III. Dünya Savaşı 4 yıl önce başladı
Yeni dönemi anlamak için travmatik bir içebakış sürecinden geçmeyi göze almamız gerek.
Yoksa dışarıdaki dünyanın gidişatına dair neler olup bittiğini tam olarak kavrayamayız.
Unutmayalım Berlin Duvarı yıkıldıktan sonra bir III. Dünya Savaşı fikri sadece bilim kurgu filmlerinde çıkabilirdi karşımıza.
Soğuk Savaş’ın hemen ertesinde Atlantik İttifakı’nın ‘tarihin sonu’ geldi diyerek zafer sarhoşluğuna kapıldığı 1990’larda iki ya da üç büyük aktörün birbirleriyle çatışma ihtimalinin sahneleneceği çapta küresel bir kriz olasılığı yoktu.
Çin ve Rusya’nın süper güç konumundaki ABD’yi karşısına alması akla muhal bir şeydi.
Fakat Suriye’de derinleşen kriz bünyesinde o kadar çok değişkeni ve aktörü barındırıyor ki, küresel güçler ve bölgesel bloklar arasında savaş riski eskiye nazaran çok daha kuvvetli bir ihtimal haline geldi.
Bir Rus jetinin Türkiye tarafından düşürülmesiyle başlayan yeni süreç, dünyaya savaşla barış arasındaki çizginin ne kadar inceldiğini hatırlatan son hadise oldu.
Savaşlar artık bir ülkenin sabah uyandığında başka bir ülkenin tanklarını çayırında görmesiyle başlamıyor.
Bu nedenle bardağın taşma noktasını ancak iş işten geçtikten sonra görülebiliyoruz.
Anglo-Sakson tarih geleneğiyle şekillenmiş dimağlarımıza II. Dünya Savaşı’nın 1939’da başladığı zerk edildi.
Fakat Çinlilere göre II. Dünya Savaşı, Japonya’nın 1931’de Mançurya’yı işgal etmesiyle start aldı.
Nitekim Avrupa’da da, II. Dünya Savaşı’na hazırlıklar 1919 tarihli Versay Antlaşması’nın mürekkebi daha kurumadan başladı.
Büyük ihtimalle geleceğin tarihçileri de “Küresel güçler arasındaki son çatışmanın tohumları 2011’deki Suriye kriziyle atıldı” diyecektir.
KENDİNİ GERÇEKLEŞTİREN KEHANET
Şu an uluslararası sistemin fazlasıyla dejenere olduğu bir aşamadayız.
Uluslararası siyasetin değişmez kuralları yoktur ama yine de gelişmelere ihtiyatlı yaklaşmamızı gerektiren bazı tarihsel döngüler olduğunu akıldan çıkarmamak lazım.
Özellikle de Karl Marx’ın “Louis Bonaparte'in 18 Brumaire”ine atıfla "Tarihte her şey iki kez yaşanır. İlkinde trajedi, ikincisinde ise komedi olarak" dediği unsurun kendini sürekli tekrarlayıp durduğu günlerdeyiz.
Kim ne derse desin uluslararası siyasetin Hobbesyen doğasında var olan kaderciliğin sorunu, kendini gerçekleştiren bir kehanet olabilmesinde.
Bu yüzden uyarılar ve dersler fayda etmiyor.
Daha 1612 yılında filozof, devlet adamı ve başyargıç olan Francis Bacon, “Yöneticilerin yaklaşan tehlikeleri göremeyip savsaklamalarından” şikâyet etmişti.
Bu yüzden İngiltere, II. Dünya Savaşı’na gönülsüz, yetersiz askeri güçle ve seçenekleri tükendiği için girdi.
ABD, esas itibariyle iki savaşa da katılmaya zorlandı.
Fransa, can düşmanı Almanya kapısına dayandığı halde savaşın vahşetine hazırlıksızdı.
Oysa bunların hiçbiri kaçınılmaz değildi.
Savaş ile barış arasındaki çizgi bulanıklaştıkça gerçek ile kurgu arasındaki çizgi de silinir.
Şu an Suriye’de olduğu gibi.