Cemil Ertem
Cemil Ertem
ALINTI YAZAR
TÜM YAZILARI

Küreselden yerele: Siz bu hesapları biliyor muydunuz?

GİRİŞ 03.01.2014 GÜNCELLEME 03.01.2014 YAZARLAR

Gelişmekte olan Asya'dan başlayarak, bütün kriz boyunca dünya büyümesini omuzlayan ülkeler teklemeye başlıyor, bu ülkelerin paraları dolara karşı değer kaybediyor, dolar yükseliyor ancak petrol gibi dolarla değerlenen temel emtialarda yukarı yönde fiyatlanıyor. Öte yandan Avrupa borsaları, Euro Bölgesi'nde temel bir düzelme görülmemesine rağmen, uzun bir süreden beri ilk defa bu kadar uzun süreli yukarıda tutunuyor. ABD Hazine tahvilleri ise iki yıldan beri ilk defa bu kadar yüksekte... Bütün bu hızlı asimetrik durumun nedeni yalnız Amerikan Merkez Bankası'nın (Fed) geçen yılın son ayında ilan ettiği aylık 10 milyar dolarlık tahvil alımı azaltması mı; tabii ki hayır... Üstelik yeni Fed başkanı Yellen'in, Fed'in bilanço büyüklüğünden pek korkmadığını, tam aksi olarak, derdinin hala çözülmeyen resasyon tehlikesi olduğunu biliyoruz.

Esas sorun Çin'in yeni yönü

'Asya hisse senetleri düşüyor, çünkü Çin'in imalat sanayi verisi kötü geldi, Tayland ve G. Kore eski formunda değil...' Bunları geçelim, birileri Çin'in yeni gelen imalat sanayi verisinden çok, yeni devlet başkanı Xi Jinping'in, Deng'ten sonra, yapacağı en büyük değişimden hoşlanmıyor ve Çin'den başlayarak Asya'dan çıkışı körüklüyor.

Çin'in yeni 'liberal' başkanı Xi Jinping'in, şu sıra küresel finans oligarşisinin Türkiye ile birlikte kırılgan beşliye dahil ettiği Endonezya'da, geçen yılın Ekim ayında, düzenlenen Asya-Pasifik Ekonomik İşbirliği Örgütü'nün (APEC) toplantısında yaptığı konuşmanın başlığı; 'Reform, dışa açılma ve Asya'nın geleceği' idi. Xi, burada Asya'nın yeni bir büyüme yolu açmasının zamanı geldiğine işaret ederek, bölgesel birliklerin (ekonomilerin) ortaklaşa teknoloji geliştirmesi gerektiğini vurgulamış ve büyük Asya entegrasyonunu işaret etmişti.

ABD'nin iki büyük korkusu

Bugün ABD'nin iki büyük korkusu vardır; birincisi Çin'in Pasifik'in sınırlarını aşarak, geliştirdiği teknolojiyi ve elindeki büyük sermaye gücünü-sistematik bir şekilde- ihraç etmesi. İkincisi ise Çin'in dolar rezervlerini, hızlı bir şekilde eritmeye başlaması... Ancak ABD biliyor ki, bu ikinci büyük korkusu, ancak Çin'in dışa taşarak yeni bir dünyanın adımlarını atması ve dolar dışında yeni bir ticari çevrim oluşturmaya başlaması ile mümkün olur. İşte ABD'nin, birbirine bağlı, bu iki büyük korkusunun gerçekleşmeye başladığının ilk ve en stratejik işaretlerinden birisi, Xi Jinping'in Endonezya'da yaptığı bu konuşmadan hemen önce, Türkiye'nin füze ihalesini Çin'e vermesiydi. Türkiye-Çin füze anlaşması ya da ön adımı diyelim; ABD ve Batı için çanların çalmaya başlamasıydı. Çünkü, bu adım, basit bir silah ihalesi değildi, bundan öte teknoloji alışverişi ve buna bağlı yatırım silsilesini de içeriyordu.

AB ve Şanghay

İşte bu günleri takip eden tarihlerde Başbakan Erdoğan, Rusya ziyaretinde, yine ısrarla, Türkiye'nin Şanghay İşbirliği Örgütü'na aktif olarak dahil olmasının gerektiğini söyledi. Tabii tam bu sıralar Erdoğan'ın sıkça yaptığı bir şey de yerleşik BM düzeninin radikal eleştirisi idi. Tabii Başbakan Erdoğan bunları söylerken bizim ittihatçı 'liberal' muhalefetimiz; 'Türkiye nereye gidiyor, eksen kayar da bu kadar da kaymaz' eleştirilerine devam ediyordu. Halbuki, yine geçen yılın son ayında, şu 17 Aralık operasyonundan bir hafta önce falan, Başbakan, AB ile vize kolaylığı anlaşmasında, AB süreci benim cebimde, Türkiye bu hedeften vazgeçmeyecek diyordu. İşte işin en önemli yanı da burasıydı; hem Çin'le ortak, yüksek teknoloji silah sanayi geliştirmeye niyetleneceksin hem de, AB'ye ben istediğim koşullarda gireceğim, çünkü AB artık 'hasta adam' diyeceksin...

Yazının devamını okumak için bu linki kullanabilirsiniz

Cemil Ertem - Star Gazetesi
certem@stargazete.com

YORUMLAR İLK YORUM YAPAN SEN OL