Kapıda neden erkekler yoktu?
11 yerinden bıçaklayarak öldürdüğü karısı için son duruşmada “Onu çok seviyorum. Pişmanım” diyen koca, mahkeme heyeti tarafından en ağır cezaya, ağırlaştırılmış müebbet hapse çarptırıldı.
Anne Paşalı mezara, baba Paşalı hapse giderken kızları Burcu, sonucu “Zafer bizim” diyerek kutladı.
Ağır kayıplar pahasına kazanılmış bir “Pirus zaferi”...
* * *
Çoğu mahkeme heyetinin şiddete “ceza indirimi” bahanesi arayıp katilleri “tahrik var” diye veya “iyi hal”den salıverdiği ortamda, Ankara 1. Ağır Ceza Mahkemesi’nin “kadına şiddete sıfır tolerans” anlamına gelen seri ve adil kararı, gerçekten “ibretlik” oldu.
Ancak yine de aklıma takılan bazı sorular var:
İlki bu “serilik”le ilgili...
Cinayetin işlendiği tarih: 7 Aralık 2010...
Karar tarihi: 12 Mayıs 2011...
Yani cinayetten 5 ay sonra, 5 duruşmada sonuç alındı. Tanıklar, kriminal raporları, savunma dahil...
111 günde bir davayı bitirmek mümkünse, aynı şekilde işlenmiş benzer davalar neden yıllarca sürüyor?
Kamuoyunun ve medyanın yoğun ilgisi nedeniyle mi?
Eğer öyleyse bu, hem iyi hem kötü sayılır.
İyi; çünkü hassasiyet, sonuç veriyor demektir.
Kötü; çünkü bundan, yargının baskı altında karar verdiği sonucu da çıkar. Sahipsiz davalar için de tatsız haberdir.
* * *
İkinci soru şu:
Ayşe Paşalı’nın boşandıktan sonra eski kocası tarafından ölümle tehdit edildiğini, korunma talebinin ise “Artık evli değilsiniz” diye reddedildiğini biliyoruz.
Bu durumda onu korumasız bırakanlar, eşe yataklık yapmış olmuyorlar mı?
Böyle cinayetlerde ihmali görülenleri, koruma talebini reddedenleri, mağdur kadını katile teslim edenleri de sorumlu tutmamız gerekmiyor mu?
Yazının devamını okumak için bu linki kullanabilirsiniz
(Can Dündar - Milliyet)