Tecavüz etmiyor muyuz?
Günümüz hastalıklarından kabul eder hale geldim artık “anlayışsızlık, laubalilik, sahtekârlık, özentiyi”. Hiç kimse kusura bakmayacak, kusura kendimiz bakalım. Hatayı nerede yapıyoruz onu değerlendirelim.
Her gün ağlayan ve acı içinde kıvranan milyonlarca insan ve milyonlarca çocuk var. Tuzumuz kuru diyerek ilerleyenler, işini ailesinden önce önemseyenler ve diğerleri.
Tecavüz etmiyor muyuz? Diline, milletine zarar verenler kendilerini düzeltemedikten sonra kaldı ki düzeltmek nasıl bir çalıştay gerektirir? İllâ bizim tecavüzden anladığımız gerçek anlamı mı olmalı? Nasıl yorulacağız diye düşünmek yerine demode olan programlarla ilerlemeyi tercih ediyoruz. Dibimizde olan olaylar ve kanlı manzaralar. Yahu değişmeyecek mi?
Kendilerini zor ayakta tutmaya çalışan ve ev geçindirenler, emeklilerimiz ve evlatlarını kaybeden şehit anaları.
Bir yandan devlet sanatçısı ama halkın gönlünü kazanmış büyük üstat Allah gani gani rahmet eylesin. Mütevazı kişiliği ile rahmetli Neşet Ertaş kıymetli sanatkârımız. Bu yıl ne çok değerimizi, büyüğümüzü kaybettik. Enternasyonal işlerden bahseden bizler bazen birbirimizin alanlarına saygı duymak yerine bile çekememezlik uğruna bir anda tecavüz ettiğimiz alanları bir düşünsek ya! Nerelere sözle tecavüz etmişiz? Kimlerin ahını almışız? Kimlere eziyet etmişiz? İçimizdeki iç hesaplaşmadan bile banane diyen bir toplumun bunları söylemeye azıcık olsun utanarak yüzü olmalı.
Okuduğumuz her bir makalenin ana fikrini yazıp, konuşmak kolay. Ülkemizin zenginliğinin acaba sadece doğal kaynaklarında var olmadığını her çeşit insanında bulunmasının bir zenginlik olduğunu unutuyor muyuz? yoksa ne zaman kabul edebileceğiz. Her zaman ki gibi atıp tutmak ve yaşamak, ana felsefe olmamalı derken ortak akılla, akıl veren ve dibine olayları sürükleyen sözüm ona iş erbaplarına da söylenecek tek lafım yok. Demek ki galeyana getirmek hedefleri hiçe saymak ve yaşadığı bu toprağa saygı bile duymuyorsa yazık! Oysa büyük suç “tecavüz” kelimesini bile ağzımıza almak ne kadar yoruyor ve korkutuyor öyle değil mi?
İşte oğlunu gözü yaşlarla askere bu vatan için gönderen bir ana yerine koyun kendinizi, kimi zaman dolabınız tam takır kuru bakır olmuyor mu ve cebinizde beş kuruşunuz kalmadığı günleri düşünüyor musunuz hiç, kimi zamanda her şeyiniz var ve mutsuzsunuz, paranızı harcayacak yer bulamadığınız da oluyor mu? “acaba”, “neden” sorusunu sorun kendinize.
Yeter artık! YETER!
Ağlamasın dediğimiz analar ağlıyor, ordan buradan şuradan yazık oluyor diyerek ardından bilmedikleri için başına olumsuz olaylar gelenleri hatırlayın azıcık. Uzağa gitmeyin geçen sene ne yaşadınız ve bu yıl neredesiniz düşünün. Okumak, sağduyusuz kalmak ve en sıkıntılı hallerden biri “banane” kelimesi. Kullanmayın kardeşim. Kullanmayınız.
Sana dokunmayan yılan bugün dokunmaz belki lakin o yılanı deliğinden çıkaracak milyonlarca sebebimiz var bu ülkede. Çalıştığınız yerde, evinizde herkesle aynı fikirde misiniz, birbirinize gerçekten sözde mi yoksa yürekten mi bağlısınız? Bağlanın, yürekten sevin ne olur ki? “Sevmek suç mu?” Bazen çok uzaktan size öyle güçler gelir ki siz kendinizi yeniden keşfeder ve her şeyin üstesinden de gelebileceğinizi düşünürsünüz. Bu çok doğru. Denediniz mi? Akıl satırları satmıyoruz. Yalnız aynı cümleleri yazanları, yazmaktan bıkanları bırakın bir kenara.
Tecavüz etmiyor muyuz? Hakkına girdiklerimiz, düşüncesizliklerimiz, menfaatlerimiz ve diğerleri. Şimdi biz tecavüz etmiyor muyuz? Ufacık çocuklarımızı hala evlendirip, kendi ellerimizle ateşe atmıyor muyuz?, çocuklarımızı zorla işe yollamıyor muyuz?