Acele etmeyelim -sırayla- hepsi olacak...
GİRİŞ 27.04.2014
GÜNCELLEME 27.04.2014
YAZARLAR
AYM Başkanı'nın cuma günü yaptığı konuşma ile de, belirginleştirdiği tartışma, kesinlikle Başkan'ın kişisel, subjektif duruşu değildir. Bu tartışma, Anayasa Mahkemesi ile temsil edilen, Türkiye'nin geride bırakmakta olduğu vesayetçi düzen ile gelmekte olan yeni demokratik sistem arasındaki son kurumsal tartışmalardan birisidir.
Bütün geçiş dönemlerinde ve ileriye dönük dönüşümlerde ‘hukuk' kavramı, eskiyi savunan soyut ve içi boşaltılmış bir gemi aslanı olarak ortalıkta dolaştırılır.
Böyle dönemlerde ‘hukukun üstünlüğü' demek geride kalanın, çürümüş olanın, eskinin hukuku ile sonsuza kadar mutlak olmasını istemek anlamına gelir. Şunun da suyunu çıkardılar; ‘evrensel hukuk normları'... Bu kavramı, şimdiye değin, ayaklar altına alanların hele hele 82 Anayasası'na varlıklarını bağlamış olanların savunması da, bu ülkenin acı kaderi işte...
Şu anda, insanlığın binlerce yıldan beri savaşlarla, sonu gelmeyen uğraş ve mücadelelerle elde ettiği kazanımları, moral değerleri hak olarak hangi dünya ve kimler savunuyor? Evrensel hukuk normları ve insan hakları deyince, bunları Batı'nın ortaya çıkardığını sanıp burayı işaret etmek, işte tam bugünlerde, yalnız Mısır'a ve Suriye'ye bakınca bile, insanlığa hakaret anlamına gelir. Evrensel Hukuk denen müessese eğer ki varsa, bu hiç şüphesiz ki, yeni bir merkez ve yeni kurallar, kurumlar olursa artık ayakları üzerinde durabilecek.
Kuvvetler ayrılığı mı, kuvvetler birliği mi?
Yalnız Türkiye'de değil, dünyanın her yerinde, her şeyin silinip yeniden yapıldığı bir dönem bu dönem ve hiç kimse öyle Batı'nın ‘kuvvetler ayrılığı' gibi içi boşaltılmış yalanlarına sarılıp da eskiyi savunmasın... Peki, nereden çıktı şimdi bu, eskiyi devam ettirmek isteyen her kurumun ve çevrenin savunduğu ‘kuvvetler ayrılığı'... Bu kavram, çok özgün bir örnek olan İngiltere'de kapitalizmin merkezileşmesi ile hız kazanır ve İngiliz burjuva devrimi, bu birliğin temeli üzerinden yükselir.
Bu birlik, cumhuriyeti, özel mülkiyeti, ‘özgürleşmiş' emeğe karşı koruyan ‘merkezi' cumhuriyeti ortaya çıkarır. Ama ‘birleşik' cumhuriyet her zaman, bir ideoloji olarak da var olmuştur ki, laik devletin kaynağı budur. Bu ideoloji, farklı tarihsel dönemlerde, farklı toplumsal koşullarda ve coğrafyalarda, her yere çekilebilecek ama o anki hâkim iktidarın elinde devletin özgün duruşunu inşa edebileceği çok geniş bir alandır. İşte bu alana ve seküler ideolojik duruşa ‘cumhuriyetçilik' diyoruz.
Yaznın devamı için tıklayın >>>
Yaznın devamı için tıklayın >>>
YORUMLAR İLK YORUM YAPAN SEN OL