Kafka’nın köylüleri Cenevre’de ne arıyor?
Şu sıralar Cenevre mahkemesine koşan esmer ispiyoncular dertlerini beyaz efendilerine anlatmakla meşgul.
Bu manzara, ünlü Alman yazar Kafka’nın ‘Kanun Önünde/Vor dem Gesetz’ (1915) isimli hikâyesini akla getiriyor.
Mahkeme kapısına gelen Taşralı Adam’a bir tabure uzatan bekçi, beklemesini söyler.
Ve adam ölene kadar mahkeme kapısında durur.
Ne var ki Cenevre’ye giden tarafların halet-i ruhiyeleri Kafka’nın köylüsünden daha trajik.
Daha toplantı başlamadan Suudi ve İranlı bakanların, Ocak ayının başında New York Times gazetesi üzerinden birbirlerini efendilerine jurnalledikleri içler acısı gayretleri hafızalara kazınmıştı.
10 Ocak’taki yazısında İran Dışişleri Bakanı Cevad Zarif, “Nükleer anlaşmadan sonra Suudiler aşırıcılığa verdiği aktif desteğin ortaya çıkmasından korkuyor. İçeride devletin cellatları kılıçla dışarıda ise maskeli adamları bıçaklarla kafa kesiyor” demişti.
19 Ocak’ta aynı gazetede Zarif’in Suudi mevkidaşı Adil Bin Cübeyr de, “İran, bütün Suudilere iftira atıyor. Biz değil İran terörizmi destekleyen ülkeler listesinde. 2011’de Washington’da bir elçiye suikast düzenlemekten 25 yıl hapse mahkûm olmuş bir ajanımız yok ama İran’ın var” karşılığını vermişti.
Bu yazıların NYT’de ne işi var?
İki Müslüman ülke hangi mantıkla küresel imparatorluğun önünde kozlarını paylaşmaya kalkar?
Efendilerinin dayattığı kavramlarla yine efendilerine yaranmaya çalışan ortaçağ kölelerinden ne farkları var bu aktörlerin?
Oysa ABD’nin gözünde her iki taraf da aynı ve haklı.
İran, Riyad’ın tarif ettiği İran.
Suudi Arabistan da Tahran’ın tarif ettiği Suudi Arabistan.
***
Bu yüzden şu sıralar emperyal lordların gözüne girmek isteyen bütün taşralılar komşusu, vatandaşı veya muhalifini karalamak, kınamak veya itibarsızlaştırmak için “Bak işte o aşırıcı!”, “Bak işte o bir terörist!” diye bağırıyor.
İran, Suudi Arabistan, Mısır, Rusya ve Suriye’deki rejimler, beğenmediği herkese ‘onlar terörist!’ yaftasını yapıştırıyor.
Yani emperyal proje, egemenliğini sadece askeri güçle kurmuyor.
Söylem, ideoloji ve düşünce gücüyle de tahakkümünü perçinliyor.
Bu nedenle dünya sistemimin periferisindeki Ortadoğu kaosundan gelip merkezdeki Cenevre’de hak arayanların da sonu korkarım Kafka’nın hikâyesindeki Taşralı Adam’dan farklı olmayacak.
Neden?
Görünen köy kılavuz istemez.
Cenevre’ye gitmek, zaten Suriye krizine müdahil olan tüm tarafların hem düşünsel hem askeri hem siyasi olarak kaybetmesi anlamına geliyordu.
Buna bizzat şimdilik kazanmış görünen ve eli en güçlü konumdaki ABD’nin kendisi de dâhil.
Hatta Cenevre’de ABD, Esad’ın iktidarını savunan Rusya’nın pozisyonunu benimsemeye başladı.
Schmitt’ten Benjamin’e Heidegger’den Agamben ve Derrida’ya kadar siyaset felsefesi alanında yazan Batılı düşünürlerin de dile getirdiği gibi “eğer kanun denilen kapı herkese açıksa zaten ortada ontolojik bir boşluk var demektir.”
Bu anlamda Cenevre kapısının öncelikle Esad’a kapalı olması gerekiyordu.
Peki kapıyı neden Esad’a kapat(a)madılar?
İşte asıl soru(n) bu?
Bunun cevabı, hikâyenin sonunda bekçinin Taşralı Adam’a söylediği şu itirafta gizli…
Artık son nefesini vermek üzere olan adam sorar…
“Peki nasıl oldu da bunca yıl benden başkası girmek istemedi bu kapıdan?"
Bekçi ona şu unutulmaz cevabı verir…
"Çünkü yalnızca senin içindi bu kapı!”