Bartu Eken
Bartu Eken
HABER7 YAZARI
TÜM YAZILARI

Netanyahu giderse barış gelecek mi?

GİRİŞ 25.10.2026 GÜNCELLEME 25.10.2026 YAZARLAR

İsrail'de 27 Ekim'de sandık kurulacak. Benjamin Netanyahu yaklaşık 19 yıllık başbakanlık kariyerinin en kritik seçimlerinden birine hazırlanıyor. Karşısındaki en güçlü rakip eski Genelkurmay Başkanı Gadi Eisenkot. Son anketler, Eisenkot'un partisinin Netanyahu'nun Likud'unu geride bıraktığını gösteriyor.

Şöyle bir gerçeklik mevcut. Netanyahu'nun gitmesini isteyen siyasi partilerin büyük bölümü onun Filistin politikasına karşı çıkmıyor. Bağımsız bir Filistin devletini reddediyorlar. Gazze'de İsrail'in askeri kontrolünün sürmesini savunuyorlar. İran'ı da en büyük güvenlik tehditlerinden biri olarak görüyorlar.

İsrail'de seçmenlerin önemli bir bölümü yönetimin değişmesini istiyor. Fakat bu değişimin bölgesel güvenlik politikalarına ne ölçüde yansıyacağı belirsiz.

Dolayısıyla seçimleri yalnızca Netanyahu'nun siyasi geleceği üzerinden değerlendirmek eksik olacaktır. Asıl mesele, İsrail siyasetinde Filistin sorununa ilişkin oluşan geniş uzlaşının yeni hükümet döneminde de devam edip etmeyeceği.

ANKETLERE GÖRE NETANYAHU KAYBEDİYOR

Seçimlere günler kala açıklanan son anketler iktidar değişikliği ihtimalini güçlendirdi. Kamu yayıncısı KAN'ın araştırmasına göre Eisenkot'un Yaşar Partisi 22, Netanyahu'nun Likud'u 20 sandalye kazanıyor. Eski Başbakan Naftali Bennett ile Yair Lapid'in ortak listesine ise 14 sandalye düşüyor. Ancak İsrail'de seçimi kazanmakla hükümet kurmak birbirinden farklı meseleler.

120 sandalyeli parlamentoda çoğunluk için 61 milletvekili gerekiyor. Anketlerde Netanyahu'nun partisiyle birlikte aşırı sağcı ortaklarının toplamı 50 sandalyede kalıyor. Eisenkot'un öncülüğündeki muhalefet bloku ise 52 sandalyeye ulaşıyor. Geriye Arap partilerinin yaklaşık 14 sandalyesi ve iki ana blok dışında kalan küçük partiler kalıyor. İşte seçimlerin en önemli çelişkisi burada ortaya çıkıyor.

Netanyahu'yu devirmek isteyen muhalefet, bunu gerçekleştirebilmek için ihtiyaç duyabileceği Arap partileriyle aynı hükümette bulunmak istemiyor. Üstelik muhalefetin kendi içinde de ciddi görüş ayrılıkları var. Eisenkot ve Bennett başbakanlığı hedefliyor. Avigdor Lieberman dini partilerle ve Arap partileriyle hükümet kurmaya karşı çıkıyor. Sol çizgideki Demokratlar Partisi ise Arap partileriyle iş birliğine daha sıcak bakıyor.

Bir başka seçenek Netanyahu sonrasında Likud'un da yer aldığı geniş bir koalisyon kurulması. Fakat bunun gerçekleşmesi için bugüne kadar Netanyahu etrafında şekillenen parti yönetiminde ciddi değişiklikler yaşanması gerekiyor. Bu nedenle seçimlerin ardından hiçbir tarafın hükümet kuramaması ve ülkenin yeniden sandığa gitmesi de olasılıklar arasında.

EİSENKOT NETANYAHU’DAN PEK FARKLI GÖRÜNMÜYOR

Gadi Eisenkot'un siyasi geçmişine bakıldığında neden köklü bir dış politika değişikliği beklenmemesi gerektiği daha iyi anlaşılıyor. Eisenkot, İsrail ordusunda 41 yıl görev yaptı. 2015 ile 2019 yılları arasında Genelkurmay Başkanlığı koltuğunda oturdu. Lübnan'da Hizbullah'a karşı geliştirilen ve sivil altyapının geniş çapta hedef alınmasıyla ilişkilendirilen Dahiye Doktrini'nin şekillenmesinde rol oynayan komutanlardan biriydi.

7 Ekim’in ardından kurulan Netanyahu liderliğindeki savaş kabinesinde de görev aldı. Sonrasında hükümetin Gazze stratejisini eleştirerek ayrıldı. Bugün seçim meydanlarında Netanyahu'yu güvenlik başarısızlıkları nedeniyle suçluyor. Ülkeyi yeniden güçlü bir devlet haline getirmeyi, güvenlik anlayışını değiştirmeyi ve 7 Ekim'de yaşananlara ilişkin bağımsız bir soruşturma komisyonu kurmayı vaat ediyor.

