Patriotlar neden geldi, neden gitti?
1989 Kasımında Berlin Duvarı’nın yıkılması bir devrin bitişini sembolize ediyordu. O zamanki lise tedrisatında 20. yüzyıl dünya siyasi tarihi İkinci Dünya Savaşı’nın başlangıcından önce kesildiği için, birçok sınıf arkadaşım gibi ben de, yaşanmakta olan büyük dönüşümün ne anlama geldiğini önceleri tam olarak anlayamamıştım. Haftalar ilerledikçe, dünyanın kabuk değiştirdiği bir dönemde, Türkiye’nin en iyi hocalarından uluslararası ilişkiler eğitimi aldığımız için kendimizi şanslı hissettik.
1990 Ağustosunda Saddam Hüseyin liderliğindeki Irak’ın Kuveyt’i işgaliyle birlikte Orta Doğu’da taşlar yerinden oynadı. Bir daha hiçbir şey aynı olmadı.
BM Güvenlik Konseyi’nin aldığı kararla kurulan ABD liderliğindeki koalisyon güçlerinin Kuveyt’i kurtarmak için düzenlediği askerî harekât sırasında basında her gün yüzlerce kez telaffuz edilen birçok kelime ve terim hafızalarımıza kazınmıştı. Savaş uçağının pistten kalkması anlamındaki “sortie”yi ilk o zamanlar duymuştum. ABD’li komutanlardan birinin lakabı “Çöl Ayısı”ydı. O günlerde dağarcığıma giren iki kelime daha vardı ki, şu kadar yıl sonra bile güncelliklerini koruyabilecekleri o zaman aklıma gelmezdi: Scud ve Patriot (vatansever).
Scud Sovyet yapımı bir füze sisteminin adıydı. Saddam Hüseyin bunları kullanarak İsrail ve Suudi Arabistan’a saldırılarda bulunuyordu. İncirlik Hava Üssü’nü, BM Güvenlik Konseyi kararına uyarak koalisyon güçlerine açan Türkiye’de azımsanmayacak sayıda insan, “ekran uzmanlarının” Saddam Hüseyin’in kimyasal başlıklar taktığı Scudlarla büyük şehirlerimize saldırabileceği yönündeki gayet abartılı yorumlarından dolayı paniğe kapılmışlardı. Ankaralı bir arkadaşımın babasının, evlerinin bodrumuna kendi imkânlarıyla derme çatma bir sığınak inşa ettiğini ve o günlerde kıyıda köşede kurulan “Rus pazarlarının” birinden belki de Stalin döneminden kalma birkaç gaz maskesi alarak tüm aile fertlerine teslim ettiğini hayretle öğrenmiştim. Kamu binalarının görünür yerlerine Kitle İmha Silahı taarruzu sırasında çalınacak sirenlerin ne anlama geldiği ve böyle bir durumda nasıl davranmamız gerektiğiyle ilgili afişler asılmaya başlayınca işin ciddiyetinin farkına varmıştım...
Sonra Patriotların Türkiye’ye geleceği haberleri yayıldı. Öyle ya, “Türkiye bir NATO müttefikiydi. İttifak sadece komünist ülkelerden değil, dünyanın neresinden gelirse gelsin tüm tehdit ve saldırılara karşı Türkiye’yi korumaya kararlıydı. Öyle olduğu için de, NATO’nun lider ülkesi ABD o zamana kadarki en gelişmiş hava savunma sistemi olan Vatansever füzelerini memleketimize konuşlandıracaktı. "Patriotlar, ‘Scud katili’ olarak bilinirdi...”
Saddam Hüseyin Türkiye’ye karşı hiç Scud kullanmadığı için Körfez Savaşı bittiğinde bir kez bile ateşlenmemiş Patriotlar derhal toplanıp Türkiye’den çıkartıldı. O tarihte, Patriotlarla yollarımızın iki kez daha kesişeceğini tahmin edemezdim.
2003’te ABD Irak’a saldırırken, NATO antlaşmasının “dayanışma hükmü” olarak bilinen 4. maddesine dayanılarak Patriot bataryaları bir kez daha Türkiye’ye yerleştirildi. Saddam Hüseyin devrilip, ABD’nin Irak işgali gerçekleşince, yine tek bir defa ateşlenmeyen füzelere “elveda” dedik ama meğer “görüşmek üzere” demeliymişiz.
10 yıl sonra, Türkiye-Suriye ilişkileri gerginleştiğinde bu ülkeden gelebilecek bir kimyasal başlıklı füze saldırısını bertaraf etmeleri için Patriotlar yeniden Türkiye’ye geldi.