İsrail BAE'ye Demir Kubbe mi konuşlandırdı?
Son günlerde en dikkat çekici gelişmelerden biri, İsrail ile Birleşik Arap Emirlikleri arasında giderek derinleşen güvenlik ilişkisi...
Özellikle İran'la gerilimin yükseldiği bir dönemde, Abu Dabi-Tel Aviv hattında askeri koordinasyon seviyesine yaklaşan bir yakınlaşma mevcut.
İsrail merkezli medya kuruluşları ve bazı Batılı kaynaklara göre Tel Aviv yönetimi, İran'ın düzenlediği öne sürülen saldırılar sırasında BAE’ye doğrudan hava savunma desteği sağladı. İddialara göre yalnızca istihbarat paylaşımı yapılmadı, aynı zamanda İsrail’in Demir Kubbe sistemleri ve Iron Beam lazer savunma teknolojisinin bazı versiyonları da Emirlik topraklarına gönderildi. Hatta sistemi işletmek için İsrailli askeri personelin bölgede bulunduğu öne sürülüyor.
Eğer bu iddiaların önemli kısmı doğruysa, bu durum Abraham Anlaşmaları sonrası kurulan İsrail-BAE ilişkisinin artık normalleşme seviyesini geçtiğini gösterir. Çünkü burada mesele artık turizm, yatırım ya da diplomatik temas değil, ortaya çıkan yapı doğrudan bölgesel güvenlik ortaklığına benziyor.
YENİ BİR İTTİFAK KURULUYOR
Son haftalarda İran’ın BAE enerji altyapılarını hedef aldığı saldırılar bu süreci daha da hızlandırdı. Özellikle Abu Dabi Ham Petrol Boru Hattı’nın ve Füceyre hattının hedef alınması kritik bir kırılma oluşturdu. Çünkü bu hatlar, Hürmüz Boğazı'yla beraber Körfez petrolünü dünya piyasalarına ulaştırabilecek en stratejik alternatiflerden biri olarak görülüyor.
İran'ın bu süreçte verdiği mesaj oldukça netti:
“Körfez’de alternatif enerji koridoru kurarsanız, onu da vururuz.”
Bu durum BAE açısından rejim güvenliği seviyesinde bir alarm oluşturdu. Çünkü Abu Dabi yönetimi uzun süredir kendisini Körfez’in finans, lojistik ve teknoloji merkezi olarak konumlandırmaya çalışıyor. Böyle bir modelin işlemesi içinse istikrar algısının korunması gerekiyor. İşte İsrail yakınlaşmasının temel nedeni de burada ortaya çıkıyor...
Demir Kubbe, Arrow ve David’s Sling sistemleri yalnızca teorik projeler değil; Gazze’den Lübnan’a, Yemen’den İran’a kadar farklı tehdit katmanlarında aktif biçimde kullanılmış sistemler. Elbette hipersonik füzelerin bir bölümü bu engelleri aştı. Bunu da unutmamak gerekiyor.
Öte yandan BAE’nin İsrail’e yaklaşımı, tam olarak bu nedenle ideolojik değil, pragmatik ilerliyor. Abu Dabi artık güvenliği yalnızca Amerikan askeri varlığı üzerinden tanımlamıyor. Daha esnek, teknoloji odaklı ve çok katmanlı bir savunma modeli kurmaya çalışıyor.
SUUDİ ARABİSTAN'LA YOL AYRIMI
Son dönemde Türkiye ve Pakistan'la yakın ilişkiler geliştiren Suudi Arabistan’la BAE arasında oluşan fark giderek büyüyor. Riyad son dönemde İran’la tansiyonu düşürmeye çalışan daha kontrollü bir çizgi izliyor. Bunun en önemli nedeni Yemen savaşının sebep olduğu maliyetler.
Husilerin yıllarca sürdürdüğü füze ve drone saldırıları, Suudi Arabistan’a çok net bir gerçek gösterdi: Devasa petrol gelirleri bile modern asimetrik saldırılar karşısında kırılgan hale gelebiliyor.
2019’daki Abkayk saldırısı bu açıdan dönüm noktasıydı. Dünyanın en korunaklı enerji altyapılarından biri kabul edilen tesisler birkaç drone saldırısıyla ciddi şekilde devre dışı kalmıştı. Suudi Arabistan İran’la kontrollü denge arıyor. BAE ise İran’a karşı teknolojik caydırıcılık inşa etmeye çalışıyor.
Bu yüzden iki ülke arasındaki stratejik mesafe son dönemde daha görünür hale geldi. Özellikle Yemen dosyası burada kritik rol oynadı. Suudi Arabistan merkezi Yemen hükümetini desteklerken, BAE uzun süre Güney Geçiş Konseyi gibi kendi etki alanına yakın yapıları destekledi. İki ülkenin desteklediği grupların zaman zaman karşı karşıya geldiği dönemler yaşandı ve buradaki çatışmalardan Riyad net bir galibiyetle ayrıldı.
Bugün bu ayrışma enerji politikalarına kadar taşınmış durumda. BAE’nin geçtiğimiz günlerde OPEC’ten ayrılması aslında yalnızca petrol kararı değil, aynı zamanda jeopolitik bağımsızlık mesajıydı. Tabii yine Trump yönetiminin desteğiyle... Belki de kontrollü bağımsızlık!
Abu Dabi uzun süredir Suudi Arabistan merkezli üretim kotalarından rahatsızlık duyuyordu. Kendi kapasitesini artırmayı amaçlayan BAE, Riyad’ın petrol piyasası üzerindeki belirleyici etkisini sınırlamak istiyor. Emirlik, OPEC’ten çıkışın kimseye karşı olmadığını söylese de, bölgedeki birçok analist, bunun doğrudan Suudi Arabistan’la yaşanan stratejik ayrışmanın sonucu olduğunu düşünüyor.
Bartu Eken / Haber7
-
Anadolu Kartalı 1 saat önce Şikayet EtBAE'nin gittiği yolun ucu ne jeopolitik ne de kontrollü bağımsızlığa çıkar, BAE'nin gittiği yolun sonu soykırımcı siyonist işgal rejiminin kucağıdır!Beğen
-
Hasan elçin 3 saat önce Şikayet EtBAE intihar ediyor seseneBeğen