Başta kendimize Fransızız ya!
Kardeşim suçlu ama ona bakmak için cezaevine girip bakıyorum diyenlerin, elini yüzüne vurup iftiradan kaçanların, aaa bu memlekette iyilerde mi kalmış diyenlerin arasında yaşamak nasıl bir duyguysa bizimki de o işte.
Ne umutsuz, ne çok heyecanlı. Başımıza gelenleri her gün evimizin bir köşesinde konuşur olduk.
Önce mutfak, sonra salon en son yatak odasıydı şimdi duyduğum kadarı ile sıralama da değişmiş. Konuşa konuşa gaza gelmek yani.
Şimdi adını bile ağzımıza almak istemiyoruz bir Avrupa ülkesinin. Malum tahmini zor değil. Aylardır gündemimize düşmüş kimse bir haber de değil.
Elimizdeki özgürlüğün kıymeti için, nasıl şükür etmek gerekirse haydi şimdi edelim. Farklı ve özel bir ülkenin evlatlarıyız. Her ne kadar bilinçli olup tatil diyerek sadece birkaç saat uzakta, kiminin Avrupa kaçamağı olsa da Fransa, meğer ne çok karşıtı varmış. Gidenler de arkasından konuşabiliyor
Dünya bir şekilde oyunlarını bizde denemek istese de, dünya medyası gözünü yine bize çevirsin de biz birbirimizi yemekten çekinmeyelim hatta utanmayalım. Nasıl yani? Olası bir tablo istemiyoruz böyle. Artık şuan değil gelecekten bahsediyoruz.
Geçen gün izlediğim ve bir kez daha iftihar ettiğim manzaralardan birine şahit oldum. Aile ve sosyal politikalar bakanımız Fatma Şahin, haber kanalının birinde moderatörlüğünü Canan Barlas'ın yaptığı programa konuk olmuştu. İki akademisyen, işinin uzman kişileri de orada hazır halde bakanı ağırladılar.
Gerçekten konuşulması gerekenlerin, sorulması gerekenlerin olduğu bir konuşma platformu düşleyin öyle. Oldukça tarafsız bazen acımasız.
Aslında olması gerekenler hoş bu ya. Ama insanoğlu bizler duyunca birkez daha mutlu oluyoruz işte. Ailelerin çözüm bekleyen konu başlıklarını büyük bir titizle katıldığı programda ifade eden bakanımız özellikle kadınlarımız konusunda yaptığı, yapacağı çalıştayların bu gidişle çok hızlı geriye dönüşlerini alacaklarını söylerken, umudum çok arttı.
Hatta konuşmaların içerisinde "Türkiye çok sabırlı ve bu zor süreçleri artık daha demokratikleşme yolunda aşıyor" demesi, son yaşananların sanki ispatı gibiydi.
İşinde başarılı ve uzman insanların nasıl istihdam edileceği yönünde ise gereken her ne varsa yapılacaktır şeklinde konuşmalarını sürdürdü.
Verdiği en ilginç örnek epey dikkatimi çekti.
"Bundan uzun yıllar önce değildi sadece yine 2000'li yıllar içerisinde ben bir yere toplantıya gideceğim meclis de odamdan notlarımın bir kısmını aldım lakin bir notum meclisteki odamda kalmış onu almak için bile odama rahat rahat giremiyordum kapıda asker bekliyordu". "Biz böyle dönemleri geçirdik". Aslında bakıldığında neler neler atlatmadık ki? Aynen öyle.
Başa gelmediğinde, uzun kuyruklarda su beklemeler, odun ve kömürlü sobaların düne kadar havayı bürüdüğü siyah renkleri unutmadıkki biz. Evlerde kaplarda susuzluk çekmemek için tedbir alıp dolduranlardan tutunda, körfez savaşının gerçekleştiği yıllarda en kalabalık ve iş yapan büyük marketlerin raflarının nasıl boşaltıldığını, televizyon kanallarının nasıl sığınaklara kaçılması gerektiği dönemleri de hafızalarımız unutmasın yani. Bunlara Fransız kalanların tamamını anlamak zaten manasız olur.
Anlatılmayan, okumayan hatta araştırmayanlar için kısa yöntemler de var artık teknoloji bir zahmet kendilerine yardımcı nasıl mı? Bir tıkla. Bunu bilmeyen yok gibi.
O zamandan kalma videolar, merak edilmesin taş plakları andırır cinsten değil hem üstelik yakın gelecek ibareli.
Artık cep telefonlarından akıllı evlerin kumanda edildiği bir yüzyıl içindeyiz.
Fikirlerin git gide kıymetli olacağı zamanda bence fikir kütüphanemizi bizi anlayanlar için kullanalım. Avrupa Birliği ve etrafındakilerin olumsuz tesiri bize gaz vermemeli yani.
Yalnız ailecek oturulan sofra adabında sorulan bir soru varsa bilenler lütfen yanıtlasın. Akılları zorlayacak bir nesil yetişirken her şeyi öğrenmeye, bilmeye hakları var.
Onları neden okumuyorlar, ilgisizler diye acımasızca eleştirmek yerine biraz yapıcı tenkitlerle iletişim kurma zamanı. Arada köprüyü sağlayanlar ise işi bizim gibi kalem tutanlar.
Çok medeni dediğimiz ve nüfusu bizler kadar etmeyen Fransa için herkes konuşuyor. Bir davamız var diyerek yola çıkıp üzerine bir de seviniyorlar. Geçmişten acıları çok olacak ki bu mesele ile avunup seviniyorlar... Çok garip!
Burada ne yapmamız lazım sorusunu birey olarak sorarken, işe kendi çöplerimizi kapılarımızın önünden temizleyerek başlasak diyorum.
Gözlerimiz artık dünyanın içinde gibi. Giyimle, kuşamla ve değişen sosyal hayatlarla ne kadar güncellenmiş gibi dursak da, iç yapımız, aile kavramımız ve ülke bütünlüğümüz konusunda kimseye laf ettirmemenin bizim geleceğimiz açısından da manevi değerlerini bilmeliyiz.
Galiba kendimizi tanıma yolunda bu başarıyı elde etmek zorundayız. Kendini tanıyıp saygı duyanların, başkasına ayıracak hem zaman hem de saygıları olur inancımı hala muhafaza ediyorum. İstedikten sonra, nasıl dünyaya alanında meydan okuyoruz. İçimizdeki sektör cevherlerini yeni keşfediyoruz. Bilim ve ilim insanlarımız artık ülkelerine dönsün ve bu miladı bence şaha kaldırsın. Son günlerde tıptaki yapılan Türkiye'de ilk olma özelliği taşıyan ameliyat ne son olur ne de durur. Yüzünü sürekli bize tutmaktan sıkılan sözüm ona meşhur Avrupa, yaşlanan nüfusunu gençleştiremeyeceği gibi adeta kendisine Türkiye'den gelen birbirinden başarılı bu gerçeklerle umarım ne yaptığının farkına varır.
Alkış tutulması için değil son gelişmeler, kimseye yanlı olmak içinde yapılmıyor. Birazcık inancı olan ve vicdanının sesini duyanlar bile bu ülkenin ne kadar büyük bir nimet olduğunu anlar ve çabucak farkına varır. Kolay değil bu ülkeyi yönetenlerin psikolojisini anlamak, empati biraz da sağduyu. Başta kendine tabiri caizse Fransız kalanın bana ne gibi faydası olur ki diyerek yola çıkılmalı. Önce kendine, kendi kadar sevdiği ailesi ya da çevresine faydası olsun, gerisi gelir zaten.
Aynur Ayaz - Haber 7
ayazaynur1@gmail.com