruz.  Biz örnek başarıların altını çizip, gelecek nesillere okunacak şeyler bırakmak istiyoruz diyenlerle meselem. Onun için bir kütüphane dolusu kitap hergün yayınlanıyorken içinden seçip seçip uygulamaya çalışıyoruz ya yaşamlarımıza. 

Yazdıklarımızı saklayacak zamanlarda yok değil. 

Elbet herşey layıkını buluyor. Elleri öpülesi yazarlar, dilimize sahip çıkanlar derken hiçbir zaman umutsuz olmadığımızı ispat eder haldeyim. Gel gelelim yazamazsın, çizemezsin gibi önyargılar yok bizde. Bu ülkede okumak isteyen, çaba sarfeden, hem okuyan hem çalışan hem kütüphaneye gidip okuyan hem kütüphane alışkanlığı hiç kazanmamış olan, gazetelere konu olan, satış rekoru kıran kişiler, böylelerin kitapları yukarıdaki satırlardan gelme değil miyiz? 

Tekrar ediyorum defalarca, imzanızı gözlerinizle attığınız kitaplarınız, sevdiğiniz yazar çizerleriniz ortada varsa bir bilmece hemen çözmelisiniz. Ama herşeyden evvel sevdirmelisiniz. Adı gibi yürekli bir kalem hizmetkarı yüreğine sağlık. Tabi devamı gelsin isteriz.

Aynur AYAZ / Haber 7
a.nur1@hotmail.com

YORUMLAR 2
  • Gofret Aromalı Süt 15 yıl önce Şikayet Et
    Yorumcuları da anlamak zor. Az önce Esra Elönünün yazısındaki yorumları okudum, tabii yazarın sivri dili olunca doğrudan yazara eleştiriler yapmışlardı ordaki yorumcular. Buraya geldim, gayet hanımenedice yazılmış bir yazıya benziyor ancak yorumlar yine diğeriyle aynı tarzda... Yorumcular uzun yazıları ve uzun cümleleri anlamıyor olabilirer... O zaman neymiş: Yazmaya devam, kaleme kuvvet...
    Cevapla
  • Hasan Seyre 15 yıl önce Şikayet Et
    köy mektebinde kız olmak... Elif hanım, okuyucuyu ayrıntıda boğmak yada boğmamak, ikiside tercih edilen bir şeymidir.?birileri sadeliği yalın anlatımı sever, diğeri ise ruhun olaya ne kadar eklediğine bakar. Bu bakımdan bir yazara tavsiyede bulunmak yönlendirme anlamına geliyor galiba.bırakalımda ne yazarsa yazsın..talebin sahibi halkın beğenisi ise ona yüzünü dönerek rezervini açar yada kapatır derler. ancak köy mektebinde kız olmayı.bir erkek ne kadarda açabilir ve ifade edebilir..çünkü o duyguları biz yaşamadıkki anlatabilelim.
    Cevapla