Hayal kurmak nasılsa bedava…
Ufak tefek başımıza gelenler bizi silkeleyecek mi bilinmez ama referandum süreci geçireceğimiz şu günlerde büyük bir kuşağın etkisi de olacak. Hayatımızda en çok kullandığımız iki kelime. Evetlerimiz ve hayırlarımız birbiri ile bu kadar yakın belki de bu kadar uzak. Bundan sonra da hayatımızda bu kelimeleri hatırlar mıyız bilinmez.
Şimdi sistemle ilgili ufak bir örnek vermeyi uygun buluyorum. Diyeceksiniz ki ne sistemi bu?Ama ne sistem ne sistem. Geçen gün açık alanda bir toplantı yaparken dip dibe olan masalarla iç içe girmiş, herkesin birbiri ile olan konuşmalarının çok rahatlıkla duyulabildiği bir alanda, toplantıya oturduk.
Cezaevlerinde mesleki girişimlerle, kendini yeni ve farklı alanlara kaydırıp elde ettiği çalışma ve projeleri hayata somut olarak geçirmek isteyen kardeşlerimizin kendileri için dışarıda yaptıklarından elde edilen gelirleri biraz beni ilgilendirdi.
Çorlu cezaevinde yapılmış el yapımı bisiklet ve motosiklet araçlarının sırtında kocaman bir çanta ile gezdirip, satmaya çalışan adamın suratından şıpır şıpır terler akarak, Allahın o sıcağında belli bir miktarı elinden çıkartıp didinmesi aslında bizler için bir yol değil mi?
Adam yaklaştı ben ilgimi çeken ve meraklısına da hediye edebileceğimi düşündüğüm bir bisikleti kendinden satın almak istedim. Aldığımı fark eden yanımdaki bir İngiliz ve arkadaşının da bu durum ilgisini çekmiş olmalı ki İngiliz’de fark edip benim yaptığım pazarlıkla aldığımın aynısından istedi.
Yalnız adamın her kendisine uzattığını beğenmeyip bu o değil diyerek elinin tersi bir küstahlıkla da itti. Şimdi sabırla bekleme halim. Evet, madem almayacaksın be adam derler bizim oralarda neden adamcağızı Allahın sıcağında uğraştırırsın ki. Hiç mi vicdanın yok. Satma heyecanı ile adam çantadakileri serdi.
Ama adamlar sistem adamı ya ne kalp ne duygu! Aramayın. Olanlar istisna. Yok. Gözümle şahidim işte.
Bizde duygusallık var bizde hayalperestlik var. Biz onlara göre mantıkla duyguyu birleştiren bir toplummuşuz. Adam velhasıl almadı, almadığı gibi de ödediği parasını geri istedi. Şimdi ne derseniz diyin. Ortada bir gerçek var. Yardım, hassasiyet, başarı, motivasyon, umut, hayal gibi kelimeler dünyayı terk etmek üzere.
Ne acıdır ki okullarımızda aslında hayal kurmanın ne kadar mühim ve değerli olduğunu anlatmak için çaba sarf etmek yetmiyor. Nasılsa hayal bedava değil mi? Kim kimin hayaline göz dikebilir? Ya da kim kimin hayalini çalabilir ki? Hayallerinizi gerçeğe dönüştürdüğünüz ve inandığınız anda o sizlerin olmuyor mu? Sevgiyle yetişmiş bir toplum içerisinde hayal kurma oranının son derece yüksek olduğunu vurgulayan psikologlarımızı tebrik ediyorum.
Bizde hayal kurma ayıp diyen bir zihniyet bile var. Ama hayatımızda yanı başımızda hayal kurup başarılarını zevkle kutlayan, anlatan ve paylaşan her yaştan insanımız bizlerin baş tacı.
Şimdi TÜBİTAK için çalışma ve proje hazırlayan hangi genci size anlatsam ya da okullarımız tatile girmesin diyerek hayıflanan başarılı, okuma kampına giren minikleri mi, evlerinden çıkamasalar bile ürettikleri ile evlerini çekip çevreleyen kadınlarımızı mı, mikrokredi davasına inanıp il il bunun sonucunu görenleri mi?
O kadar hikâye birikiyor ve ben mübarek ramazanda bu hikâyelere hızla yer vermeyi inşallah istiyorum.
Türkiye’de artık bir noktaya gelen hak ve hukuk savaşı vermeye çalışan fedakâr birlikteliklerle o yola baş koyan birçok dernek var. Güzel işler ve güzel projeler.
Henüz çok yeni ama getirisi, yaşanacakları ile uzun bir yola giren spikerler derneğini de canı gönülden kutlamak lazım. Başlarına soğukkanlılıkla gelebilecek her olaya karşı takındıkları tavır son derece yumuşak. Mesleki birliktelikler ve geleceğe hayalinin mesleğini yetiştirmek için tüm sorumluluklara şimdiden evet demişler.
Her gün evimizdeki televizyonu öyle ya da böyle açıyor ve evinizin içinden biriymiş gibi dinlediğiniz spikeri de sizin tayin etme şansınız varken, artık dedik ya hayal kurun nasılsa bedava diye.
Yakında hayal ettiğiniz kişiler, ekranlarda görmek istedikleriniz size dinlemeyi arzu ettiğiniz, görmeyi de istediğiniz şeyler izlettirecek. Bunun sinyalini eminim hepimiz alacağız. Benim hala umudum var çünkü.
Yani artık içine girip, kendinizi o dünyada hissetmeniz gereken bir noktada kendinizi kaptırmadan sürekli hayalinize ulaşmanız için üretmeyi gerektirecek işler peşinde koşmayı tercih eder olacağız, belki de yaşamdan böyle bakarak keyif almayı deneyeceğiz kim bilir. Bizim ki yani benim ki sadece bir ufak hatırlatma işte, gülümseterek.
Aynur AYAZ / Haber 7
ayazaynur1@gmail.com
-
Hasan Seyre 15 yıl önce Şikayet Ethayallerimizide zincirlemek..?. her sistem kendi ideolojisini dayatır ve öyle düşünmemizi ister..Bu iyimidir veya kötümüdür diye matematiksel 0 ve 1 denilen doğru ve yanlış argumanıyla olaylara bakmak ve kritize etmek bana göre yanlışların başında geliyor..Ya siyahı seç yada beyazı..Ya Kapitalizmden yana Komunizm den..Ya Hiristiyansın ya Müslüman..Ya günahtan yanasın yada sevaptan..ya Tanrıdan yanasın yada Şeytandan. ya Kapalısın yada mini etekli gibisin gibi İKİ UÇ tan birini seç denilen dayatmadır..sanki aradaki görüşler doğru değilmiş?Beğen
-
Cafer UÇA 15 yıl önce Şikayet Etyazar Aynur AYAZ hanfedi TEŞEKKÜRLER. Güzel biryazı ve gerçek. Sorunumuz işte bu noktada başlıyor. Bir çok basın ve tv ler öğle bir yazı ve proğramlar sunuyorlarki. Genç nesili tamamen etkileri altına alıyor ve hayelleri (yazınızda anlattıgınız İngiliz in durumu ve fazlası) başta bu aile içersinde etkili oluyor.Adını bazıları kuşak çatışması diyor. SEVGİ,SAYGI ve ADALET YÖNÜNDE KUŞAK ÇATIŞMASININ OLMASINI KABULLENEMİYORUM. Ama malesf bunlar işleniyor.Uçuk kaçık perili,büyülü entrika dolu hikayeler vs.LÜTFEN GENLİĞİ UYANDIRINBeğen