Köpek gibi ısırmak mı, yılan gibi sokmak mı?
Laflar bir bir söylensin ve geri dönmesin. Ağzımızdan çıkan sözler hayatımızı şekillendirmez mi sanıyoruz acaba?
Kadınlarımızın ve gençlerimizin ne kadar önemli olduğunu yıllarca söylediler ama ellerinden tutanların sayısı? Bugünde yarında geçerliliğini muazzam bir şekilde göreceğiz. Bir kendimize bir de etrafımıza bakma çabası hali...
Galiba birde son zamanlarda hayvanların eli, kolu, gözü, ayağı olduk. Yoksa olmadık mı? Biz bizim ötemizdekileri takip ederek güncelleniyoruz ya.
Bir insanı, ne oturduğu yeri ile ne de cebindeki parası ile satın alıyoruz. Günümüze kalırsa kullandığın telefonun, bindiğin aracın bile önemi var.
Ne ilginç...Hayvanlar kendi aralarında böyle bir muhabbet yapsa nasıl olurdu?
Öğretememişsek bizim suçumuz. Toplumda toplumun değişmez kuralı ne? Ne kurallar icat ediyoruz hergün? Geçti o dönemler, geçiyor.
Moda değil üst,baş, telefon, binilen araç...Moda artık takip edilmesi gereken iletişim. İletişim çağı...
Türkiye son yıllarda çevresinde konuşamasaydı ne bu kadar olumlu tepki, dikkat çekerdi ne de gündemde kalmayı becerebilirdi? Öyle ya konuşmaksa ilaç. Herşey konuşulsun. Bilen de bilmeyende. Lakin konuşmayı bilmiyorum diyende desin ve öğrenmek için çaba sarfetsin.
O da kendini güncellesin de güncellenmemiş kişi kalmasın civarda. Yıllarca kelime darbeleri ile geri gitmedik mi? Hatta kelime oyunları içimize işledi.
İçerde dışarıyı tahlil etmek zorunda kalanlar, dışarda ise içerdekiler mevzusu epey zaman kaybı olmuştur. Şuna acil ihtiyaç var belli ki. Konuşma dersini hatta iletişim derslerini meclis çatısı altına da acil olarak almak. A'dan Z'ye konuşarak, yüz yüze sağlıklı iletişim sağlamak. Mesele çocuk yaşlarda, ailenin yapamayacağını devletin yapması... Herşey güvence altına alınsın. Aile ve sosyal politikalar bakanlığımız canla başla yol açıyor, takip edin çok çalışıyor. Herşeyin başı aile olunca sırayı kendilerine vermek haksızlık olmaz sanıyorum.
***
Zaman kaybetmişiz, bütünleştirmek için. Sanki hiç ölmeyecek gibi yaşıyoruz ya...Bir insan yetiştirip bildiklerimizi paylaşsak değişimin olacağı korkusu ile yıllarca disiplin içine sokmuşuz kendimizi. Hatta çok disiplin diyenler içinse askeri okullar bir çıkış yolu olmuş. Atadan, dededen askeri okul sevgisi taşıyıp çocuklarınında devamı bu şekilde ilerlemiş, ilerliyorda. Kara, deniz ve havaharp okullarımızın eğitimini yurt dışındakilerle asla mukayese bile etmiyorum.
Lakin bazen o disiplin halkın içinde tabu sanılmasın. Herşeyi öğrenip, öğretelim. Bu her değişime inanmayanların oturdukları yerden tek bir taş bile kaldıramayacağını savunanları artık hareketlendirsin.
Artık güncellenme zamanı!!!
Duyan duymayan kalmasın...
***
Bir kalabalık toplantıdayım ve kadınlarımızla koyu bir sohbet içindeyim diyor sevdiğim bir dostum. Her yaştan ve her kesimden. Sohbette biri diyor artık ne evde tat tuz kaldı, bir diğeri üç yaşındaki çocuğun ağzından çıkanların ne kadar manidar olduğunu anlatırken, bir başkası hayat okulu ama ne kadar yasaklarla yetişmişiz itirafını yapıyor diyerek anlatmaya başlıyor bana. İşte yurdumun insan manzarası ve hikâye zenginliği.
"O ayıp", "sakın onu elleme", "ona dokunma" eyvah eyvah. Kaç kuşak geçirdik.
