Devlet aklı devrede
Devletin içine çöreklenmiş Cemaat'in paralel yapısı (emniyet-yargı cuntası) MGK'da güvenlik sorunu olarak karara bağlandı. Milli güvenliği tehdit eden paralel yapıyı dağıtmak üzere, topyekûn mücadele kararı alındı. Önceki gün (Çarşamba) Başbakan Tayyip Erdoğan, gerek üç dönem şartı, gerekse cumhurbaşkanlığı seçimleriyle ilgili, "Gül devam edebilir'' açıklamasıyla, çok anlamlı bir özveri mesajı verdi.
Bir gün sonra Anayasa Mahkemesi, Genelkurmay eski Başkanı İlker Başbuğ'un tahliyesini sağlayacak önemli bir karara imza attı.
Bunları nasıl okumak lazım?
DEVLET AKLI DEVREDE. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül-Başbakan Tayyip Erdoğan-Genel Kurmay Başkanı Org. Necdet Özel 'bir ve beraberliğinde 'şekil bulan MİLLİ DEVLETBAĞIMSIZ YÖNETİM, Devletin BEKASI için kararlı adımlara imza attı. İlker Başbuğ kararı ile siyasetin normalleşmesi yolunda, tarafsız bir anayasal kurumun varlığını Anayasa Mahkemesi gösterme şansı yakaladı. Bir süreden beri, bir taraftan paralel yapı diğer taraftan Türkiye'nin geleceğini karartmak isteyen pek çok ülke ya da çevre istikrarı yıkmaya çalışıyordu. Hukuk tartışmaları tırmandırılıyordu. Siyasi ve ekonomik istikrarı bozma, son Türk vatanında ameliyat yapma teşebbüsleri tırmandırılıyordu.
Ve bu kampanyalar, "Erdoğan Çankaya'ya çıkamasın" diye yapılıyordu.
İşte, bu noktada; Başbakan Erdoğan'ın, "yeni siyasi mimarinin" yolunu açan sözleri sonrasında Anayasa mahkemesinden son rahatlatıcı karar çıkması bir tesadüf değildir.
Devlet Aklı'nın, kaos'a ve güvenliği sarsıcı gelişmelere izin verilmeyeceğini açıkça gösterme girişimidir. Anayasa Mahkemesi, bir süreden beri verdiği kararlarla ,''tarafsız bir anayasal kurum''varlığını tescil ediyor. "KUL SIKIŞMAYINCA HIZIR YETİŞMEZ" atasözümüze uygun kararlara imza atıyor.
Türkiye sıkışmaya başlamıştı. Hukuk tartışmaları içinde birçok kurum tartışmaya ortamına çekiliyordu. HSYK ve Özel Yetkili mahkemeler konusunda bir taraftan muhalefet, diğer taraftan Cemaat'in medya organları yangın çıkarmaya çalışıyordu. 17 Aralık'ta bir darbe teşebbüsünde bulunan Cemaat'in paralel yapısıyla ilişkili olduğu düşünülen Özel yetkili mahkemelerin aldığı kararlar bardağı taşırmıştı. Paralel yapının kumpasları ortaya dökülürken, tarafsız bir yüksek yargı kurumu olarak Anayasa Mahkemesi ağırlığını koymaya başladı. Aldığı kararlarla gergin havayı yumuşatıcı kararlara imza atmaya başladı.
Anayasa Mahkemesi, halkımızı rahatlatıcı yeni pozisyonuna kolay gelmedi. 12 Eylül 2010 tarihinde yapılan halkoylaması ile Anayasa'nın yargıya ilişkin hükümlerinde önemli değişiklikler oldu. Temsilci sayısı artan mahkeme'ye Cumhurbaşkanı Gül tarafından atanan yeni isimlerin eski isimlerle kurduğu yakın ilişki ve sıcak iklim, Türkiye'de yepyeni bir döneme işaret ediyordu. Halkımızın ak sütü gibi oylarıyla, Bireysel başvuru yolu hukuk düzenimize dâhil oldu.
HAŞİM KILIÇ VE AKDOĞAN
Anayasa Mahkemesi'nin bireysel başvuru çerçevesinde cezaevinde bulunan vekillerinin tahliyesini sağlaması, hastalığı nedeniyle acilen cezaevi dışına çıkarılan Fatih Hilmioğlu kararları, toplum vicdanını çok rahatlattı. Son olarak Başbuğ kararıyla, hukukun önünün açılması sağlandı. 1990'da Turgut Özal tarafından Anayasa Mahkemesi üyeliğine seçilen ve başarılı kararlara imza attıran Haşim Kılıç'ı muhakkak bir kenara yazmalıyız. Tecrübesiyle Devlet Aklı'nın varlığında yer alması dikkate değer bir durumdur. Anayasa Mahkemesi'nin toplumu rahatlatan kararında, Başbakan Başdanışmanı Yalçın Akdoğan'ın tarihi rolünü de bir kenara yazmalıyız. Onun çıkışı, kamu vicdanının ve efkarının tercümanı olmaktı. Türk Ordusu'na kurulan kumpasa işaret eden Akdoğan'ın çıkışı olmasaydı, belki son Başbuğ kararını daha çok bekler olabilirdik.