Irak'ta yeni bir savaş kapıda mı?
Hepimiz zaman ayarlı bombanın doğru kablonun kesilmesiyle sona eren bir aksiyon filmi izlemişizdir. Türkiye'nin güney komşusu Irak için geri sayımın başladığı günlerdeyiz. Peki doğru kablo kesilecek mi? Türkiye ile son dönemde iyi ilişkiler geliştiren, ABD Başkanı Trump'ın övgülerini alan Irak Başbakanı Ali el-Zeydi, ülkedeki silahların devlet kontrolünde toplanması için yasa hazırlanması talimatını verdi. Irak hükümeti 30 Eylül'den sonra devlet kurumları dışında gerçekleştirilecek silahlı faaliyetlerin Terörle Mücadele Kanunu kapsamında değerlendirilebileceğinin sinyalini verdi. Irak'ta on binlerce İran destekli silahlı milis bulunduğu biliniyor. Bu yüzden aslında beklenen bir hamle yapıldı ve Devrim Muhafızları Kudüs Gücü Komutanı İsmail Kaani Bağdat'a ziyaret gerçekleştirdi. Hem Iraklı siyasilerle hem de Şii silahlı grupların komutanlarıyla görüştü ve iddialara göre "Silahları şimdilik teslim etmeyin" talimatı verdi.
İran, ABD işgalinin ardından sahip olduğu kazanımı kaybetmek istemezken Zeydi yönetimi daha fazla bağımsızlığın peşinde. Bu iki cümle arasındaki mesafe, önümüzdeki dönemde Irak'ın yaşayacağı güç mücadelesini anlatmaya yetiyor.
30 EYLÜL'DE NE OLACAK?
Takvimde özellikle işaretlenmesi gereken tarih ortada.. Silahlı gruplara verilen sürenin dolmasına ek olarak ABD öncülüğündeki koalisyonun Irak'taki muharip misyonunun sona erdirilmesine ilişkin süreç de kritik aşamaya geliyor. Amerikan askerleri çekildiğinde İran'ın "İşgal devam ettikçe direniş sürecek" gerekçesi ciddi biçimde zayıflayacak. El-Zeydi'nin silahların devlet kontrolünde toplanması konusundaki ısrarı bu nedenle sıradan bir güvenlik reformundan çok daha büyük anlam taşıyor.
Irak devleti kendi topraklarında yeniden savaş ve barış kararının tek sahibi olmaya çalışıyor fakat bunun gerçekleşmesi İran'ın son yirmi yılda Irak'ta kurduğu sistemin önemli bölümünün çözülmesi anlamına gelir.
TAHRAN NEDEN DİRENİYOR?
İran açısından Irak'ın değeri son birkaç yılda daha da arttı çünkü Tahran'ın bölgesel nüfuz mimarisi ciddi darbeler aldı. Baas yönetiminin devrilmesiyle İran Suriye'deki en önemli stratejik alanlarından birini kaybetti. Tahran'dan Irak'a, oradan Suriye üzerinden Lübnan'a uzanan kara koridoru büyük ölçüde parçalandı. Hizbullah ağır askeri ve siyasi baskı altında. İsrail İran'ın bölgesel askeri altyapısını doğrudan hedef alıyor. Böyle bir tabloda Irak, İran açısından sıradan bir komşu olmaktan çıkıyor. Tahran'ın Arap dünyasına açılan en önemli nüfuz alanlarından biri haline geliyor. Kataib Hizbullah ve Nujaba gibi grupların değeri de burada ortaya çıkıyor. Bu örgütler İran'a Irak içerisinde askeri caydırıcılık sağlıyor veya bölgedeki hedeflere karşı baskı kapasitesi oluşturuyor ve kriz dönemlerinde Tahran'ın doğrudan savaşa girmeden güç kullanabilmesine imkan veriyor.