Şimdi 1980'ler öncesi ve sonrası. 1980'lerin sonuna yetişenlerin anlattıkları ve ayrı bir merak tutkunları olurken, hayatımıza merhaba diyen özel kanallar. Günümüzdeki etkileşimden daha az etkilenildiği hemen farkediliyor.
Bakın şimdi 1980 sonrası neredeyse otuzlu yaşlardakilerin sırtındaki sorumluluklara. Bu gençlerimizin bir çoğu şimdilerde anne ya da baba oldu.
Genç, orta yaş arası hayatın tam güncellenme anında. 1980'ler sonrası içinde her grup ve düşünceye mensup kendini her alanda yetiştirme bahanesi ile telaşı olmayan ara kuşak halen umutsuz değil yalnız.
Şiddetin orta yerinde büyüklerinden ikaz ve uyarılarla yetişen bir kuşak da var.
***
Başarı öyküleri arasında birinin bir diğerinin ayağını kaydırmasına bile gerek kalmadan kendi iç güven duygusundan yoksun olanların da vay hallerine diyerek geldiler. Ama ne kaldı onlardan, saygı azda olsa kaldı. Sevgi hafif darbe aldı ama yoluna düşe kalka devam etti.
Sanki hayatta kimseye birşey öğretmeyerek, birilerinin yollarına taş koyarak engelleme çabası geleceklerini satın almalarına yetecek bazılarının. Şekilleri, yaklaşımları dönemine göre farketmeyen ve kendini yıllara göre güncellemeyenler var aramızda, onlarda en az bizim kadar yaşayıp nefes alıyor, kimisi evimizi bahçemizi süslüyor, kimiside kimine dost oluyor yalnızlığını unutturuyor. İşte hayvanlarımız. Bir diğer canlı grubu, yanlış duymuyoruz onların iletişimi hiç değişmiyor nedense yüzyıllardır. Asla değişemeyecek de!
Günümüzün kendinden büyük ağabey ve ablalarına örnek olabilenleri çıkıyor gençlerimizin. Umutsuz gibi bakılan 90'lılar hatta milenyum olarak adlandırılan çağın çocukları ise kendi nesillerince iki şeyden uzak gibi görünüyor."sevgi", "saygı"...Onlar iç acıtan, şeffaf söylemleri, netlik kazanmış bazen değişkenlik geçiren ilişkileri, bilinmedik entegre olması kolay terimleri, değişik espirileri, bir kısım baba saltanatı, bir kısım ukalalık naralarını seviyor. Kedi gibi tırlamak, köpek gibi havlamaktan zevk aldığını söyleyenler bile var aralarında. Bu nasıl iş demeyin. Onlar tartışmanın şekline son noktayı biz koyarız diyor. Kendi aralarında tehditlerinin çoğu, ya babasının kendine sağladığı saltanata dayalı yaşamla, hiç varlığını kaybetmeyecek maddi egosu, yarım yamalak gidilen ülke kültürlerinden kalma maalesef eğlence algısı, yaşam biçimine dönüştürdüğü artık ya da eksik duyguları, gereksiz bulduğu ve dinlemekten sıkıldığı başarı öykülerini tartışır halde. Bazılarına göre, içimizde o kadar çok var ki. Bunlardan birhaber olanlarsa televizyon dizileri ile öğreniyor, özeniyor.
Çok basit iki kelime yok olmaya yüz tutuyor sahip çıkılmazsa. Sözlük anlamları bile çok basit oysa.
Şimdi kalabalık bir toplantıya gittik, sohbetler arasında o kadar konuşmaya, anlatmaya siz diyin aç ben diyeyim iletişim meraklısı, gözleri gözbebekleri büyüyen insanlarımız vardı ki. Tek tek, ilmek ilmek dokumak gerekiyor. Yukarıdaki satırlardakileri eleştirmek yerine onlarıda kazanmak var. Onlar neden öyle diye yargılmamak, bakışlarını ve bakış açılarını değiştirmek için bıkmadan anlatmak var. Kim var, kimler var?
Var mısınız çevrenizden başlamaya?
Köpek gibi ısırmak mı, yılan gibi sokmak mı? Ne diş geçiren köpek sıfatına bürünmek ve insanlığımızdan çıkmak, ne de yok saymak biz gibi düşünmeyenleri. Yılan gibi sokmak değil laflarla, incitmeden empati yapmak bugünün tedavisi.
Aynur Ayaz - Haber 7
ayazaynur1@gmail.com