Musul kimin olacak?
Peki bu kadim topraklar DAEŞ'ten kurtarılınca Musul kimin olacaktır? Musul'da manevi ve tarihi haklarımız var.
Bu operasyonun uzanacağı denklemler, önümüzdeki 100 yılda, bir taraftan Türk-Kürt kardeşliğinin bir entegrasyonla aynı topraklarda tecelli etmesini ve Musul-Kerkük petrol/ gazının emperyalistler elinden kurtarılıp kurtulamayacağına kadar uzanacak. 100 yıl önce kurulan tezgahlara bakarsak, bugün Yeni Türkiye'ye de kurgulanan plan ve projelerin örtüştüğünü anlarız. 23 Nisan 1920'de Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin Ankara'da açılmasının ardından kurulan hükümetin ilk hedefi, Misak-ı Milli'yi gerçekleştirmek ve Anadolu'yu işgale kalkan İngilizler'in işgal için Anadolu'ya sürdüğü Yunan ordusunu denize dökmekti.
Misak-ı Milli'nin güney sınırları TBMM'de şu şekilde ifade ediliyordu: "Hudud-u millîmiz, İskenderun'un cenubundan (güneyinden) geçer, şarka doğru uzanarak Musul'u, Süleymaniye'yi, Kerkük'ü ihtiva eder. İşte hudud-u millîmiz budur." Böyle bir sınırın ifadesi, Türk ve Kürtlerin aynı vatan toprağında beraber toplanmasını ve yaşamasını içeriyordu. İngilizler bölgedeki Hıristiyan halkın katledildiği bahanesi ile Musul'u işgal ettiler. Bölgenin İngiliz işgalinden kurtarılması için 1 Şubat 1922'de Revandiz bölgesine kuvvet gönderildi ve komutan olarak, nur içinde yatsın Milis Yarbayı Özdemir Bey görevlendirildi. Bölgedeki aşiretlerle birlikte İngilizler'e karşı önemli başarılar elde edilerek Süleymaniye'ye girildi.
Musul, Selçuklular'dan itibaren Türklerin yaşadığı bir "vilayet" olmuştu. Sömürgeci İngiltere, Musul-Kerkük ve Kuzey Irak'ın Yeni Türkiye sınırları içinde yer almasını engellemek için her yolu denemişti. İki korkusu vardı.
1) Türk ve Kürtler'in, aynı vatanda buluşmalarının yaratacağı sinerjinin bugün paçavraya dönen Sykes-Picot Anlaşması böl-parçala-yönet sistematiğini bozmasından korkuyordu.
2) Yenidünya düzeninde petrolün oynayacağı hayati rolde, Türkler'e ve Kürtlere fırsat vermeme kararıydı.
LOZAN'DA İNGİLİZ DANSI: Lozan konferansının önemli başlıklarından biri Musul meselesi oldu. Türkiye, konferansta Musul, Kerkük'ün demografik yapısını rakamlarla ifade ederken bölgenin çoğunluğunun Türk, Kürt ve Araplarla beraber Anadolu'nun bir parçası olduğunu savunuyordu. İngiliz Lord Curzon Musul'un ve bölgenin petrol zenginliğini Türk ve Kürtlerin değerlendirmesine şiddetle karşı çıkıyordu. Görüşmeleri Musul tartışması çıkararak, çıkmaza soktular. Diplomatik tezgahlar kurarken, İngilizler petrol bölgesi olan Musul ve Kerkük civarını beraber yaşamak isteyen Türklere ve Kürtlere bırakmamak için hayasızca akınlar düzenlediler. Şeyh Sait isyanı ile Doğu Anadolu'yu, Nastiri ayaklanmalarıyla Hakkâri'yi yıkıma sürüklediler. İçine bakan, kapanan Türkiye'ye, dış oyunlarla ilgilenme şansını bırakmadılar. Kesilen Lozan görüşmelerinin tekrar başlamasının ardından Musul'un geleceğini sonraya bıraktırmayı İngiltere ayak oyunlarıyla sağladı. Türkiye 1926'da Ankara Antlaşması ile Musul üzerindeki haklarından vazgeçmek zorunda bırakıldı. İngiltere, Kürtleri 4 ayrı ülkeye bölerek, 100 yıllık sömürge düzenlerini kurdular.
SONUÇ: 100 yıllık parantez kapatılırken, Yeni Türkiye'nin gönül coğrafyasına açılmasını engellemek için yine aynı tezgâhları kuruyorlar.
PKK-PYD, DEAŞ, DHKP-C kuklalarıyla Türkiye'yi içe kapanmaya zorluyorlar. Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın elini koluna bağlayarak, Türk ve Kürtlerin bir araya gelmesini, koridorlarla Türkiye'nin İslam coğrafyasına giden coğrafyayı bölmek istiyorlar. Bu sefer zafer inananların olacaktır....