Silahların tamamen Irak devletinin kontrolüne geçmesi bu mekanizmayı ciddi biçimde zayıflatır. Kaani'nin Bağdat ziyaretinin zamanlaması bu nedenle önemli. İran'ın aktarılan mesajı doğrudan Irak hükümetiyle çatışmaya girilmesini istemiyor olabilir. Çünkü böyle bir savaş Şii siyasi sisteminin kendi içinde parçalanmasına yol açabilir. Fakat silahların teslim edilmesini de istemiyor. Tahran'ın aradığı formül belli: Milisler kalsın, silahlar kalsın ancak Bağdat'la savaş çıkmasın. Irak hükümetinin kurmaya çalıştığı yeni devlet düzeninde bu üç şartın aynı anda devam etmesi giderek zorlaşıyor.
ASKERLER GİDİYOR DOLARLAR GELİYOR
Washington'ın Irak politikasındaki değişim de bu noktada dikkat çekici. Ali el-Zeydi'nin başbakan olduktan sonraki ilk dış ziyaretini ABD'ye yapması tesadüf değildi. Trump yönetimiyle yapılan görüşmelerde İran'a yakın milisların geleceği, Irak'ın enerji bağımlılığı ve Amerikan şirketlerinin ülkedeki yatırımlarının artırılması öne çıktı. Zeydi ardından Tahran'a gitti. Bu ziyaret sıralaması bile yeni Irak hükümetinin kurmaya çalıştığı dengeyi anlatıyor. Bağdat İran'la savaşmak istemiyor. Ekonomisi, askeri kapasitesi bunun için henüz yeterli değil. Irak'ın iç siyasi yapısı zaten buna uygun değil ancak İran'ın Irak içerisindeki silahlı hareket alanını küçültmek istiyor bu da bir gerçek…
2003'ÜN PARADOKSU
Irak tarihinin en büyük ironilerinden biriyle karşı karşıyayız. ABD 2003 yılında Saddam Hüseyin'i devirdiğinde İran'ın önündeki en büyük bölgesel rakiplerden birini ortadan kaldırdı. DEAŞ bölgede yayıldığında İranlı milislere hummer ve hava desteği verdi. Amerikan işgali sonrasında kurulan siyasi sistemde Şii partilerin ağırlığı arttı. İran bu partilerle ilişkilerini geliştirdi. Devrim Muhafızları Irak'taki silahlı gruplarla güçlü bağlar kurdu.
Aylar, yıllar ilerledi. Amerikan askerleri Irak'taki muharip misyonlarını sona erdirmeye hazırlanırken Bağdat, İran'ın ülkedeki en önemli güç araçlarından biri olan devlet dışı silahlı yapıların üzerine gidiyor. Bu kez Washington'ın amacı Irak'ı askeri olarak kontrol etmekten çok, Bağdat'ın Tahran'dan bağımsız hareket edebileceği bir sistem kurmasına yardım etmek gibi görünüyor. İran bunun farkında. Tahran Irak'ta yirmi yılda kurduğu nüfuz mimarisinin geleceğini korumaya çalışıyor. Bağdat ise belki de Saddam sonrasındaki dönemin en zor devletleşme sınavlarından birine hazırlanıyor.
-
Ebuyasir 5 saat önce Şikayet EtDireniş sürecek ABD ve işbirlikçileri istemese bile bundan geri dönüş olamaz.Beğen
-
İbrahim 8 saat önce Şikayet Etİran taraftarları devlet içinde paralel devlet ve paralel ordu kurmuşlar. Hiçbir devlet bana müsaade etmez.Beğen
-
okur 10 saat önce Şikayet Etgerçekten paradoksmuş.abd nin gücü arttığında iranın gücü de artmış, bir avuç kürt cumhurbaşkanı olmuş ordu kurmuş, şimdi iran yanlılarının silahlarını toplama zamanı.kimin için tramp için israil için kürt için.yazılarda görünmeyenler gerçekte ağırlığı gittikçe artanlar.odadaki timsahı görmeyip uyuyo muamelesine devam.irana karşı niye kürt kozunu kullanmadı abd, dinç kalsın yıpranmasınBeğen Toplam 1 beğeni
-
Misafir 10 saat önce Şikayet EtYa Irak'ın kuzeyinde ne olacak peşmergeler devam edecek miBeğen Toplam 3 beğeni