İç politikada yargının bağımsızlığını güçlendirmek ve ultra-Ortodoks Yahudilerin askerlik muafiyetlerine son vermek de vaatleri arasında. Peki Filistin konusunda ne söylüyor?

İki devletli çözümü yanlış buluyor. İsrail'in Ürdün Nehri ile Akdeniz arasındaki bölgenin güvenliği üzerinde nihai kontrol sahibi olması gerektiğini savunuyor. Gazze'de Hamas yönetimini 18 ay içinde ortadan kaldıracağını belirtiyor. Bunun diplomatik girişimlerle gerçekleşmemesi halinde askeri müdahale seçeneğini de açık tutuyor.

Dolayısıyla karşımızda savaşa karşı çıkan bir barış siyasetçisi yok. Netanyahu'nun savaş yönetimini başarısız bulan ve askeri hedeflerin daha etkili yöntemlerle gerçekleştirilmesini isteyen eski bir komutan var.

ÇELİŞKİLİ BATI ŞERİA SÖYLEMLERİ

Netanyahu hükümeti döneminde işgal altındaki Batı Şeria'da yasa dışı yerleşimlerin genişlemesi hızlandı. Maliye Bakanı Bezalel Smotrich ve Ulusal Güvenlik Bakanı Itamar Ben-Gvir, Filistin topraklarının İsrail'e ilhak edilmesini açıkça savunuyor. Eisenkot ise izinsiz yerleşimlerin kaldırılmasını ve Filistinlilere yönelik yerleşimci şiddetinin engellenmesini istiyor. Netanyahu hükümetinin Doğu Kudüs ile Batı Şeria arasındaki bağlantıyı koparma tehlikesi taşıyan E1 bölgesindeki inşaat kararına da karşı çıkıyor.

Bu önemli. Çünkü Filistinlilerin yaşadığı bölgelerin birbirinden koparılması, ileride bağımsız bir devlet kurulmasını daha da zorlaştırıyor. Ancak Eisenkot'un savunduğu şey Batı Şeria'daki bütün yerleşimlerin kaldırılması değil. İsrail'in kendi hukukuna göre izinli sayılan yerleşimlerin devamından yana. Oysa uluslararası hukuk açısından işgal altındaki topraklarda kurulan İsrail yerleşimlerinin hukuki durumu bambaşka.

Başka bir ifadeyle Netanyahu'nun rakibi, işgalin genişlemesini sınırlayabilir. Yerleşimci şiddetine müdahale edebilir. Aşırı sağcı grupların hükümet üzerindeki etkisini azaltabilir fakat işgalin sona ermesini ve bağımsız bir Filistin devletinin kurulmasını vaat etmiyor.

LAPİD’İN TÜRKİYE DÜŞÜNCESİ

Seçimlerin Türkiye açısından da değerlendirilmesi gerekiyor. Özellikle Netanyahu'nun diğer güçlü rakibi Naftali Bennett'in açıklamaları dikkat çekici. Bennett, Türkiye ve Katar'ın Gazze'nin geleceğinde rol üstlenmesine karşı çıkıyor. Bu ülkelerin yerine Mısır'ın daha fazla sorumluluk almasını savunuyor. Katar'ın düşman devlet ilan edilmesi gerektiğini de dile getirdi.

Bennett'in seçim ortağı Yair Lapid ise Türkiye konusunda daha farklı düşünüyor. Ankara ile gerilimin azaltılmasının yollarının araştırılmasını istiyor. Ancak Katar'a yönelik sert yaklaşımı paylaşıyor.

Bu ayrım önemli. Çünkü İsrail'de Netanyahu'nun yenilmesi, Ankara'nın diplomatik sorunlarının kendiliğinden çözüleceği anlamına gelmiyor. Üstelik Türkiye ile Katar, Gazze'deki ateşkes ve arabuluculuk süreçlerinde Mısır'la birlikte hareket eden ülkeler arasında. İsrail'de yönetim değişse bile Gazze'nin geleceğinde hangi ülkelerin söz sahibi olacağı konusunda yeni anlaşmazlıklar ortaya çıkabilir.

İran konusunda da benzer bir durum söz konusu. Netanyahu, İran yönetiminin devrilmesini hedefleyen sert bir söylem kullanıyor. Bennett de İran rejiminin ortadan kaldırılması gerektiğini savunuyor. Eisenkot ise İran'ın nükleer silah elde etmesini önlemeye ve bölgesel askeri kapasitesini sınırlamaya öncelik veriyor. Aralarında yöntem ve öncelik farklılıkları var. Ancak İran'ın bölgesel gücünün sınırlandırılması konusunda ciddi bir görüş ayrılığı bulunmuyor. Bu nedenle İsrail'de iktidarın değişmesi, Orta Doğu'daki savaşın sona ereceği anlamına gelmiyor.


Bartu Eken / Haber7

YORUMLAR İLK YORUM YAPAN SEN OL